02/10/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Cumartesi
02.10.2004
Ayşe  ÖZEK KARASU
Selülit özel hayata girer güzel endam ise bilgi edinme hakkına
  
akarasu@hurriyet.com.tr
 

Monako Prensesi Caroline’in AİHM’deki davayı kazandığı günden beri Avrupalı basın hukukçuları şu sorunu çözmeye çalışıyor: Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nun sekizinci ve onuncu maddeleri arasında nasıl denge kurulur?

Prensese dava kazandıran sekizinci madde özel hayatı; onuncu madde ise bilgi edinme hakkını koruma altına alıyor. Peki sekizinci nerede bitiyor, onuncu madde nerede başlıyor? Bir İngiliz hukukçuya göre, iki temel hak arasındaki dengenin sırrı şu: Selülitli bacaklar sekizinci maddeye, objektife hazır endamlar ise onuncu maddeye giriyor.

Peter Ustinov 1961 yapımı Romanoff ve Juliet filminde şu meşhur lafı etmişti: ‘Burası özgür bir ülkedir, madam. Sizin özel hayatınızı kamuya açık alanda paylaşma hakkına sahibiz.’

Hayır, artık böyle bir hakka sahip değiliz. Dönüm noktası niteliğinde iki mahkeme kararı bu anlayışı sona erdirdi. Bundan böyle zerzevat alışverişi yapan bir ünlünün resmini gazeteye basmak suç teşkil edebilir.

Avrupa basın hukukundaki milat süper model Naomi Campbell’in zaferiyle başladı. İngiliz Daily Mirror gazetesi 2001 yılında, Campbell’i uyuşturucu terapisinden çıkarken gösteren fotoğrafı basmış, model de dava açmıştı. Geçen Mayıs ayında Lordlar Kamarası, gazetenin bu yayınla özel hayatı belirli ölçüde ihlal ettiğine karar verdi. Gazete, Naomi’nin uyuşturucu tedavisi gördüğünü yazabilir, ancak gizlilik ilkesinin geçerli olduğu Narcotics Anonymous adlı merkezdeki grup terapisini ifşa edemezdi.

Prenses Diana’yı ölüme gönderecek kadar şöhret kovalamaya meraklı olan İngiliz tabloid basını bu kararla yıkıldı, ancak yılmadı. Takip canavarı paparazziler ünlü kovalamaya devam etti.

Amerikalı sinema oyuncusu Gwyneth Paltrow da geçenlerde yeni doğmuş bebeği Apple’la birlikte böyle bir kovalamacaya maruz kaldı. USA Today gazetesine konuşan oyuncu, ‘Londra’da arabalarla insanları takip ediyorlar. Hepsini dava edeceğim. Beni hızlı araba kullanmaya zorlayarak çocuğumun hayatını tehlikeye attılar’ diyordu. Paltrow, mesleğiyle ilgili bir faaliyet içinde olmadığı sürece, kimsenin suratına kamera tutamayacağını söylüyordu.

İngiliz hukukçulara göre ise Paltrow’un mevcut yasa çerçevesinde hakimden alacağı yanıt şuydu: ‘Çocuğunuzun hayatını tehlikeye atmak istemiyorsanız, siz de yavaş sürün ki, basın mensupları fotoğrafınızı rahat çekebilsinler.’

Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin özel hayatla ilgili tarihi kararından beri hakimlerin basın özgürlüğünü kollarken artık iki kere düşünmesi gerekiyor.

KAMU ÇIKARI YETMEZ

1991 yılından kalma hesap, geçen temmuz ayında AİHM tarafından karara bağlandı. Prenses Caroline’in gündelik yaşantısından fotoğrafları basan Alman dergilerine yasak getirmeyen Alman Anayasa Mahkemesi, AİHM’deki davada suçlu bulundu. Prenses bu resimlerde kamusal görevlerini yerine getirirken değil; ata binerken, çocuklarını okuldan alırken, müstakbel kocasıyla gezinirken, lokantada yemek yerken, alışveriş yaparken görünüyordu. Bu görüntüler prensesin özel alanını yansıtıyordu. Ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nun sekizinci maddesi bu alanı koruma altına alıyordu.

Aynı sözleşmenin onuncu maddesi, basının bilgi edindirme hakkını teslim ediyordu ama, Avrupa mahkemesi, prensesin özel hayatıyla basın özgürlüğü arasına bir sınır çekmişti. Oysa Alman mahkemesi, ‘çağdaş toplumun önemli bir figürü’ olduğu gerekçesiyle prensese orta karar bir özel hayat biçmiş ve sadece çocuklarının göründüğü resimlerin yayınını engellemişti. AİHM’ye göre ise prenses, çok tanınmış biri olmasına karşın, kamuya açık alanda bile özel hayat hakkına sahipti. Hatta daha da öte, prensesin toplum içinde nasıl hareket ettiğini merak eden kamunun çıkarı olsa bile bu hakka sahipti. Fotoğrafların basılabilmesi için, bunların demokratik bir toplumda tartışma yaratacak nitelik taşıması gerekiyordu.

ALMANYA’YA BASKI

Basının şöhretlerin özel hayatına nüfuz edebilme lüksünü sınırlandıran bu karar, Fransa’daki yasayla hemen hemen paraleldi, ancak İngiltere açısından sorun yaratıyordu. İngiliz Basın Şikayet Komisyonu ve mahkemelerin başvuruları incelerken, AİHM kararını da dikkate alması gerekiyordu.

Ancak İngiliz basın hukukçularına göre bu şartlarda, basın özgürlüğünün ihlal edilmemesine imkan yoktu ve hálá bir umut vardı. Almanya’nın AİHM kararına Büyük Mahkeme’de itiraz için üç aylık süresi bulunuyordu. Süre geçen hafta doldu ve İngiliz medyasından gelen bütün baskılara rağmen Almanya itiraz hakkını kullanmadı. Oysa itiraz kabul edildiği takdirde, dahili temyiz mekanizması çerçevesinde, aynı mahkemenin farklı bir yargıç heyeti davaya yeniden bakacaktı. Bu ihtimal ortadan kalktığına göre şimdi ne olacak? İngiltere’deki hukukçu görüşleri muhtelif. Bir kere, Avrupa’daki özel hayatı koruma yasaları arasında hayli derin farklar bulunduğu için, tek bir mahkeme kararının bunları uyumlu hale getirecek mekanizmayı tetiklemesi pek olası görülmüyor. Çünkü AİHM kararıyla kısıtlanan basın özgürlüğü anayasal bir hak.

Şimdi özel hayat ile basın özgürlüğü arasına nereden sınır çekileceği tartışılırken, İngiliz basın hukuku uzmanı Amber Melville-Brown iki hak arasındaki hassas dengeye pratik bir açıklama getiriyor: ‘Ter lekeleri, selülitler ve vücuttaki sarkmalar sekizinci maddeye girer. Şımarık primadonnaların, objektiflere hazır olduğu an çekilen fotoğraflar ise onuncu maddeye.’


Ayşe  ÖZEK KARASU
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Evet ama nasıl?
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Geçmişolsun ziyareti
 
    Bekir COŞKUN
  Depremi haber veren kanepe...
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  Türkiye’nin görevi: Said-i Nursi’yi anlamak/anlatmak
 
    Ege CANSEN
  Borsa ve arsa
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Emir komuta zinciri
 
    Erdal SAĞLAM
  Bol kepçe vergi indirimi ve teşvik
 
    Fatih ALTAYLI
  Öğleden sonra günaydın
 
    Hadi ULUENGİN
  Ekran kuşu
 
    İlter TÜRKMEN
  AB ve Türkiye’nin uluslararası ilişkileri
 
    Kanat ATKAYA
  Tadından yenmez
 
    Tufan TÜRENÇ
  Acaba bu genel yayın müdürü kim
 
    Yalçın BAYER
  Gelirler kontrolörleri ne diyor
 
    Yalçın DOĞAN
  ‘Kaldır emri’ Vali’den
 
    Özdemir İNCE
  Malumat mı talimat mı?
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Önümüzdeki hafta fırtına var!
 
    Vahap MUNYAR
  Çukurova anlaşmasında ödeme takvimi komedisi
 
    Erman TOROĞLU
  Valiye açık mektup
 
    Şükrü KIZILOT
  2005’e sarkan mevduat ve fonların vergi riski
 
    Zeynep GÖĞÜŞ
  Fransızların derdi ne?
 
    İlker YASİN
  Bu mudur?
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com