|
YAŞAMIMIZA her gün en az yeni bir kavram giriyor ya... Bunlardan son yıllarda ikide bir karşımıza çıkan ve ‘ister öğren, ister öğrenme; ama bil ki benimle yaşamaya mecbursun’ dercesine kendisini empoze eden kavrama da bilişim diyorlar.
Bilişim nedir derseniz, anlatmakta zorlanacağımızı biliyoruz.
Çünkü sadece bu kavramın kendisi değil, onun dünyası da henüz bu satırların yazarına yeterince açık değil...
Doğrusu ‘bilişimcilerin tanımlamaları’ da henüz net değil.
Önümüzdeki salı günü İstanbul’da önemli bir ‘Bilişim Fuarı’ açılacağını birçok gazete yazdı. Söz konusu fuarın düzenleyicisi olan kuruluşun genel müdürü de zahmet etti, gelip bize kendilerini, amaçlarını uzun uzun anlattı.
Doğrusu ‘bilgi toplumu’ olmanın günlük yaşamla ilgili getirilerini dinlerken heyecan duyduk. Ama sonra hemen hepsi uçtu.
Hoş... Bilgilere (kitaplara, arşivlere, kütüphanelerdeki belgelere vb.) kolay ulaşma artık bizim de yaşamımızda var.
Bilgiye erişim teknolojilerini (telefonları, interneti, faksı vb.) kullanmak suretiyle, pek çok şeyi bulunduğumuz yerden ayrılmadan yapma olanağına sahibiz.
Henüz tam olarak yaşamımıza girmedi; ama Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nı kullanarak, ilgilendiğimiz kamu kurumlarının iyi işleyip işlemediğini denetleme hakkına kavuştuk.
Devlet dairelerine dilekçe verip -üstelik görevli memurun suratsızlığını çekmeden- işlem yaptırma alışkanlığı giderek yerleşiyor.
Aynı şekilde ilişkimiz olan sivil toplum örgütlerini (vakıfları, dernekleri) ve şirketleri saydamlığa zorlayıp denetlememiz mümkün.
İnternet aracılığıyla banka işlemi yapma, alışveriş yapma giderek her evin yaşamına girdi.
Tüm bunlar güzel... Özellikle gelişen teknolojilerin bizim yukarıda saydığımız günlük yaşam örneklerinden çok daha ilerisini elimize verdiğini biliyoruz.
Hepsi güzel de... Herhalde bizimle uzun uzun görüşen genel müdüre sormayı da unutmuş olmalıyız. O kusuru üstlenerek söyleyelim:
Önümüzdeki günlerde açılacağı bildirilen ve 65 ülke ve bölgeden 800 kurumun katılacağı açıklanan ‘CeBIT Eurasia Bilişim Fuarı’nın şu ‘CeBIT’inin ne anlama geldiğini öğrenemedik.
İşin ilginci... Fuar dolayısıyla yayınlanan broşürleri, makaleleri ve haberleri de -elbet atladığımız vardır- okuduk. Onlarda da, herkesin her şeyi ve özellikle CeBIT’i bildiği gibi bir varsayımla laf ettikleri sonucuna vardık.
Dahası... Makalelerde sözde ‘bilgi toplumu’ olmanın önemini anlatmaya kalkmışlar. Ama itiraf edelim ki... Bir konu nasıl anlatılamaz başlıklı bir yarışma açılsa bu okuduklarımızdan daha iyi örnek bulunamazdı sonucuna ulaştık.
Anlaşılan ‘bilişim’cilere de ‘bilgi nasıl öğretilir’i, birilerinin öğretmesi lazım. |