30/08/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Seyahat
30.08.2004
Anadolu’nun en kuzey noktasında engin denize kollarını açan şehir
 

Reyan TUVİ

Sinop Cezaevi’nin soğuk koğuşları, buradaki yaşamın neye benzediğini tahmin edemeyenler için daha da ürpertici. Ancak burası, Sinop’un en ilginç tarihi yerlerinden. O yüzden kente gelen her turist, buraya mutlaka uğruyor. Koğuşların kapıları artık ardına kadar açık, içeride paslanmış ranzalar, tozlanmış şilteler, duvarlarda mahkumların değil ama turistlerin o onu, bu bunu seviyor yazıları var. Çocuk ıslahevinden kafa karıştırıcı koridorlarla ayrılmış ziyaret kabinlerine, hamamdan iki hafta boyunca karanlıkta ceza çekilen, alaturka tuvaletli disiplin hücrelerine ve hapishanenin her yerinden daha izbe kadınlar koğuşuna kadar, Sinop Tarihi Cezaevi, gezdikçe bitmiyor, gezdikçe biraz daha düşündürüyor.

Bu sürgün yerinin, 26 yıllık infaz koruma memuru Akif Şahin, bıyığından dolayı nam-ı diğer Pala, cezaevi boşaltıldıktan sonra, buranın bekçisi olarak kalmış. Meşhur bir karakter. Belgesellerde, filmlerde oynamış. Firar edenler, infazlar, taş duvarların ardındaki yaşamın detayları, dün gibi hafızasında. Eskiden mahkumların volta attığı, top oynadığı avluları, koğuşlara kadar sıralanan yedi kapıyı, kör pencerelerden ulaşılması zor demir kilidi, kalın taş duvarları, en ufak ayrıntısına kadar biliyor.

Kalenin dışına, dolgu sahil şeridi ve limana mendirek yapılmadan önce, dalgalar cezaevini çevreleyen kalın surlara vururmuş. Denizi göremeyen mahkumlar da koğuşlarından dalgaların sesini duyarmış. Güney surlarının hemen yanındaki koğuşundaki Sabahattin Ali de onlardan biriydi. ‘’Dışarıda deli dalgalar/ gelip duvarları yalar/ seni bu sesler oyalar/ aldırma gönül aldırma’’ dizelerini bu günlerden birinde yazmıştı şair. Oysa, bu umutsuzluğun içinde, bir de gökyüzü vardı: ‘’Görmesen bile denizi/ yukarıya çevir gözü/ deniz gibidir gökyüzü/ aldırma gönül, aldırma...’’ Denize yakın bir yerlerde çile doldurmak hiç de kolay olmamalı, diye düşünüyorum.

KARADENİZ’İN TÜM YÜKÜNÜ ÇEKTİRMELER ÇEKERDİ

Küçük Ayhan bir gün, bir dükkanın vitrininde, ahşap bir tekne maketi görür. Yelkenliyi, Sinop Cezaevi’nde yatan ve aftan sonra kendine bu dükkanı açan balıkçı Derviş Usta, mapushanedeyken yapmıştır. Ayhan, bu allı yeşilli teknenin büyüsüne kapılır ve Sinop’a uğrayan yolcu vapurlarını çamurda şekillendirmeye başlar. Bu arada bir taraftan sanat okulunun ağaç bölümüne devam ederken, bir taraftan da Derviş Usta’ya yardım ederek, ağacın inceliklerini öğrenir. Yaptığı tekneleri, Sinop Limanı’na gelen yolculara satar. Gün gelir, kendine derme çatma bir tezgah açar. Amerikalılar’ın Sinop’ta olduğu yıllardır. Teknelerine bayılırlar, hediye olarak ülkelerine götürürler. Arkasından siparişler yağar. Ayhan Demir, Sinop Cezaevi’nde başlayan 60 yıllık ahşap tekne maketçiliği geleneğine ilk sahip çıkanlardan. Bugün artık bu, tamamıyla Sinop’a özgü bir el sanatı. Ustanın 54 yıl önceki takımları modern dükkanının vitrininde duruyor. Ayhan Usta’nın tekneleri arasında, çektirmelerin yeri ayrı; ‘’Bu nesil, nasıl olur da çektirmeyi unutur? Bir zamanlar Karadeniz’in bütün yükünü, kumunu, çakılını, kerestesini, onlar çekerdi’’ diyor.

Limandaki teknelerin ve Tarihi Yalı Kahvesi’nin yanından geçerek yürüyorum. Burası, Sinop’un en canlı yeri. Yalı Kahvesi, gençlerle dolu. Bütün okulların sıralandığı Okullar Caddesi’nde ise in cin top oynuyor. Bir de Tersane’den bakıyorum Sinop Cezaevi’ne. Anlatılanlara göre, 1990’larda, kalenin güney surlarının dibinden geçen sahil yolu yokken, cezaevi denizin içinde gibi görünürmüş. Beton yığınlarının arasına sıkışmış, karmaşık bir kent, Sinop. Güzelliklerini bir çırpıda görebilmek kolay değil. Anadolu’nun en kuzey noktasında, engin denize kollarını açmış gibi duran bir kent, daha güzel olmalı. Orada kayalıkların üzerinde, yapayalnız İnceburun Feneri duruyor. Etrafında birkaç kulübe. Karadeniz’e bakıyorlar. Arada hiçbir engel yok. Sabahattin Ali’nin sözlerini hatırlıyorum: ‘’On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözlerini dikerek bakmaya ve denizi yalnızca hayallerde görmeye mecbur kalmak az azap mıdır?’’

Şiir ve türkülerin cezaevi

Sinop denince, birçoklarının aklına ilk, kalesi ve tarihi cezaevi gelir. 1877 ve 1993 yılları arasında, hapishane olarak kullanılan kale, aslında bir sürgün yeriydi. Sıkı güvenliği ve disiplin hücreleriyle ün salmıştı. Kale ilk kez, 1215’te Selçuklular tarafından hapishane olarak kullanılmış. Yine aynı dönemde, hapishanenin içinde yer aldığı, yüksek taş duvarlı iç kale, savaş gemilerinin yapıldığı önemli bir tersaneymiş. Bugün, tersane bölümünün örülerek kapatıldığı ve bir noktada, surun delinerek cezaevi içinde bir kapı açıldığı görülebiliyor. Yer yer devşirme malzemenin kullanıldığı surların kalınlığı üç metre. Şiir ve türkülere konu olan, yakın zamanda da belgesel ve sinema filmi çekimlerinin yapıldığı cezaevinde, bugün koğuşlar, kadın koğuşu, disiplin hücreleri, ziyaret kabinleri, berber, çayevi, hamam ve çocuk ıslahevi gibi bölümler görülüyor. Cezaevinde yatan aydınlar arasında; Názım Hikmet, Sabahattin Ali, Burhan Felek, Ahmed Muhip Dranas, Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Zekeriya Sertel gibi isimler var... (Sinop Tarihi Cezaevi, her gün 09:00- 18:00 arası açık. Kışın, Pazartesi hariç, 08:00- 17:30. 0368 260 48

Gölge etme başka ihsan istemem

M.Ö. 4. yy.’da yaşamış olan Diyojen, Sinopluydu. Babasının karıştığı siyasi bir dava yüzünden, aile Atina’ya sürülmüş, Diyojen burada iyi bir felsefe eğitimi almıştı. Bir rivayete göre gün içinde elinde fenerle ‘’adam arıyorum’’ diye dolaşıyordu. Asıl ünü, kendisi için ne yapabileceğini soran Büyük İskender’e ‘’Gölge etme başka ihsan istemem’’ demesinden geliyordu.

ALIŞVERİŞ

Ayhan Kotra Ayhan Demir, şimdi oğlunu yetiştiriyor. İskele Cad. No:3, Sinop, 0368 261 29 25

E&R Çeyiz Sinop’a ait yöresel dokumalar, 13. yüzyıla ait bir Selçuklu medresesinde sergileniyor. Medresedeki küçük lokantada Sinop’un cevizli mantısından tadarken, dükkanın sahipleri Ece ve Reyhan Karaaydın’dan dokumalar hakkında bilgi alabilirsiniz. Pervane Medresesi, Büyük Camii arkası, Sinop, 0368 261 26 27

Özekes Bıçakları 1890’dan beri aynı ailede kalan ve yok olmayan bir gelenek. Kaleyazısı Mah. Batur Sok. No:28, Sinop, 0368 261 18 91, www.ozekes.com

Ayancık Halk Eğitim Merkezi Ayancık’ın geleneksel keten dokumalarının hepsi, Ayancıklı kadınlar tarafından, el tezgahlarında dokunuyor. Dr. Haşim Örnek Cad. No:18, Ayancık, 0368 613 11 96

Ekenler Ticaret Azdavay kadınlarının göz alıcı geleneksel kıyafetleri, çiçekli basmaları, şeritli önlükleri, bele bağlanan kuşakları ve ‘’çökü’’ denilen boncuklu başlıkları. Çarşı Cad. No:4/A, Azdavay, 0366 717 10 68

Galeri Ülgen Sinop’a özgü ahşap tekne maketçiliği geleneğini sürdüren, deneyimli ve köklü ailelerden. Çektirmeler, yelkenliler, guletler, balıkçı tekneleri, Karadeniz takaları... Tersene Çarşısı, No:12, Sinop, 0368 261 16 53

BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIM

Türkiye’nin en kuzey ucundaki İnceburun fenerinde, Karadeniz’i seyretmek

Azdavay Yukarı Topuk köyünde, Yaylacı ailesinin ayranını içmek

Sinop Kalesi’nden günbatımını seyretmek

Sinop’a bir de denizden bakmak

Tatlıca Şelaleleri’nin önündeki doğal havuzlarda yüzmek

Sinop’un etrafında bir ada turu atarak en vahşi kıyılarını görmek

Yol boyunca böğürtlen toplamak 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com