|
Tuncer Üney-TBV Projeler Kd./tuney@hurriyet.com.tr
‘Altınoktaçepe’. Çoğu kişi için bu başlık bir anlam ifade etmiyordur. Bir şifre midir? Bir adın kısaltması mıdır? Her ne ise, bilmeyen birisinin neymiş, diye dikkatini çekebilir mi? Bazı reklam kampanyalarında merak uyandırmak için önce ortaya bir anahtar sözcük atılır. Günlerce bu sözcüğü duyar ya da yazılı basında okursunuz.
Ama ne olduğu hakkında herhangi bir açıklama yoktur. Acaba ne, diye meraklanmaya başlarsınız. Günler geçer, yeteri kadar merak oluştuktan sonra o ürün ya da hizmetin ne olduğunu açıklayan tamamlayıcı reklamlar televizyonlarda ve gazetelerde yayınlanmaya başlar. Böylece tanıtım amacına ulaşmış olur. ‘Altınoktaçepe’yi duymamışlar için ben de merak uyandırıyorum. Yazının ilerleyen bölümlerinde onun ne olduğunu açıklamaya çalışacağım. Şimdilik şunu söyleyeyim:
‘Altınoktaçepe’ Türkiye için çok önemli bir gelişmedir. Ne yazık ki, bunun önemi toplumun büyük bir kesiminde yeteri kadar bilinmiyor. Bu yazıyı okurken siz de bunu daha önce duymamışsanız, demek ki, gereği gibi tanıtılmamış, etkili bir tanıtım kampanyası yapılmamış.
Konuya biraz girelim. Şimdilerde ülkeler ekonomik açıdan daha üstün konumda olmak için Bilgi Toplumu olma yolunda çalışmalar yaparken, ekonomilerini de Bilgi Ekonomisine dönüştürmekteler. Dünya Bankası’nın tanımına göre Bilgi Ekonomisinin dört temel direği bulunmaktadır. Bunlar; 1. Bilgi Ekonomisi için uygun iş ortamı, 2. Yerel ve dış kaynaklı yenilikçilik ortamının yaratılması, 3. Toplumsal Sermaye Gelişimi - Yaşam boyu Öğrenim ve Bilgi Okuryazarı işgücü, 4. Bilgi ve İletişim teknolojileri, yani Bilgi Ekonomisinin altyapısı. Bu temel direklerden yenilikçilik konusuna değinelim. Yenilikçilik çok basit anlatımla yeni ürün ve hizmetler ortaya çıkarmaktır. Olimpiyatların sloganı gibi, yenilikçiliğin sloganı da daha iyi, daha ucuz, daha nitelikli, daha işlevsel yeni ürün ve hizmetlerdir. Bunu başarabilmenin yolu ise araştırma geliştirme (Ar-Ge) yapmaktır. Yani bu iş için para harcamaktır. 2003 yılında Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı Küresel Bilgi Teknolojisi Raporunda ülkelerin çeşitli alanlardaki durumları karşılaştırılmalı olarak verilmektedir. Türkiye yaratıcılık kapasitesi açısından 82 ülke arasında 68. sırada bulunmaktadır. Buna koşut olarak Ar-Ge harcamaları da düşüktür. OECD ülkelerinde bu tür harcamalar ulusal gelirin yüzde 2,24 ’ü civarındadır. Ülkemizde bu rakam binde 6,4 kadardır. Bizim bu ülkeler düzeyine çıkmamız için bu tür harcamalarımızı 3,5 kat artırmalıyız. Yine OECD ülkelerinde her çalışan 1000 kişinin yüzde 6,4’ü Ar-Ge alanında çalışırken, bu rakam ülkemizde yalnızca 1,1’dir. Ülke olarak bu amaçla daha fazla kaynak ayırmamız gerektiği görülmektedir.
‘Altınoktaçepe’ AB’nin Altıncı Çerçeve Programının kısaltmasıdır. Amacı Avrupa’da bir araştırma ağı oluşturmak ve araştırma etkinliklerini özendirmektir. Ülkeler bu fona ulusal gelirleriyle orantılı bir payla katılmakta. Sunulan araştırma projeleri beğenilirse herhangi bir sınırlama olmadan bu fon aracılığı ile desteklenmekte. Anlaşılacağı gibi 1984 yılından beri 5 Çerçeve Programı daha yürürlüğe konulmuş. Biz bu programların ancak altıncısına katılabildik. Bu, araştırma geliştirme yapma konusunda Avrupa’dan yaklaşık 20 yıl geri kalmışız, demektir. Türkiye araştırma yapma konusunda yaygın bir kültüre sahip değildir. Bu programdan daha iyi yararlanabilmemiz için, bu kültürü benimsememiz gerekmektedir. 6.ÇP bunun için çok iyi bir araçtır. Bu araç iyi tanıtılmalı, proje önerileri oluşumuna destek verilmeli, özendirilmelidir. Yeni ürün geliştiremeyen toplumlar, ekonomik açıdan diğer ülkelerle rekabet edemeyeceklerdir. Başkalarının ürettiği ürünleri alıp kullanacaklardır. Tabii alacak paraları olursa.
Bir sonraki yazımda Altıncı Çerçeve Programına daha yakından bakmaya çalışacağım. Günleriniz yenilikçilik anlayışı ile geçsin. |