|
Türk ordusunun düşmanı yurt topraklarından söküp attığı ‘Büyük Taarruz’un 82. yıldönümü coşkuyla kutlanıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, 30 Ağustos Zaferi’yle elde edilen kazanımların en az Fransız Devrimi kadar önemli olduğunu söyledi.
GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 30 Ağustos Zaferi nedeniyle yayınladığı mesajında, bu zaferle elde edilen kazanımların ‘En az Fransız devrimi kadar önemli’ olduğunu vurguladı. Özkök mesajında şunların altını çizdi:
Bu zaferle, Türk Ulusu, üzerine geçirilmek istenen esaret gömleğini parçalamış ve tarihte yeni bir sayfa açarak bağımsızlığını muharebe meydanında tescil etmiştir.
Bu süreci takip eden süreç içerisinde Atatürk’ün, yüzlerce yıl kendine özgü devlet geleneğiyle yoğrularak büyümüş ve fakat bütün çabalara karşın zaman içerisinde tükenmiş bir imparatorluktan; yeni, çağdaş, uygar ve laik bir Türk Devleti ve ulusu yaratması ve Cumhuriyet’i ilanı, en az Fransız Devrimi kadar önemli bir olaydır.
İçinden geçilmekte olan dinamik süreçte karşı karşıya kalınan risk ve tehditler, silahlı kuvvetlerin eskiye oranla çok daha uyanık, güçlü, dinamik ve esnek bir yapı içerisinde bulunmasını zorunlu kılmaktadır.
Özellikle belirli çevrelerce ulusal değerlerimizin sıkça sorgulandığı, ulusun ve bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sabır ve kararlılığının denenmek istendiği ve terör eylemleri ile ulusal bütünlüğümüzün tehdit edildiği bir ortamda, Türk Silahlı Kuvvetleri; Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine yürekten bağlılığı, özgün disiplini, köklü gelenekleri, pragmatik, itidalli, kararlı yaklaşımı, güçlü ve modern yapısı ile bir taraftan ülkemizdeki huzur ve istikrarın korunmasındaki en önemli rolü oynamakta, diğer taraftan da bölgesel üstünlüğümüzün idamesine ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki ulusal menfaatlerimizin korunmasına önemli katkılarda bulunmaktadır.
KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI’NDAN
(...)
Dağlarda tek tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki, şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar : «Üç’ dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.
(...)
Ve kılıçların, nalların,
ellerin
ve gözlerin pırıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar
çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dávet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim... |