28/08/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Cumartesi
28.08.2004
Güzin  Abla
Yaşamak için zaman kalmıyor
  
guzinabla@hurriyet.com.tr
 

Sevgili okurlarım, zaman zaman bu sayfada sizlerden gelen ve kimin tarafından yazıldığını bilmediğim, gerçekten muhteşem güzellikte yazıları aktarıyor, bu duyguları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu anlamlı yazılardan bir pay çıkarırsınız diye.

Bir okurumun yolladığı bu anonim yazı bana çok dokundu. Kim bilir belki ben de bu yaşlarda, torun sahibi bir anneanne olduğum için midir? Yoksa bu satırlardaki özlemi ve hayal kırıklığını yaşıyor olmamdan mıdır? Yaşamın parmaklarımızın arasından nasıl kayıp gittiğini belki de insan ancak benim yaşlarıma gelince anlayabiliyor. Gençlikte kendi kendimize yarattığımız tüm o gereksiz sorunların, üzüntülerin ya da sevgiliden gelmeyen bir telefon uğruna geçirilen uykusuz gecelerin aptallığını ancak bu yaşta fark edebiliyoruz. Bu satırlardan ders alabilirseniz ne mutlu! Bu yazıyı yollayan okurum Melih Kadıoğlu’na teşekkür ederim.


Ne beklersiniz yaşamdan? Ne bekler yaşam sizden? İkiniz de tüketirsiniz hoyratça zamanı. İşte asıl geride kalanlar sıkar canımızı.

Yedi yaşında başlarsın okula, sayma ondan öncesini. Sonra, yıllar yılı gider gelirsin, kara tahtalı değirmene, berrak zamanını öğütmek için. Yirmi iki civarı alırken diplomanı, tüketivermişsindir üçte birlik zamanını. ‘Diploma yetmeez’ diyor topal şarapçı, ‘İyi bir iş bul da gel hele bakalım. Askerliğini de yap bir de, sonra evlen bakalım.’

İşte bir on yıl daha uçuveriyor ansızın. Yaş oluveriyor otuz beş! Gerçekten yarısı mıdır yolun? Belki de yarısından da yakın, geriye bakma sakın küheylan! Kopuverir zincirleri yaşamın, bir iplik gibi ansızın.

‘Hele bir borçlarımızı ödeyelim, sonra daha iyi yaşarız, şimdilik biraz sabır’ diyor karım Nazife! ‘Hele bir başımızı sokacak yuva olsun da, gerisi kolay‘ diyor. Bu da doğru hani. İşte böyle yitiyor hep on seneler, eriyen buzlar misali.

Karım, çocuklarım, kooperatif başkanım, yardımcım, tek tük arkadaşlarım ve TV’deki haber spikeri, işte bu kadar çevremdekiler. Bunlara bakıyor yıllardır gözlerim. İşte bu yüzdendir ki, ‘Miyopsun’ diyor doktorum. ‘Tak gözüne iki numara.’

Ellinci yaş günümü kimse fark etmiyor bile. Ufaklığın diploma töreni var. Ne biçim alışveriş bu? Anlayamadım gitti. Yapmak istediğim birçok şey, özlem kapısında yitti.

Hırsla mutfağa dalıyorum, ne varsa atıştırmak için. Sıcacık bir el tutuyor elimi ‘Perhiz yapmalısın artık’ diyor karım Nazife. Doğru da söylüyor hani.

Kalan on yılımın birkaç yılı hastalıkla geçiyor. Gerisi de torunların peşinde. ‘Ulan hani yaşayacaktık’ diye bağırıyorum. ‘Sakin ol, tansiyonun yükselecek’ diyor eşim Nazife.

Nedir yaşamın kısır döngüsü anlayamadım gitti. ‘İyi yaşadık, hoş yaşadık’ diyor karım. ‘Patronların da pek severlerdi seni, çok da çalışırdın. Bak her şeyimiz var, büyüdü sayılır çocuklar da. Daralacak ne derdin var? Haydi neşelen artık’ Doğru da söylüyor hani.

Bir eş, birkaç çocuk, bir ev ve araba, işte yaşamımın bilançosu. Korkuyorum ölümden! Boşa geçen bir yaşamın ardından nasıl gidilir oraya!

Özgürce çizmeliydim yaşamımı. Zor da olsa, özgürce ulaşmalıydım sona. Yalnızlıkla yaşansa da kanaviçe gibi dokumalıydım güzellikleri, gizemleri.

Ter basıyor fırlıyorum yataktan. ‘Dönüp durma’ diyor karım Nazife yarı uykulu. ‘Sıkıca örtün de uyu.’

‘Tüketmek için bunca acele ettiğimiz takvim yapraklarına. Onca hızla çevirdiğimiz akreplere yelkovanlara. İçine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına. Şöyle bir uzaktan baktığınızda, neler hissediyorsunuz? ‘Ne kadarı benim hayatım’ diye soruyor musunuz kendi kendinize? Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime. Ya da ben başkalarının?

Sevgiyi koydum, kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine. Çünkü bir tek sevgi var elimizde bunca yıldan damıtılmış gelen. Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye. Ötesi yalan. Melih Kadıoğlu


Güzin  Abla
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Zina suç olur mu?
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Bir davet, dört gazeteci
 
    Bekir COŞKUN
  Koş kızım...
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  Devlet mafyaya nasıl teslim oldu?
 
    Ege CANSEN
  Meyhaneci imamlar
 
    Erdal SAĞLAM
  Her yerde cari açık tartışması
 
    Fatih ALTAYLI
  Roche rezaleti devede kulak değil, kıl olmaz
 
    Hadi ULUENGİN
  Ah mehdi, vah mehdi!
 
    İlter TÜRKMEN
  Putin’in ziyareti
 
    Tufan TÜRENÇ
  Güvercinli Yıllar
 
    Yalçın BAYER
  Tekzibe benim de söyleyeceğim var
 
    Yalçın DOĞAN
  İstifanın eli kulağında
 
    Özdemir İNCE
  Sporun sefalet ve ihtişamı (1)
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
    Bülent BOĞ
  Macaristan'da köşe kapmaca
 
    Esat YILMAER
  Harun Doğan kabusu
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  İpek’i neden Kuran kursuna yolladılar?
 
    Şükrü KIZILOT
  Türkiye’nin en yoksul ilinde Başbakan’la
 
    Zeynep GÖĞÜŞ
  AB, kadın ve medya
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com