|
GÖRMEMİŞİN bir oğlu olmuş çekmiş çükünü koparmış! O misal, Türkiye atletizmde birkaç madalya kazanmış olsaydı spor etiğine de, gerçekliğine de haksızlık olurdu!
Ben sadece hayal kırıklığına uğrayan atletler için değil bütün sporcular için üzülüyorum.
* * *
Yurtdışında yaşayan bir okurumdan aldığım ileti olimpiyatlarla ilgili belli bir ruh halini çok iyi yansıtıyor:
‘Uzun bir süredir yurtdışında yaşadığım için açılışı birkaç yabancı arkadaşımla izlemek imkanı bulabildim. Bildiğiniz gibi Avrupa’da yaşayanlar türban ve dini aşırılığa epeyce kafa yordukları için arkadaşlarım da stat yürüyüşlerinde her ülkeyi kadın sporcu sayısına ve kafası kapalı İslamcı kadın sporculara göre değerlendirip yorum yapıyorlardı. Arada bir de beni kızdırmak için ‘Türkiye daima olimpiyatlara katılıyor mu?’ diye takılıyorlardı. Türkiyemiz sonlara doğru çıktı. Birinci olarak 40 milyonluk İspanya 400 sporcu ile, haritada mercekle bulabildiğiniz ada devletleri onlarca sporcu ve hálá iç savaşta olan Afrika ülkelerinin bile 70 milyon nüfuslu bir ülkenin olimpiyatlara gönderdiği sporcu sayısı kadar sporcu göndermesi inanın içimi burktu.’
* * *
Okurumun yakındığı arkadaş takılmalarının da ciddi bir yanı var ama o kadar önemli değil. Önemli olan, Atina Olimpiyatları’na kaç sporcu ile katıldık, daha öncekilere kaç sporcu ile katılmıştık? Okullarımızda beden eğitimi dersleri ciddiye alınıyor mu, okullarımızda açık ve kapalı spor salonları, alanları var mı, öğrencilerin elverişli durumda olanları bu derslere katılıyor mu, aktif spor Türk aile hayatının herhangi bir parçası mı? Ülkemizde, örneklerini Atina Olimpiyatları’nda gördüğümüz türden özel atletizm ve spor salonları (alanları) var mı? Devlet ve özel sektör bilinçli ve programlı bir şekilde atletizmi destekliyor mu?
Bu soruların hepsine hiç duraksamadan olumlu yanıt verilmiyorsa, yapılacak ilk iş yanıtları olumlu hale getirmek için gerekenleri yapmak olacaktır.
* * *
Altyapı olanaklarını ve Türkiye’nin sportif gerçeklerini unutarak, Süreyya Ayhan ve Elvan Abeylegesse’nin mucizevi başarılarının her zaman tekrarlanacağını sananlar kumdan şatolar kurmuşlardır. Çünkü ancak doğal başarılar gerçek başarılardır ve içine mucize karışan başarı başarı değildir.
Sanki Elvan ‘Emriniz olur!’ diyecekmiş gibi yarıştan önce ‘Haydi Elvan tarih yaz!’ diye talimat veren bir gazete ertesi gün ‘Elvan şok yaşattı!’ diyor. Hangi hakla? Yarışı 12. bitiren Elvan’ın elinde bir şişe su ile yenilgisinin yalnızlığına sığınışını gördünüz mü televizyonda? Arkasından TRT sunucusu ‘Elvan! Elvan!’ diye sesleniyordu, gelip yenilgisini anlatsın diye... Başını bile çevirmeden uzaklaşan Elvan’ın ezikliği göz yaşartıcıydı.
Yılın 365 günü skandallar dışında atletizimle ilgilenmeyen medya ağzının payını almıştır. Atletizmin bütün sporların ana temeli olduğunu bilmeyen TRT sunucusu, Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Yurdadön ile konuşurken ‘Sporun temel branşlarından biri olan atletizm...’ diyordu. Kendisine cehalet madalyası vermek gerekir.
Madalyayı gerçekte sadece sporcu kazanmaz, ülke kazanır. İlkin bu ülkenin spor medyası madalyayı hak etmemiştir. Nesnel ve gerçekçi olamadığı için, kahve sohbetini uzman yorumu diye yutturduğu için... |