Schröder, Başbakan Erdoğan ile görüşmesinden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, ülkesinin aralık ayında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması konusunda olumlu oy vereceğini bildirdi.
Erdoğan ile görüşmekten mutluluk duyduğunu kaydeden Schröder, görüşmede, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması ile İran ve Irak'taki gelişmelerin ele alındığını söyledi.
Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'de göreve geldikten sonra uygulamaya koyduğu reformların bir devlet adamının en büyük başarılarından biri olduğunu belirten Schröder, Erdoğan ile reformlarla kanunların çıkarılmasıyla işlerin bitmediği, uygulamanın da çok zor olduğu konusunda hemfikir olduklarını kaydetti.
Schröder, şöyle konuştu:
“Bu açıdan 6 Ekim'de AB Komisyonu'nun olumlu bir rapor vereceğini düşünüyorum. Bu durumda tabii ki ben raporu, içeriğini bilmiyorum. Almanya, aralık ayında üyelik müzakerelerinin başlatılması konusunda olumlu oyunu verecektir.
Sayın Erdoğan ile üyelik müzakerelerinin başlaması gerektiğini, bunun dışında başka bir durum olmaması konusunda hemfikiriz. Aynı zamanda müzakerelerin uzun ve zor olduğu yönünde de hemfikiriz.”
“VERİLEN SÖZLER TUTULMALI”
Türkiye için olumlu oy kullanmalarının iki nedeni olduğunu belirten Schröder, “Türkiye'ye 40 yıldan beri siyasi kriterleri yerine getirdiğinde üyelik müzakerelerinin başlatılacağı söylenmişti. Uluslararası politikada verilen sözler tutulmalı” dedi.
İkinci önemli nedeni, bölgesel koşullara bağlayan Schröder, şunları kaydetti:
“Bölgenin, Ortadoğu ve ön Asya'nın ne kadar istikrarsız olduğunu hepimiz görüyoruz ve Sayın Erdoğan'ın önderliğinde Türkiye, bölgede bir istikrar unsuru haline gelmiştir. Aynı zamanda Avrupa'nın menfaatleri açısından da Türkiye'nin bölgede eşi olmayan bir durumu vardır.”
Avrupa'nın önemsediği değerlerin yaşatılması açısından Türkiye'nin önemine değinen Schröder, Türkiye'nin AB'ye alınmasıyla önemli bir projenin gerçekleşeceğini vurguladı.
ERDOĞAN: DESTEKLERİNDEN EMİNİM
Başbakan Erdoğan, “Bizler de aynı durumu paylaşıyoruz. 17 Aralık süreciyle ilgili müzakere sürecine yönelik düşüncelerini hep birlikte tekrar duymanın mutluğu içerisindeyim. Bugüne kadar bizlere olan desteğini esirgemediler. Bundan sonra da bu desteklerinin süreceğinden emin olarak kendilerine şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum” dedi.
Süreç içerisinde gerek anayasa, gerekse yasa değişiklikleri konusunda iktidarıyla muhalefetiyle, sivil toplum örgütleriyle çok ciddi bir mücadele verildiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“Tabii ifade ettikleri gibi bu uyum yasalarını çıkarmak problemi çözmüyor, aslolan uygulama. Uygulama ise zor olan. Bu bir zihniyet değişimi. Bu zihniyet değişimi tabii ki ayrı bir mücadeleyi gerektirir. Bu farklı bir süreç alacaktır. Uyum yasalarını çıkarırsınız, adeta bizim parlamentodan kanunları çıkardığımız gibi... Ama bunları uygulamaya sokmak istediğiniz zaman ciddi sıkıntılar ile karşılaşırsınız. Ama biz uygulamada da kararlıyız. Siyasi irade olarak, hem biz bu mücadeleyi vereceğiz, hem de dostlarımızla, sivil toplum örgütleriyle dayanışma içerisinde bu uygulama sürecini de başarıyla tamamlayacağımıza inanıyorum.”
27 AB ÜLKESİYLE EL ELE, OMUZ OMUZA
Başbakan Erdoğan, 17 Aralık'ın tam üyelik tarihi olmadığını, bazı ülkelerde ve bazı medya yansımalarında sanki 17 Aralık'ta üyelik verilecekmiş gibi ifadelerin zaman zaman yer aldığını belirterek, “Bu bir müzakere sürecinin başlamasıyla ilgili onayın verilmesidir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum” dedi.
Erdoğan, 2007-2008 yıllarında üye olacak iki ülkeyle birlikte 27 AB ülkesiyle el ele, omuz omuza bir adım atacaklarını kaydederek, “Bu güçlü bir AB'nin, medeniyetler arası uzlaşmanın gerçekleştiği bir adres olan AB'nin oluşmasına yönelik bir adımdır. Buraya Türkiye'nin katılmasının ona kazandıracağı çok büyük önem var. İnanıyorum ki barışın küreselleştiği bir dünyanın en önemli sigortası o zaman AB olacaktır” diye konuştu.
İran ve Irak ile ilgili olarak Almanya Başbakanı'nın görüşlerini paylaştıklarını ifade eden Erdoğan, özellikle Irak'ın demokratik aileler içerisinde dünyadaki yerini alması beklentisinde olduklarını söyledi. Erdoğan, “bu konuda Türkiye'nin üzerine düşen neyse bunu yapmanın gayreti içinde olacaklarını” belirtti.
"YENİ ŞARTLARDAKİ ALMANYA'NIN TAVRI NE OLACAK?"
Schröder, bir gazetecinin, “AB ülkeleri eğer Helsinki'de alınan kararlar dışında yeni şartlar öne sürerlerse Almanya'nın tavrı ne olacak?” sorusu üzerine, şunları söyledi:
“Alman hukukçuların terminolojisi açısından 'derhal' şu anlama geliyor: Herhangi bir neden olmaksızın bir şeyin geciktirilmesi... Tam tarihi söylemek şu anda mümkün değil. Bu konu müzakere aşamasının ne kadar süreceğine bağlı. Aslında bu konuyu tartışmaya gerek yok. Asıl önemli olan Türkiye'nin hedefe kilitlenmesi, üye ülkelerle uyum içinde çalışılması. Almanya açısından sorun yok.”
“RAPORU BEN BİLMİYORUM, SİZE BRAVO...”
Schröder, bir Alman gazetecinin, “İlerleme raporunda Türkiye'de halen işkence olduğu yönünde bir ifade var. Almanya, böyle işkence yapılan bir ülkeyle müzakerelere başlanmasını destekliyor mu?” sorusuna da “Ben Başbakan olarak bilmiyorum. Size bravo. Nasıl raporu öğrendiniz?” yanıtını verdi.
Uygulama sürecinin çok önemli olduğunu ve ciddiye alınması gerektiğini kaydeden Schröder, şöyle konuştu:
“Her şey zaten istenildiği gibi olsa bu süreci takip etmemize gerek kalmaz. Uygulama bir süreç işidir. Şunu göz ardı etmememiz lazım: Sayın Başbakan göreve geldiğinden beri reformları kararlı bir şekilde sürdürüyor. Bunu devam ettireceğine inanıyorum. Sayın Başbakan bu güveni hak ediyor. Komisyon da zaman zaman bu güveni denetleyecek.”
Başbakan Erdoğan da Schröder'in ardından aynı soruya ilişkin söz aldı. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e aynı sorunun İzmir'de yöneltildiğini ve Verheugen'in, Brüksel'e döndükten sonra bir heyeti işkence iddialarını araştırmak üzere Türkiye'ye gönderdiğini hatırlatan Erdoğan, hazırlanan raporda Türkiye'de sistematik bir işkence olmadığının belgelendiğini söyledi.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“Türkiye'de ne sistematik bir işkence vardır, ne de sistematik dışı bir işkence söz konusudur. Olamaz da... Çünkü bu konuda en büyük mücadeleyi biz veriyoruz. Bireysel bazı uygulamalar varsa tereddütsüz üzerine gideriz.”