|
Ayten SERİN
Ülkede Özgür Gündem Gazetesi, manşet yaptığı bir haberden dolayı tam bir ay sonra, okuyucularından özür diledi. Gazete yayınladığı haberde tuzağa düşürüldüğünü, haber kaynağının yalan söylediğinin ortaya çıktığını yazdı.
Asker olduğunu söyleyen İzzet Çiftçi, Bahçelievler’de görev yapan iki polis tarafından tecavüze uğradığını iddia etmiş hatta mahkeme tutanağını da kanıt olarak göstermişti. Muhabir adliyeye giderek karar tutanağının aynı numara ile kayıtlı olduğunu kendi gözleriyle de gördükten sonra haber yapmıştı. Ancak gerçek, iki gün sonra adı geçen polislerin gazeteyi araması üzerine ortaya çıktı. Geçen hafta Nokta dergisi konuyu ‘Polisin korkulu rüyası Binbirsurat İzzet’ başlığıyla kapağına taşıdı. Çiftçi’nin hikayesini araştırdığımızda karşımıza Hürriyet dahil sayısız gazeteyi yanıltmaya çalışan, sahte belgelerle emniyeti ve savcılıkları şaşkına çeviren, buna karşın başına hiçbir şey gelmeyen usta bir oyuncu-dolandırıcı çıktı.
‘Basın tarihi boyunca gazeteciler düşe kalka, yaza çize, birçok deneyim elde etti. Özgür basın geleneğindeki gazeteciler de bu deneyimleri bir kez daha gözden geçirme, bizzat kendi yaşadıkları deneyimler ışığında da gazetecilik mesleğini hem sorgulama, hem yeni anlam ve roller yükleme konusunda yoğun tartışma yapmaktadır. Bu tartışma sürecinde, ‘Gazeteci haberini en az iki kaynağa doğrulatır’ şeklinde bir ilke vardır. Geçmiş gazetecilik deneyiminden süzülerek oluşturulan bir ilkedir bu. Bunun gereğini yapmanın da sorunu çözmede yetersiz kaldığını yakıcı bir şekilde, tabir uygunsa ‘faka basarak’ öğrenmiş bulunuyoruz. Bunun için hem okurlarımızdan hem de aşağıda öyküsünü anlatacağımız haberin aktörlerinden özür diliyoruz.’
Ülkede Özgür Gündem Gazetesi işte bu mesajı yayınladı 23 Ağustos Pazartesi günü. Haberlerine Kürt meselesine ağırlık vermesiyle bilinen 25 bin tirajlı gazete 21 Temmuz günü ‘Tecavüz Şoku’ manşetiyle çıkmıştı. Haberde Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nde görevli F.P.ve D.U. isimli iki polisin, psikolog asteğmen İzzet Çiftçi’ye tecavüzden tutuklandığı yazılmıştı.
MUHABİRİ NASIL ALDATTI?
Muhabir Cengiz Kapmaz’ı, İzzet Çiftçi’yle tanıştıran haber kaynaklarından bir avukattı. Tam 2,5 saat boyunca neler anlatmamıştı ki Çiftçi ona: ‘Meçhul biri arayıp cinsel ilişki teklif etti, sonra verdiği hesap numarasına 10 milyar lira yatırmamı istedi. Numara Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü’nde görevli D. U.’ya aitmiş. Suç duyurusunda bulunmak istedim. Beni Koray Mert Teber ismiyle, cinayetle suçlayıp savcılığa çıkardılar. Gerçek kimliğimi ispatlayıp serbest kaldım. D.U. ile F.P. adlı polisler evimde bana tecavüz etti. 10 milyar vermezsen seni öldürürüz, dediler...’’
Elinde bu senaryoyu aktaran bir sulh ceza mahkemesi karar tutanağı vardı. Tutanakta iki polisin ‘delil karartma ve mağdurun yaşamsal tehdit altında olması’ gerekçesiyle tutuklandığı belirtiliyordu. Muhabir Küçükçekmece Adliyesi’ne gitti, belgenin doğruluğunu kontrol etmek istedi. Cumhuriyet Savcılığı Hazırlık Kalemi’nde aynı hazırlık numarasıyla kayıtlı belge, elindekinin aynıydı. ‘Yine de kararı veren hakimi bulup sormayı denedim’ diyor Cengiz Kapmaz. ‘Elimdeki tutanağı hakime gösterdim. Verdiğim kararı seninle tartışmam, dedi. En azından belgenin doğru olup olmadığını söylemesini istediğimde kağıdı eline aldı, bunun senin elinde olmaması gerekiyordu, dedi.’
Hakimin verdiği cevap net olmasa da muhabir dava belgesinin kayıtlı olduğunu görmüştü. Gazeteye dönüp bilgisayarının başına geçti, ertesi gün haberi manşetteydi. Bir gün sonra gazete ‘Tecavüz olayında şok gelişme, Bahçelievler Emniyet Müdürü Ahmet Demir görevden alındı’ başlıklı haberi verdi. Oysa emniyet müdürünün görev yeri değişikliği tamamen tesadüftü. Onunla birlikte İstanbul’da yaklaşık 50 müdürün yeri değişmişti.
NOKTA’YA İTİRAF ETTİ
Kısa süre sonra Çiftçi benzer ‘belgelerle’ Nokta dergisinin kapısını çaldı. Muhabir Safa Köktener’e ulaşmasını sağlayan yine bir avukattı. Askerden izinli geldiğinde tecavüze uğradığını söyleyip, aynı belgeleri gösterdi. Muhabir verilen telefon numaralarını aradığında gerçeği öğrendi.
Çiftçi, Bakırköy Adliyesi’nde senaryolarıyla tanınan bir şahsiyetti. Çoğunlukla Koray Mert Teber ismini kullanarak polisleri tecavüzle suçluyor, sahte Adli Tıp raporlarıyla soruşturma açılmasına neden oluyordu. 1997’de Küçükbakkalköy Çocuk Esirgeme Kurumu Yurdu’nda kalırken ilk kez tecavüze uğradığını iddia etmiş, bu sayede gazetelere haber olmuştu. Nokta muhabiri bu bilgilerin ışığında bir kez daha Çiftçi’yle konuştuğunda gerçeği öğrenmişti.
17 yaşından beri bu iddiayla dikkat çekmeyi başarıyordu. İki ay Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi görmüş, orta derecede zeka geriliği ve davranış bozukluğu raporu almıştı. Adliye ve karakollara gire çıka sistemi iyice öğrenip, açıklarını kavramış ve bunları kullanmaya başlamıştı. Buna karşın ceza almamayı başarıyordu.
NİYE HEP TECAVÜZ?
Aslında Çiftçi son olayda adı geçen ve tanımadığını iddia ettiği iki polisle internetteki chat odasında tanışmıştı. Avukat olduğunu söylemişti. İnanması güç ama, polisler ona güvenmiş, hatta kredi kartı borçları hakkında başlatılan yasal işlemleri takip etmesi amacıyla vekaletlerini vermişlerdi. Bu arada görüşmeye devam ettiler. Bir gün Bahçelievler Emniyet Müdürü Ahmet Demir’in telefonu çaldı. Karşıdaki İstanbul Adliyesi’nin savcılarından biri olduğunu söylüyordu. ‘Emrinde çalışan F.P. ve D.U. isimli polisler hakkında tecavüz suçlaması var, ifadelerini alacağım onları derhal bana gönder’ deyip telefonu kapattı.
Konuşmadan şüphelenen Demir, adliyeyi aradığında böyle bir savcı olmadığını öğrenecekti. Adı geçen polisleri çağırıp, olayı sordu. Polisler başlarına geleni anlamıştı. Çiftçi’yle tanışıklıklarını anlattılar. Demir’in onayıyla randevulaşıp gözaltına aldılar. Üzerinden birçok sahte kimlik, belge çıkan Çiftçi sahtekarlık suçlamasıyla Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na sevk edildi.
İfade verdikten sonra serbest kalan Çiftçi çok kızmıştı. Şansını Küçükçekmece Adliyesi’nde denemeye karar verdi. Kendine bir avukat buldu. Savcılığa suç duyurusu yaptılar. Ardından Hürriyet’in kapısını çaldı.
BİZİ DE KANDIRMAK İSTEDİ
Hürriyet İstihbarat Servisi’nde çalışan arkadaşımız Asım Güneş de İzzet Çiftçi’nin şansını denediği gazetecilerden biriydi: ‘Diğer gazetecilere anlattıklarını tekrarladı. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazdığı dilekçenin örneğini verdi. Tecavüz iddiasıyla ilgili Adli Tıp raporunu görmek istediğimde, ‘asker olduğum için raporu askeri savcı aldı’ dedi. Şüphelendim, avukatıyla görüşmek istedim. Can Canbazer’in bürosuna gittik. Avukat bu işe karışmamamı olayın anlatıldığı gibi olmadığını söyledi. Çiftçi’ye dönüp vekalet ücretini ödemediğini, dolandırmaya çalıştığını, ifadelerinin tutarsız olduğunu belirtti. Seni savcılığa şikayet ederim, dedi. Çiftçi beni bürodan çıkardı. Askeri mahkemeden tecavüz raporunu getirmesini isteyip ayrıldım. Bir daha bizi aramadı. İnanmadığımız için iddialarını haber yapmadık.’
Can Canbazer, Çiftçi’nin Küçükçemece civarında dilekçe yazdırmayı başardığı ilk avukattı. Daha sonra Hürriyet’e anlattığına göre ‘Beni Müjgan Hanım gönderdi’ diyerek gitmişti Canbazer’e. Rastlantı bu ya Canbazer’in bir yakınının ismiydi Müjgan. Nereden tanıştıkları sorusuna ‘Annemin arkadaşı’ cevabını vermesi yetmişti.
‘Ben de daha fazla sorgulamadım. Sonuçta sokakta tabelam var ordan bile görüp gelmiş olabilirdi. Hikayesini anlattı, savcılığa başvurduğunda avukatıyla gelmesini istediklerini söyledi. Vekalet ücretini arkadaşı banka hesabıma yatıracaktı. Fazla inanmadım ama, yine de bekledim. Birlikte adliyeye gittik savcı sözlü ifadesini aldı, adli tıbba sevk etti. Aynı günün akşamı paranın yatmadığını öğrendim. Ertesi gün muhabir arkadaşla birlikte geldiğinde onu büromdan kovdum.’ Canbazer’in avukat olan eşi de Çiftçi’yi bir süre sonra yakındaki postanede görmüştü. Çiftçi bu kez sesini değiştirerek telefonda konuşuyor, muhtemelen yeni bir oyun oynuyordu.
Küçükçekmece’deki avukat avı Makbule Bozdoğan’la sürdü. Elinde sorgu zaptıyla gitmişti avukata. Belgenin altında hakim N.A’nın sicil numarası yazılıydı. Ama ifadeler tuhaftı. Bozdoğan zaptı Küçükçekmece Adliyesi’ne götürdüğünde durumu anladı. Çiftçi’ye de anlattı. Sekreterinin masasından cep telefonunun kaybolduğu bu görüşmeden sonra da onu görmedi. Bu belge Küçükçekmece Adliyesi’nde halen süren tecavüz soruşturmasının dosyasında. Üzerine büyük harflerle ‘Sahte Sorgu Zaptı’ yazılmış.
ÇİFTÇİ ŞİMDİ NEREDE?
Çiftçi, son bir aydır Aksaray ve Çapa civarındaki avukatları geziyor. Önce Avukat Mehmet Emin Adıyaman’a sonra İlhami Sayan’a başvurdu. Hikayesini anlattı. Haseki Hastanesi’nden doktor S.Z.’nin referansıyla geldiğini söyledi. Oysa verdiği isim hastanede bir sekreter ve Çiftçi’yi tanımıyor. Hatta telefon edene ‘Beni böyle birkaç kişi daha aradı, kim bu adam’ diye isyan ediyor.
Polisteki kayıtlara göre ‘hırsızlık, dolandırıcılık, yalan beyanda bulunmak, adli mercileri iğfal, evrakta sahtecilik, polis, savcı, hakim süsü vermek, devlet memuruna iftira, makam ve mevki sahibi insanların ismini kullanmak, sahte kimlik kullanmak’ suçlamasıyla defalarca sorgulanmış. Öte yandan Çiftçi’nin tecavüz iddialarından dolayı halen Küçükçekmece Adliyesi’nde bir soruşturma sürüyor. Cep telefonu şirketinden arama kayıtları, polisler ve Çiftçi’den de kan örnekleri istendiğini belirten yazılar adreslere gitti ama bunun bile Çiftçi’nin eline ulaşıp ulaşmayacağı meçhul. Herkesin bildiği cep telefonu günlerdir kapalı. Bu kadar hikayeden sonra verdiği adresin doğru olduğuna inanabilmek pek de kolay değil. Hatta İzzet Çiftçi adından bile kuşkulanmak gerekiyor. Ama emin olun, bizim ya da sizin kapınız çalınacak.
YÜZ YÜZE GELENLERE GÖRE PORTRESİ
Davranışlarına bakılırsa Çiftçi ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor.
Eşcinsel olduğu izlenimini veriyor.
Senaryoları ustaca oynuyor, ses taklitleri yapıyor, çantasında başvurduğu makama uygun sahte belgeleri de gezdiriyor.
Akıllı, çünkü her reddedilme nedenini bir sonraki başvuruda telafi ediyor.
Yetenekli bir sahtekar: Madem kanıt isteniyor ben de yaratırım, diyerek adli tıp raporları, zabıtlar, kimlikler ve yeni referanslar üretiyor.
PAKET SENARYOLARININ HER BİRİNDE BAŞKA BİR KİŞİ
Bilkent Psikoloji mezunu, turizmci olarak Atatürk Havalimanı’nda çalışıyor.
THY’de host, askeri tabip, er olabiliyor. Avukatlarla imzaladığı sözleşmede bu kimlikleri kullanıyor.
Av. İlhami Sayan’la imzaladığı sözleşmeye göre THY’de görevli. Aylığı 1 milyar 300 milyon lira.
Şu anda askerde ve 950 milyon maaş alıyor.
Bir evi var. Ailesinin ise Edremit’te bir evi bulunuyor.
Bankadaki hesabında tecavüz iddiasında dile getirdiği miktar kadar, yani 10 milyar lira nakit parası var.
Patricia Highsmith’in yarattığı Tom Ripley, herkesi kolaylıkla aldatabilen, rahatça başkalarının kimliğine bürünen, hatta o kimliğe kendisi de inanan bir karakter. Bu nedenle yazar dizinin ilk romanına Yetenekli Bay Ripley adını verdi. Diziden defalarca beyaz perdeye uyarlamalar yapıldı. Anthony Mingella’nın yönettiği 1999 tarihli ‘Yetenekli Bay Ripley’de Matt Damon başroldeydi. |