Gazetenin başyazısında, “Avrupa, etnik kimlik ya da dinin değil, birliğin üyelik kriterlerinin özünü ve Türkiye de son birkaç yıldır yapılan reformların odağını teşkil eden uluslararası insan haklarının Avrupalı olmakta merkez unsur olduğunu ispatlamak için iyi bir fırsat yakalamıştır” ifadesi yer aldı.
“Türkiye'nin Avrupa'daki rolünün hiçbir zaman bugünkü kadar önemli olmadığına” işaret edilen yazıda, “1952'den bu yana NATO üyesi olan Türkiye, soğuk savaş boyunca Avrupa'nın doğu kanadı için hayati koruma sağladı. Soğuk savaştan sonra ise Avrupa, bir süreliğine, gelecekte çekirdeğini birkaç büyük devletin oluşturacağı bir federasyona doğru yöneleceğinin hayalini kurma lüksünü yaşadı. Ancak daha sonra Avrupa'nın sadece güvenliğini değil, temelini oluşturan değerlerini de tehdit eden İslamcı aşırıcıların uluslararası terörizmin hakim olduğu yeni bir dönem başladı” yorumunda bulunuldu.
DOĞU-BATI KÖPRÜSÜ
“Müslüman nüfusu ve laik demokrasisiyle Türkiye'nin bu meydan okumaya karşı koyacak tek ülke olduğu” belirtilen yazıda, “Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan bir bölgede bulunan Türkiye'nin Doğu'dan gelecek tehditlere karşı askeri tecrübesinin, Doğu ile Batı arasında bir köprü rolüyle diplomatik tecrübesinin ve Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya ile dini ve etnik bağlarının bulunmasının önemine” dikkat çekildi.
“Bunlardan daha önemlisinin İslam ve demokrasinin birbiriyle uyuştuğunun bir kanıtı olan Türkiye'nin AB ile daha yakın işbirliği içine girmesinin Ortadoğu'daki otokratlara yönelik ABD'nin Irak'taki meydan okumasından daha büyük bir meydan okuma teşkil edeceği” görüşü dile getirilen yazıda, “Türkiye'nin AB'ye başarılı şekilde entegrasyonu, ortak değerlere bağlı Müslümanlar ve Batılıların, her ikisi için de faydalı olacak şekilde bir arada yaşayabileceğini ve çalışabileceğini tüm dünyaya gösterecektir” ifadesi yer aldı.
RİSKLER
“Türkiye'nin üyeliğinin bazı riskleri olduğu da” ifade edilen yazıda, “müzakere sürecinin en az 10 yıl süreceği ve bu sürenin bu tür problemleri çözmek için yeterli olacağı” kaydedildi.
Yazıda, “başta Avusturya, Fransa ve Hollanda olmak üzere Avrupa ülkelerindeki Müslüman ve göçmen karşıtı güçlerin Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğuna” dikkat çekildi ve “Avrupalı liderlerin önümüzdeki on yıl boyunca bu muhalefeti izole ya da nötralize etmekten daha ciddi bir sorunu olmayacağı” görüşü savunuldu.