|
Ceren SÖZERİ
Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı Genel Sekreteri Dr.Özen Dallı altı yıl önce kurdukları İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (ICVB) ile uluslararası alanda büyük toplantı ve kongreleri ülkemize çekmeye çalışıyor.
Kongre turizminde ülkelerden çok şehirlerin pazarlanması gerektiğini savunan Dallı, daha iyi tanıtılırsa İstanbul ve Antalya’nın kongre potansiyelinin artacağına inanıyor.
n Kongre turizmi neleri kapsıyor?
- Dünyada 700 milyon insan seyahat ediyor. Gerek iş, gerek dinlence amaçlı. Bunların içinde bir kısmı da toplantı amaçlı seyahat ediyor. Yani meslek grupları başka ülkelerdeki meslektaşlarıyla buluşup tartışmak istiyorlar. Özellikle tıp, teknoloji, sosyal konularda dünyada çok hızlı gelişmeler oluyor. Bu gelişmeleri süreli yayınlardan ve kitaplardan takip etmenin yanı sıra tartışmak gerekiyor. Bu amaçla biraraya geliyorlar. Genellikle bir sene Avrupa’da, bir sene Asya’da, bir sene Afrika’da toplanıyorlar. Toplanacakları yerleri seçerken de her sene aynı yere gitmemeye özen gösteriyorlar. Bir de unutmamak gerekir ki söz konusu kongre ya da toplantı olduğunda ülkeden çok şehir ön plana çıkıyor.
n Kongrenin ya da toplantının yapılacağı yer seçiminde başka neler etkili oluyor?
-Gittikleri yerde belirli bir kültür platformunun olmasına dikkat ediyorlar. Örneğin bir tıp kongresi Amerika’da yapıldığında çok fazla ilgi görür, çok iyi tebliğler verilir, çünkü orada bu konu çok önemlidir. Seneye Türkiye’de mimarlar Kongresi düzenlenecek, çünkü gerek mirası, gerekse gelişimi nedeniyle burası mimarlar için adeta bir laboratuvar. Bir yerde kongre düzenlediğiniz zaman gelenlerin üçte biri o ülkeden oluyor. Bu ne demek; eğer kültür düzeyiniz yüksek değilse, yeterli eğitilmiş elemanınız yoksa, yabancı dil bilen sayısı azsa o toplantının ilgi görmesi, başarılı olması çok zor. Toplantı yerinin seçiminde en başta dikkate alınan toplantı ya da kongre salonunun niteliği. Lütfi Kırdar gibi müstakil merkezlerin yanı sıra otellerde ya da şu sıralar çok popüler olan tarihi köşklerde, saraylarda, şatolarda toplanılıyor. Toplantı yerinin ardından kent gelenlerin konaklama ihtiyaçlarına cevap verebilmeli. Gelenler dünya mutfaklarının yanında o bölgenin yemeklerini de tanımak isterler. Bu nedenle kentin kalabalık gruplara hizmet verebilecek büyüklükte ve kalitede restoranları bulunmalı. Ulaştırma çok önemli, her türlü uçağın uğradığı, otellerine transferlerin çok çabuk yapıldığı ve polis tarafından çok fazla sıkıştırılmadıkları havalimanları aranıyor. Teknik cihazların ve çeviri sistemlerinin gelişmiş olmasına çok dikkat ediyorlar. Daha da ileriye gideyim, alışveriş, gece yaşamının renkli olması, kültür ortamının varlığı her ne kadar yorgun olsalar da onlar için önemli olabiliyor.
İSTANBUL’DA 500 BİN KİŞİYİ AĞIRLAYABİLMELİYİZ
Büyük kongreleri ya da toplantıları ülkemize çekmek için ne yapmak gerekiyor?
- Fuarlara katılıp sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Biz kısa adı ICCA (International Congress & Convention Association) olan Uluslararası Kongre ve Toplantı Birliği’ne üyeyiz. ICCA bize önümüzdeki yıl için üzerinde duracağımız, çalışacağımız kongrelerin listesini gönderir. Bu demektir ki bu listede yer alan kongreler coğrafi olarak bizim bulunduğumuz bölgedeki ülkelerin birinde yapılacak. Biz de buna göre bu kongreleri düzenleyenlerle temasa geçeriz. Öncelikle kapsamlı bir dosya hazırlayıp ihaleye katılırız. Ardından Fam trip’ler organize ederiz. Yani toplantı düzenleyicilerini ücretsiz olarak ülkemize davet eder, kenti gezdiririz. Kısacası onları etkilemek ve toplantıyı ülkemize çekmek için elimizden geleni yaparız. Sonuç her zaman olumlu olmaz ama bu organizasyonları yapmak şart. Sonuçta kazanırsak biz kongreyi yapmıyoruz sadece kongrenin bu ülkede yapılmasını sağlamış oluyoruz. Bunun yanısıra bu sektörde prestijli dergiler var. Bu tür dergilere sık sık reklam vermek gerekiyor. Bizim şimdilik buna gücümüz yetmiyor.
n Uluslararası düzeyde küçük toplantıların getirisi çok mu düşük? Hep büyük kongrelere mi yönelmek gerekiyor?
- Kongrenin kapsamı ne kadar büyükse pazarlama ve hazırlık aşaması da o kadar uzun oluyor. Oysa dünyada 2500 kişiyi aşan kongrelerin toplam içindeki yeri yüzde 7-8’i geçmez. Ağırlıklı olan 250 ile 500 katılımcının yer aldığı toplantılar. Bu nedenle büyük toplantı alanları gereklidir ama senede bir ya da iki kez kullanılır, oysa küçük salonlar çok daha sık kullanılır.
n Müstakil kongre merkezimiz oldukça az genellikle oteller ön planda... Büyük merkezlere ihtiyacımız yok mu?
- Elbette, özellikle İstanbul’da. Önümüzdeki sene Sütlüce Kongre Merkezi faaliyete geçecek. Orada üç bin kişilik bir salon var ki kentin en büyük salonlarından biri olacak. Maslak’ta yarım kalmış bir merkez var, sanırım yakın zamanda tamamlayacaklar. Biz istiyoruz ki İstanbul’da 500 bin kişiyi aynı anda ağırlayabilecek kadar salonumuz ve konaklama imkanlarımız olsun. Örneğin şu sıralar Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nun üzerine açılır kapanır bir sistem yapma girişimi var. Gerçekleşirse 4500 kişilik Türkiye’nin en büyük kongre salonuna sahip olacağız. Dünyanın önemli kongre merkezlerinden biri olmak istiyorsak her büyüklükte salonlara ihtiyacımız var.
n Dışarıdan bakıldığında kongre turizmi konusunda Türkiye’nin imajı nasıl?
- Yakın zamanda EFCT (European Federation of Conference Towns- Avrupa Konferans Şehirleri Federasyonu) toplantısına katılacağım. Orada basın mensupları, eğitimciler, çeşitli ülkelerin katılımcıları bulunuyor ve bu konuları tartışıyoruz. Ben 10 milyon insanın yaşadığı İstanbul’u temsilen gidiyorum. Fransa’nın 750 bin nüfuslu Lyon şehrinin temsilcisiyle tartışıyoruz. İnsanlar bana böyle büyük bir kentin temsilcisi olduğum için çok farklı bakıyorlar. Oysa Lyon temsilcisinin bütçesi bir milyon dolarken bizimki 300 bin dolar. Adamlar sektördeki dergilere sık sık reklam veriyorlar. Ayrıca büyük kentlerde bu tür pazarlama teknikleri geleneksel olarak oturmuş durumda zaten. Şehirler de gerek altyapı, gerek kültürel anlamda gelişmiş. Örneğin Cenevre’ye giden yabancıların yüzde 70’i, Frankfurt’a gidenlerin yüzde 60’ı toplantı amacıyla gidiyor. İstanbul’da rakam sanırım yüzde 2’lerde. Bir de şu açıdan bakmak gerekir; daha önceleri belli seyahat acentaları tarafından yapılıyor olsa da kongre turizmi ülkemizde son beş yıldır gelişmeye başladı. Otellerimizin kalitesi arttı. Servis konusunda hálá çok eksiğimiz var ama zamanla aşabileceğimiz kanısındayım.
n Gelişmişlik düzeyi dikkate alındığında sanırım en çok Avrupa başkentleri ve Amerika ilgi görüyor...
- Evet Paris, Londra, Frankfurt gibi şehirler hem gelişmişlik düzeyi, hem de alışılmışlık düzeyi açısından kongre turizminde başı çekiyor. İnsanlar için Türkiye’ye gelmek çok cazip. Yeni bir yer keşfediliyor çünkü. Yabancılar için Müslüman bir ülkeye gelmek çok heyecan verici, Bizans’ın etkisi, farklı kültürlerin buluşma noktası, bunun yanında bir de Akdeniz var... Ama bir ‘acaba’ da var. Bu adamlar bu işi yapabilir mi, mikrofonları çalışır mı, teknolojik altyapıları var mı, diye düşünülüyor. Çünkü biz kendimizi yeteri kadar anlatamamışız. Rakip olarak karşınıza Roma, Paris, Brüksel çıkınca çok fazla direnemiyorsunuz.
ANTALYA FRANSA’NIN NICE’İ GİBİ OLABİLİR
Türkiye’de şu anda kongre yapılabilecek kentler, İstanbul’dan sonra Antalya, ondan sonra kısmen İzmir ve Ankara. Başka yok. Yani şöyle; Kapadokya’da ya da başka bir yerde de kongre yapabilirsiniz. Bir otelin salonunu kapatırsınız. Ama devamlılık arz edecek bir durum olmaz. En başta ulaşım sorun. Her zaman uçak yok. Bazı yerler havaalanına uzak. Antalya bile bu konuda sıkıntı yaşıyor. Gelenlerin çoğu İstanbul aktarmalı geliyor. Ama Antalya’nın tesisleri çok iyi. Her otelin kongre yapabilecek tesisleri var. İklimi çok müsait. İstanbul kadar zor bir şehir de değil. İzmir ve Ankara’nın eksikleri var. İstanbul’da kongre yapanlar pre ve post turlar için katılımcıları Antalya ve İzmir’e götürüyorlar. Antalya’dakiler de İstanbul’a getiriyor. Dünyanın en önemli kongre merkezlerinden biri Fransa’nın Nice şehridir. İşte bizim Antalya’mız da sunduğu imkanlar bakımından Nice gibi olabilir. |