28/08/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Gündem
28.08.2004
Ertuğrul ÖZKÖK
Bir davet, dört gazeteci
  
 

DÜN ‘Cumhuriyet’ ve ‘Milliyet’ gazetelerinde ilginç bir haber vardı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Amerika’nın Irak’taki durumunu Vietnam’a benzetmiş.

Ancak bu haberde asıl dikkatimi çeken nokta, Genelkurmay Başkanı’nın bu açıklamayı yaptığı dört gazeteciydi.

TÖREN LİSTESİ

Cumhuriyet
’teki haberden okuduğuma göre Özkök, Milliyet’ten Fikret Bila, Cumhuriyet’ten Mustafa Balbay, Radikal’den Mehmet Ali Kışlalı’ya konuşmuş.

O sırada yanlarında televizyoncu arkadaşımız Hulki Cevizoğlu da varmış.

Konuşmanın yapıldığı yer Jandarma Genel Komutanlığı’ydı.

Komutanlıkta devir teslim töreni vardı.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur görevi, yeni komutan Orgeneral Fevzi Türkeri’ye devrediyordu.

Ankara Temsilcimiz Sedat Ergin’i arayıp, onun davetli olup olmadığını sordum.

Sedat Ergin, bu gibi konularda çok titiz bir gazetecidir.

Böyle bir daveti atlamış olması ihtimali sıfır denecek kadar azdır.

Ona bu tören için davetiye gelmemiş.

Oysa bugüne kadar bu tür törenlerin çoğuna davet edilir ve o da giderdi.

Bu defa kendisine davetiye gönderilmemiş.

Demek ki aradan geçen süre içinde bazı şeyler değişmiş.

Biraz araştırdım.

Genelkurmay’da devir teslim törenlerine davet edilecek kişilerin listesi, eski ve yeni komutan tarafından ortaklaşa hazırlanırmış.

Daha doğrusu, ana listeyi ayrılan komutan hazırlıyor. Yeni komutanın davet etmek istediği kişiler varsa ekleniyor.

Bu durumda davet edilecek gazetecileri belirlemek daha çok ayrılan komutanın arzusuna bağlı oluyor.

Buna karşılık dün akşam Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılan devir teslim töreninde durum farklıydı.

Bu kez törene Fikret Bila ve Mustafa Balbay’ın yanısıra Sedat Ergin, Sabah Ankara Temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş, Vatan’ın Ankara Temsilcisi Bilal Çetin ile Star gazetesinin Ankara Temsilcisi Metin Özer de davet edilmişlerdi.

Ayrıca Referans gazetesinin asker kökenli yazarı Ercan Çitlioğlu da çağrılıydı.

Bu durumda aklıma şu soru geldi:

‘Acaba komutanlar, şahsi akreditasyon uygulaması mı yapmışlardı?’

Ben gazeteciliğe başladığım günden beri devlet kurumlarının keyfi akreditasyon uygulamalarına karşı çıktım.

Bu görüşümü çeşitli defalar da dile getirdim, yazdım.

Farklı görüşte diye bir gazetenin mensuplarına akreditasyon uygulanması, demokratik topluma yakışan davranış biçimi değil.

Ama Türkiye’de bunu yapan sadece askeri kurumlar değil.

Mesela, eski Başbakan Necmettin Erbakan da kendi keyfine göre gazete ve gazeteci ayrımı yapardı.

HABER ATLAMAK

Hemen belirteyim.

Resmi ve siyasi kurumların akreditasyon listelerinin dışında kalmak, bir gazeteye ve gazeteciye fazla bir şey kaybettirmez.

Alt tarafı, o davet sırasında öğrenilen bazı haberleri atlarsınız.

Ama bu uygulama o kuruma çok şey kaybettiriyor.

Ayrıca bir psikolojik hususa da dikkatinizi çekmek isterim.

Ben, başka gazetecilere akreditasyon verilmeyen ortamlarda bulunmaktan rahatsız oluyorum.

Hiç kuşkusuz, başkalarına davetiye gönderilmiyor diye bizim de böyle davetleri protesto etmemiz doğru bir davranış değildir.

Gazeteci gider.

Gider ama bu konudaki itirazını ve görüşünü de mutlaka iletmeli.

Bu yazının amacı da bundan ibaret.

Davetli olduğumuz zaman da bu görüşümü yazdığım için, şimdi çok daha rahat yazabiliyorum.

Yargıtay’ınki kişisel ise

DÜNKÜ gazetelerde hem Cumhurbaşkanı Sezer, hem de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok’un açıklamalarını okumuşsunuzdur.

Her ikisi de Yargıtay’daki skandalın ‘kurumsal değil, kişisel’ olduğunu söylüyor.

O zaman bu kişisel sorumluluğun gereğinin yerine getirilmesi gerekir.

Bu olayda Yargıtay’ı savunmaya geçen bazı kişilere bakıyorum.

Konu medyaya gelince, bu sektörü toptan eleştirmekten hiç kaçınmıyorlar.

Her fırsatta ‘medyanın halinden’ söz ediyorlar. Yargıtay’daki skandalı kişisel temele indirenlerin bundan böyle toplumun öteki kurumları konusunda da aynı terminolojik özeni göstermeleri gerekmez mi?

Sadece medya değil, siyasetçiler, sanatçılar, sporcular, doktorlar, polisler, askerler, işçiler, memurlar...

Bu kurumlarla ilgili ‘keyfi akreditasyonlarımızın’ olmaması gerekir diye düşünüyorum.


Ertuğrul ÖZKÖK
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Zina suç olur mu?
 
    Bekir COŞKUN
  Koş kızım...
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  Devlet mafyaya nasıl teslim oldu?
 
    Ege CANSEN
  Meyhaneci imamlar
 
    Erdal SAĞLAM
  Her yerde cari açık tartışması
 
    Fatih ALTAYLI
  Roche rezaleti devede kulak değil, kıl olmaz
 
    Hadi ULUENGİN
  Ah mehdi, vah mehdi!
 
    İlter TÜRKMEN
  Putin’in ziyareti
 
    Tufan TÜRENÇ
  Güvercinli Yıllar
 
    Yalçın BAYER
  Tekzibe benim de söyleyeceğim var
 
    Yalçın DOĞAN
  İstifanın eli kulağında
 
    Özdemir İNCE
  Sporun sefalet ve ihtişamı (1)
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
    Bülent BOĞ
  Macaristan'da köşe kapmaca
 
    Esat YILMAER
  Harun Doğan kabusu
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  İpek’i neden Kuran kursuna yolladılar?
 
    Şükrü KIZILOT
  Türkiye’nin en yoksul ilinde Başbakan’la
 
    Zeynep GÖĞÜŞ
  AB, kadın ve medya
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com