|
Kıyı ve Deniz Jeolojisi Sempozyumu
13-15 tarihleri arasında Jeoloji Mühendisleri Odası ile birlikte düzenlenen Kıyı ve Deniz Jeolojisi Sempozyumu Yıldız Teknik Üniversitesi'nde yapılacak. 3 günlük etkinlik boyunca Kıyı ve Denizlere ilişkin deprem, tsunami, kıyı alanları yönetimi, jeoteknik, petrol, kıta sahanlığı, jeomitoloji, jeoarkeoloji gibi konular tartışılacak. Sempozyum boyunca çeşitli oturumlarda çok farklı konular gündeme gelecek. Şükür Ersoy’un düzenleme kurulu başkanlığını yaptığı, JMO başkanı İsmet Cengiz, YTÜ rektörü Durul Ören ve İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın açılış konuşmalarından sonraki ilk oturum, çağrılı konuşmacı olarak Naci Görür’e ait. Marmara Denizi’nin depremselliğinin anlatımından sonra Tuğamiral Nazım Çubukçu SHOD’un tanıtımını yapacak. Çok sayıda çağrılı konuşmanın da yapılacağı toplantıda ele alınacak diğer konular arasında şunlar var: Jeoloji, jeofizik, kıyı mühendisi, jeomorfoloji gibi uzmanların katılacakları kıyı jeolojisi, İstanbul Boğazı,Kıyı yönetimi, İstanbul kıyıları ve yönetimi, Kıyı ve jeoteknik, Petrol jeolojisi, sismik yorumlama, Aktif Tektonik, Kıyı ve deniz haritaları, GPS ve kıyı değişimleri.. Çağrılı konuşmacılar arasında şu isimler var: Namık Yalçın, Esen Arpat, Tufan Erdoğan, Oğuz Ertürk.. Panel: Kıyı alanları yönetimi, eko turizm ve kıyı dinamiği..
Muğla Uluslararası Kant Sempozyumu
Muğla Üniversitesi’nde 6-8 Ekim tarihleri arasında Muğla Uluslararası Kant Sempozyumu düzenleniyor.
Açılış konuşmalarını Muğla Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Doğan Özlem, Rektör Prof. Dr. Şener Oktik, Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın yapacağı sempozyum, yerli ve yabancı felsefecilerin, ünlü Alman felsefe ve düşün insanı Immanuel Kant üzerine araştırmalarıyla sürecek. Sempozyum, ‘Teorik felsefe’, ‘Teorik felsefe/ Metafizik’, ‘Politik felsefe’, ‘Pratik felsefe’, ‘Estetik / Teoloji’, ‘Pratik felsefe/ pedagoji’, ‘Estetik/ eğitim’, ‘Teorik felsefe/ Antropoloji’, ‘Politik felsefe/ Aydınlanma’ gibi başlıklar altında düzenlendi. Daha çok bilgi için: www.mu.edu.tr/private/Kant
İmmanuel Kant, 1724-1804 tarihleri arasında yaşadı, dünyanın kökeniyle ilgili düşüncelerini ortaya koydu. Eleştirici felsefe konusunda yazdı. Bilginin temelini, kavramların kullanım alanlarını araştırdı, belirlemeye çalıştı. Aydınlanma düşüncesinin savunucusudur. Felsefi yaklaşımlarıyla, getirdiği açıklamalarla, toplumları büyük ölçüde etkilemiş ve yeni bir çığır açmıştır.
Sempozyumun icra komitesinin Başkanı Nebil Reyhani üyeleri ise Mehmet Elgin, Güçlü Ateşoğlu, Kubilay Hoşgör. Organizasyon komitesinin Başkanı ise Doğan Özlem.
BİLİM ile yeni tanıştım
Arkadaşımın evinde gördüğüm BİLİM dergisiyle yeni tanıştım. Dergide okuduğum bazı konular, bilimsel konulara uzaktan duyduğum merakı arttırdı. Ve ilk cumartesi günü Bilim’i merakla aldım. Ben lise öğrencisiyim, ama çocuk sayfası ortaokula giden kardeşimi ilgilendirdi. Orada verdiğiniz deneyi evde yaptık, doğrusu eğlendik. Kardeşim bu köşe her hafta var mı diye sordu. Sizden isteklerimiz olacak, bir kaç sayı daha dergiyi alalım, isteklerimizi öyle bildirme kararı aldık... Hazırlayan büyüklerimize teşekkür ederiz.
Esen Güvenli Kadıköy İstanbul
Kadın Üzerine Savaşlar
Testosteron-Östrojen konusunun sonunu getiremeyeceğiz galiba. Baksanıza ülkemiz nasıl da yeniden derinlemesine bu ‘savaşın’ içine yuvarlanıverdi?!
AKP’nin ‘Zina cezası’ getirmek istemesi, toplumun bütün dinamik, çağdaş kesimlerini sarstı.
Bugün yatak odasına veya insanlar arasındaki gönüllü sevgi-cinsel ilişkinin içine devleti ve yasaları sokarak ‘cezalandırmak’ düşüncesiyle/ mantığıyla yaklaşan bir politik kafanın, yarın bu doğrultuda, ‘östrojen’i biraz daha çok denetlemek için yeni adımlar atmaya istekli olduğunu da biliyoruz.
Bu kafanın, yarın, programlarından neyi çıkartıp önümüze koyacakları konusunda bir fikrimiz yok.
İktidarın öne sürdüğü ‘kadınları korumak’, ‘kadın erkek eşitliğini sağlamak’ gibi güldürücü gerekçeler, doğal olarak hiç inandırıcı değil ve kadınların hepsi ayakta!
* * *
Türkiye’de Testosteron-Östrojen arasındaki ‘savaş’, yakınımızdaki Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha fazla.
Çünkü Avrupa’da demokratik ve sosyal ‘devrim’lerle, kadınların mücadeleleriyle, uygarlık düşüncesinin ulaştığı nokta itibariyle, kadın-erkek eşitliği, kadınların özgür birey olarak toplumda yer almaları gibi temel sorunlar, en azından yasalar önünde çözülmüş durumda.
Ama doğumuzda, İslam coğrafyasında durum öyle değil.
Testosteron, kadınlarla ilgili herşeyi kendisi belirleme isteğinde. Pratikte de bunu gerçekleştiriyor.
Testosteron öyle baskın ki, kadınlara ‘yüz-göz’ açtırmıyor! Kültürlerin, erkek baskınlığının özelliğine göre, kadına tırnağını bile örttürüyor!
Bunun ‘din’ ile ilgisi mi var? Öyle ileri sürülüyor.
Ama bunun daha çok uygarlıkla, kafalarla, düşüncelerin aydınlanmasıyla ilişkisi var.
Nitekim, Ortadoğu’da biraz daha uygarlaşmış Müslüman erkekler ve ülkelerin, kadının örtünmesinde söz hakkından vazgeçtiğini görüyoruz.
İslam coğrafyasında bu kadar farklı tutumlar, farklı ‘dinsel yorumlar’ olduğuna göre, ülkelerin ve erkeklerin uygarlaşma düzeyinin kadın örtünmesinde belirleyici olduğunu kabul etmeliyiz.
Ülkemizin içine düştüğü bu ‘testosteron-östrojen savaşı’, aslında, ne tarafa yol alacağımızla yakından ilişkili..
Testosteron, ‘inanç şiddeti’ ile takviye edilmiş baskısı ile, kadınları erkek egemenlik alanı dışına çıkartmama uğraşı veriyor.
‘Zina cezası’nın esasında bu yatıyor.
Editör |