|
DAHA nasıl olsa Avrupa Birliği (AB) lafını çok edeceğiz. Hele bir de 17 Aralık tarihinde toplanacak olan AB zirvesinden ‘Türkiye ile katılım görüşmelerine başlanması’ önerisini onaylayan bir karar çıksın... Seyreyleyin gürültüyü...
O nedenle biz bir ‘reklam arası’ vermeye niyetlendik bugün...
Gerçi değineceğimiz konu da biraz ‘Avrupa Birliği’ kokuyor ama biz yine de ihtiyattan yanayız.
‘AB kokusu’nu dile getirmemizin iki nedeni var:
Biliyorsunuz Yargıtay Başsavcısı Nuri Ok bu yakınlarda görülen bir davada, ‘Kürtçe siyasi propaganda yaptığı için yargılanan DEHAP Başkanı hakkında beraat kararı verilmesini’ isterken, ‘Başka bir dil bilmeyenlere bu şekilde hitap etmenin yasada konulmuş yasağı çiğneme anlamına gelmeyeceği’ gerekçesini ileri sürmüş ve dava ‘beraatle’ sonuçlanmıştı.
Biri bu...
İkincisi de, ‘Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulu’nun, iki Yargıtay üyesi hakkında mesleğin vakar ve onuruna aykırı hareket ettikleri’ gerekçesiyle birini ‘istifaya’ çağırması, diğerine ‘uyarı’ cezası vermesi.
Dünkü gazetelerde bildirildiğine göre Yargıtay tarihinde ilk defa bir üye ‘istifaya’ çağrılıyormuş.
Eldeki bilgiler geçen yıl da 14. Hukuk Dairesi üyesi Hüsnü Çağlayan hakkında ‘uyarı’ cezası verildiğini, Çağlayan’ın bunun üzerine emekliliğini isteyip üyelikten ayrıldığını ifade ediyor.
Konuya devam etmeden yukarıdaki haberi tamamlayalım:
Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulu’nun ‘istifaya’ çağırdığı üyenin adı Ergül Güryel... Bu zat daha önce Hákimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda ‘Başkanvekili’ sıfatıyla da görev yapan bir yargıç. Kendisi hakkında o dönemdeki tasarrufları nedeniyle de gazetelerde hayli bol haber çıktığı biliniyor.
Diğeri, yani Hüseyin Demirörs o kadar şöhretli sayılmaz. Ama artık yargı tarihine geçtiğinden emin olabilir.
Doğrusunu isterseniz konuyu önemsememizin nedeni, yasal yetkisini kullanarak ‘çuvaldızı’ başkasına batıran yargının, ‘iğneyi’ de kendisine batırdığını görmemizdir.
Bu bizde çok az rastlanabilen bir örnektir. Çünkü bizde hukuk kurallarından çok meslek taassubu egemendir. Doktor kusuru hastanın ölümüne neden olur ama ‘meslek içi dayanışma’ adına olayın üstü örtülür, ölenin (veya yakınlarının) hakkı yenir.
Asker askeri, polis polisi, mühendis mühendisi, avukat avukatı korur. Ticarette ahlaksızlık, müteahhitlikte hırsızlık bu yüzden sürer gider.
Oraya kadar neden gidiyoruz?
Meclis’te birbirinin gözünü oyan milletvekilleri sıra dokunulmazlığa gelince birbirlerinin ayağına basıyor mu?
Ne dersiniz, bunların da düzelmesi için Avrupa Birliği’nden medet ummaya mecbur muyuz? |