|
Matematik Dünyası’nın yeni sayısı
Ali Nesin’in yayın yönetmenliğini yaptığı, lise ve üniversite öğrencilerini okur kitlesi seçen, ancak profesyonel matematikçilerin de okuduğu Matematik Dünyası’nın yeni sayısı çıktı. Düşünmeye, soru sormaya ve araştırmaya teşvik eder, soyut ve analitik düşünme yeteneğini geliştirir. Son sayısının satışı 10 bini aştı. Matematikle yakından ya da uzaktan ilgilenen herkesin sonsuz yararlanacağı, her kütüphaneyi zenginleştirecek dergide matematiğin güzelliğini ve zenginliğini paylaşacaksınız.
Bu yılın ikinci sayısında kapak konusu: Halkalar, Asallar ve İndirgenemezler.. Ebob’la Ekok; Çin Kalanlar Teoremi; p-sel Sayıları Hissetmek; Halkalar, Sıfırbölenler, Asallar, İndirgenemezler vb.; Polinomların Kökleri; Polinomlarda İndirgenemezler; Biçimsel Güç Serileri; Cahit Arf Matematik Günleri III-2004; Bölüm Cisimleri ve Yerleştirme Halkaları; Tek Çarpanlama Bölgeleri ve Polinomlar; Matematiğin Kısa Bir Tarihi Ğ Ali Ülger; Tarihten Bir Yaprak Ğ Ercan Kumcu; Yirminci Yüzyılda Matematiği Sarsan Temel Düşünceler Ğ Timur Karaçay; Ulusal Matematik Sempozyumu Açılış; Kodlama Kuramı; Polybius fiifresi Ğ Ali Eskici; Geometri Ğ Topoloji; Geometri Köşesi: Napoléon ve Van Aubel Teoremleri Ğ Mustafa Yağcı; Topoloji Köşesi: Tamsayılarda İlginç Bir Topoloji Ğ Doğan Bilge ve Ali Nesin; Problemler ve Çözümleri Ğ Refail Alizade; Doğuş Üniversitesi 2004 Liselerarası Takım Yarışması Soru ve Yanıtları; Antalya Matematik Olimpiyatı Birinci Seçme Sınavı; Problemler Ağı Ğ M. Emin Gönal; Bilgisayar; Bilgisayar Bilimi Köşesi: Gerçekten Sıralayalım Ğ Chris Stephenson ve Ali Nesin;
Felsefe; Bakış Açısı: Kraliçen Güzel mi? Ğ Bekir S. Gür; Abrakadabra: Hoker Poker; Eureka! Murat Kipel; Yayın: David Blatner’in ‘p Coşkusu’ Ğ Ali Nesin; Satranç Köşesi: İnsanlar Nasıl Satranç Oynar? Ğ Eşref Eşkinat; İnternet Dünyası: Zeká Problemleri Sitesi ĞVebi Derya
Abonelik ve iletişim: www.md.math.bilgi.edu.tr
Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı
www.mimarlikmuzesi.org sitesinde faaliyete geçen Mimarlık Müzesi’nde ‘Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı‘ sergisi başladı. Küratörlüğünü Doğan Hasol’un yaptığı sergi, 1920’lerden günümüze Türk mimarlığına damgasını vuran yapılarla mimarlığımızın aldığı yolu ve yönelimlerini gözler önüne seren bir antoloji niteliğinde. Sergi , I. Ulusal Mimarlık Akımı, Genç Cumhuriyet’in Yabancı Mimarları, Çağa Uygun Anlayış, II. Ulusal Mimarlık Akımı, 1950’ler ve Modernizm, 1960’lar ve son olarak 1970’lerden Günümüze adındaki başlıklar altında, kronolojik bir düzende hazırlandı. Her akımın temel özelliklerini yansıtan yapılardan geniş bir seçki sunan sergide, içinde bulunduğu dönemi ve akımı yansıtan yapılara yer verildi. Mimarlık Müzesi’nde ayrıca; Pullar ve Mimarlık ve Sedat Çetintaş’ın Çizgileriyle sergileri devam etmektedir.
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız:
www.mimarlikmuzesi.org
Tüm yeni tanı ve tedaviler
14-19 Eylül 2004 tarihileri arasında yapılacak olan ve İç hastalıkları konusunda Türkiye’de düzenlenen en geniş kapsamlı kongre ‘6. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’ Genel Dahiliye, Kardiyoloji, Göğüs Hastalıkları, Gastroenteroloji, Nefroloji, Allerji İmmünoloji, Onkoloji, Hematoloji, Endokrinoloji, Romatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Geriatri, Yoğun Bakım, Acil Dahiliye’de yeni tanı ve tedaviler gündeme gelecek. Konusunda ulusal ve uluslararası düzeyde uzman ve söz sahibi, konuşmacıların katılacağı kongrede; Nefroloji, Kardiyoloji, Hematoloji, Geriatri, Göğüs Hastalıkları, Alerji, Yoğun Bakım vb. konu başlıkları altında: Kanser, Akut Koroner Sendromlar,Sık rastlanan İnfeksiyon Hastalıklarında Tanı ve Tedavideki Yenilikler, İnsülin Direnci Sendromu, Alerjik Hastalıklar,Romatizmal Hastalıklar, Ventrikül Aritmiler gibi pek çok konuda bildiri, panel ve konferans düzenlenecek. Kongre öncesinde ise, ‘EKG’Kursu ve ‘İç Hastalıkları Eğitim ve Uygulamalarındaki Sorunlarının’ paylaşılacağı bir program gerçekleştirilecek.
‘Etken Maddeler’in Dansı
Erkeğin dünyada egemen konuma sahip olmasında birinci ‘etken madde’ olan erkeklik hormonu testosteron ile dişilik hormonu östrojen, bir anlamda birbirlerinin siyah-beyazı..
İkisi birlikte varoldukları zaman bir anlam kazanıyorlar. Yani biri yoksa, diğeri de yok. Yaşamın ana itici gücü, bu iki hormon. Hayatın sürmesini besliyor, teşvik ediyor, hatta üremeyi sağlıyorlar.
Yaşama, bu iki etken maddenin dansı olarak da bakabiliriz..
Bu dans, zamanın ve evrenin bir belirli aralığında başladı; helezonik biçimde, itmi-çekme ile, kıvrıla kıvrıla, kendini durmadan yenileyip tekrar ederek, sanki varoluşun sonsuzluğuna doğru sürüp gidiyor! Gelecek açısından bilemediğimiz büyük değişiklikleri, gizleri içinde barındırarak..
Saf ve salt cinsel yönden baktığımızda, bu dansın, doğasından, biyolojisinden gelen bir özellik var:
Testosteronun aktifliği.. Östrojenin pasifliği.
Ama bu aktif ve pasiflik cinselliğin her anlamında var! Cinsel organların konumundan ve biçiminden tutun, döllenmeyi sağlayacak spermanın aktarılma biçim zorunluğuna kadar (Buna ‘pozisyon’ deniyor!). Aktif ve pasiflik, biyolojik varoluşun ta kendisi gibi.
Şimdi bu konuda, süredir üzerinde çalıştığım hipotezimi burada ilk kez açıklayacağım ve bir önlem önereceğim!
* * *
Açıklama: Hem testosteron hem östrojen, sahiplerine, kendi rollerini oynatıyor. Yani kadının cinsel birleşmede tercihi, esas olarak pasif rolde kalması, erkeğin aktif rolde bulunması. Erkeğin de esas tercihi, kadının pasif ve kendisinin aktif rolde olması. Bu aktif rol, esas olarak da, kadının altta, erkeğin de üstte olmasını öngörüyor. Cinsel birleşmelerin süre, kapsam ve sona erişi açısından, bu rolleri egemen. Ayrıca, kadın en çok hazzı kendisinin pasif ve erkeğin aktif konumundan, erkek de kadının pasif ve kendinin aktif pozisyonundan alıyor. Aktiflik ve pasiflik, varoluşun evrimsel sürdürülebilmesi için bir zorunluluk. Çünkü, döllenmeyi en çok kesinleştirecek olan bu birbirine ters konumlar ve zıt duygular, yani özetle aktiflik ve pasiflik.. Kaçınılmaz olarak, bu konumlar kendi sentezini oluşturuyor! Doğa, üremeyi, raslantısallığa asla bırakmıyor, gerekli bütün önlemlerini her anlamda alıyor.
Hipotez: Kadın- erkek arasında cinsel birleşmede en çok tercih edilen ve istenen aktif ve pasif doğal durum, yani cinsel birleşmede erkeğin egemen konumu, doğal olarak, toplumsal ve sosyal açıdan da erkeğin egemen konumunu pekiştiren en büyük etkenlerden biridir. Bu olgu, erkeğin kadın üzerindeki bütün tasarruflarında önemli rol oynuyor.
Öneri: Cinsel birleşmede feminist bir bilinçle pozisyon değişikliği, erkeğin toplumsal ve sosyal egemenliğinin sınırlanmasında önemli bir rol oynayabilir.
Bilgi: Bu özgün hipotez, başlatılan bilimsel bir araştırmanın konusu durumundadır.
Gelecek cumartesiye kadar sevgi ve dostlukla..
Editör |