22/08/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Pazar
22.08.2004
Erkekler habersiz babalık tehdidi altında
 

Emel ARMUTÇU

Soru şu: Anne olmak için ille de bir erkeğe ihtiyaç var mı? Başlangıçta, yani tıbben spermleri gerektiği için elbette evet. Ama ya sonra? Çocuğu doğurmak, bakmak, büyütmek, yetiştirmek için? Artık sayıları giderek artan pek çok kadın, bu soruya ‘hayır’ cevabı veriyor.

Zaten -istisnalar hariç- kadınların çoğu çocuk büyütme işini hayat boyu tek başına yapmıyor mu? Baba aynı şehirde, evde, çocuğunun yanı başındayken bile... Ama bizim konumuz onlar değil; sevgilisinin/kocasının/bir gecelik aşkının itirazlarına rağmen ya da itiraz etmesine bile fırsat (yani haber) vermeden çocuk sahibi olan kadınlar... Diğer taraftan, böyle çocuk sahibi olmuş, ‘zoraki babalar’.

Giderek daha çok kadın bunu yapıyor, ancak hepsinin nedeni ya da duyguları çok farklı... Kimisi için çocuk bir özgürlük projesi, kimi için karşısındaki erkeği ele geçirmeyi sağlayacak bir silah, kimi için bir gelecek sigortası... Bazen ‘Artık doğurma trenini kaçıracağım’ paniği doğurtuyor, bazen de sadece ‘canı yanınca can yakma’ içgüdüsü. Ancak erkek ve kadının hikayesi ne olursa olsun, doğum gerçekleştikten sonra artık çocuğun kendi hikayesi başlıyor. Ve o her zaman şahane bir hikaye olmuyor. Her bir zoraki babalığın nedenleri gibi, sonuçları da farklı. Bazı çocuklar, TV ekranlarına çıkarılıp ünlü babalarından sevgi ve para talep edecek hale getiriliyor. Bazıları ilk gençlik yıllarında, bir kafede buluşup tanışıyor babasıyla. Kimisi onu hiç tanımadan, merak ederek yaşayıp ölüyor. Peki ya babalar? Tüm hemcinslerine atfedilen sorumsuzluk özelliğinden kendileri de mustarip de bunun bedelini mi ödüyorlar, yoksa hiç suçları yokken, çocukları gibi kurban mı seçiliyorlar?


Hastanedeki bankonun arkasından yıllar sonra ona merhaba diyen, artık ilkokul üçe giden oğlunun babasıydı. Kendisi gibi doktor olan erkek arkadaşı, onun kim olduğunu anında anladı; çünkü oğlunun tıpatıp aynısıydı!

Sadece iki kez sevişecek kadar kısa bir ilişkiydi. Onun siyasi görüşleri nedeniyle kaçak yaşamak zorunda olduğu zor yıllardı. Hamile kaldığını anladığında onu çok aramış, bulabileceği yerlere notlar bırakmış ama ulaşamamıştı. Çok kürtaj yaptırmıştı, daha da önemlisi bu çocuğu istiyordu. Sahiden de oğlunu yalnız büyüttü. Babasıyla ilgili de gerçek neyse onu söyledi.

Şimdi oğlundan habersiz babası, ‘görüşelim’ diyordu. Bir gün buluştular. Evlenip ayrılmış, bir de kızı olmuştu. ‘Peki sen ne yapıyorsun?’ sorusuna, benim de bir oğlum var cevabı vermekten başka ne gelirdi ki elinden... Şaşırmıştı, evlendiğini duymamıştı çünkü. ‘Evlenmedim’ dedi. Bunun üzerine gelen soru, oğlunun doğum tarihiyle ilgiliydi. Söyleyince, bir ışık geçti gözlerinden. Bir şey söylemedi.

Başka bir gün yine buluştular. Her şey Türk filmi gibiydi. ‘Sana söylemem gereken bir sır var’ diye başladığında ‘Oğlunla mı ilgili?’ diye soru geldi hemen. Evet deyince, eski sevgili kalktı, bir içki daha aldı, bir dolaştı geldi. ‘Onunla tanışmak isterim’ dedi. Hatta maddi yardım teklif etti, istemedi. Sonra olmadı, araya bir yurtdışı gezisi girdi. Sonra onun yeniden evlendiğini, arada bir kez oğlunun okuluna gidip uzaktan gördüğünü duydu. Bir daha da aramadılar birbirlerini. Oğlu hálá bilmiyor babasının ortaya çıktığını. ‘Şimdi derdim, bunu ona bir ara söylemek... ’

KADIN DA TECAVÜZ EDER

Yukarıdaki, 38 yaşındaki Y.A.’nın hikayesi. Babasının haberi olmadan bir çocuk doğurduğunda içi rahattı; hem ona söylemek için çok çaba harcamış, hem de bunu ona karşı kullanmamıştı. ‘Olayı babadan koparmış’, anneliğin keyfini çıkarmıştı. Ama bütün zoraki babaların hikayesi böyle değil...

K.Y. 42 yaşında, radyo programcısı. Hayatı boyunca, bir çocuğun dünyaya gelmesine aracı olmak hiç istemedi. Böyle düşünmesinin ‘etik nedenleri’ vardı. Dünyaya getireceği çocuğun mutluluğunu garanti edemezdi, bu hayata nefret ettiği türde bir kişi kazandırmayacağına emin olamazdı... Ama bir çocuk sahibi oldu. ‘Erkekler de tecavüze uğrar. Bazen hemcinslerinin bazen de kadınların. Ben sevdiğim kişinin üç kez tecavüzüne uğradım’ diyecek noktaya geldi: ‘İngiltere’de tanıştığım, dört yıl hayatımı paylaştığım kız arkadaşımla birkaç kez çocuk konusunu konuşmuştuk. Karşı olduğumu belirtmiştim. Şakayla karışık ‘böyle bir haber alırsam yüksekçe bir kuleden uçuşa geçebilirim’ demiştim. Ciddiydim. Bu arada şunu da belirtmekte yarar var: Geçmişte bir kız arkadaşım kürtaj olmak zorunda kalmıştı. Çektiği acının vicdan azabından hálá kurtulabilmiş değilim.

Dört yılı kazasız belasız geçirdik. Türkiye’ye dönmeye hazırlanıyordum. İş ve ev ayarladıktan sonra kız arkadaşımı davet edecektim. Annem ağır bir trafik kazası geçirince, alel acele döndüm. İki-üç ay sonra hamilelik haberi geldi. Dünya başıma yıkıldı. Çocuğu doğurmakta ısrar ederse, her türlü yardımı yapacağımı ama beraberliğimizin biteceğini söyledim. Cevabı şuydu: ‘Bu benim son şansım. Tüm sorumluluğu üzerime alıp doğuracağım.’ Aslında çocuk uğruna ayrılığı göze alan kız arkadaşım, bir akşam pub’da tanıştığı, gözüne kestirdiği birinden çocuk sahibi olabilirdi. Üstelik bu adamın durumdan haberi olmayacağı için vicdan azabından ölmesi gerekmezdi. Ama ne yazık ki istemediğim halde, haberim olmadan sperm donörü olarak beni seçmişti.

Ayrıldık. Yine de hamileliğin ilerleyen günlerinde onu yalnız bırakmak içimden gelmedi. Telefonlaşıyorduk. Ondan tek ricam şuydu: Kızıma benim öldüğümü söyleyecekti. Bunun karşılığında ben elimden geldiğince destek olacaktım. Gerekçemi somut örnek vererek anlattım: Babam ben bir yaşındayken ölmüştü. Annemin sonraki evliliğinden olan kız kardeşim ise sekiz yaşında babasıyla annesinin ayrıldığını gördü. Ben babasızlığın üstesinden geldim, kardeşim şimdi 36 yaşında ama hálá ayrılığın üstesinden gelemedi.

BENİM İÇİN TRAVMAYDI

Kızım doğdu. İlk altı yıl kızımın annesiyle uzaktan haberleştik. Bu arada gerektiğinde para gönderip destek oldum. Ne yazık ki kızıma benden bahsetmişti. Sonuçta ortaya çıkmam gerekti. Altı yıl sonra buluşmamız benim açımdan tam bir travmaydı. Kızımın ilk iş olarak, elimden tutup beni arkadaşlarına götürmesini unutamıyorum. Babasız çocuk duygusundan kurtulmak istiyordu. İşte bu gereksinime yol açmak da bir tecavüzdü. Kızıma ve bana manevi tecavüz...

Sonraki yıllarda, mutlaka kızımın her doğum gününde yanında olmaya çalıştım. Elimden geldiğince, ona hitap eden mektuplar yazdım. Annesiyle birlikte olmamı istiyordu. Ben de, annesinin de yardımıyla, artık ikimizin farklı hayatları olduğunu anlatıyordum. İstemese de kabullenmiş gibiydi. Bu arada evlenmeye karar verdi. Evleneceği kişinin benim varlığımdan şiddetle rahatsız olduğunu öğrendim. İletişimimiz seyrekleşecekti. Şunu önerdim: Ayda bir e-mail ile bana kızımın sağlığı ve durumu hakkında bilgi vermesi daha uygun olacaktı. Ben onu aramayacaktım, gerektiğinde ya da istediğinde o beni arayacaktı. Kabul etti.

Ve sonra ansızın ortadan kayboldu. Tam bir buçuk yıldır haber alamıyorum. Tek yaptığım, beklemek. Günün birinde kızımın ortaya çıkmasını ve bana hesap sormasını... ‘Madem bu kadar hassas çocuksun, neden uçkuruna hakim olmadın’ diye sorabilirsiniz. Dört yıl boyunca hep prezervatif kullandım. Aşk dediğimiz şey, öncelikle güvendir. O gün ‘Kesinlikle tehlikeli değil’ uyarısı sonrasında, aşık olduğum insana güvenmediğimi belirten bir şey yapmak istememiştim.’

Hastaneden haber geldi, kanserdi kızımızı bana emanet ediyordu

T.M. 48 yaşında, turizmci. Hayatı boyunca ne evlenmek, ne çocuk yapmak istedi. Evlenmedi de... Ama şimdi 21 yaşında bir kız çocuğu sahibi olmasını engelleyemedi. 17 yaşından sonra ilişki kurmaya başladığı kızıyla, hálá pek çok sorun yaşıyor.

‘Kızımın annesiyle yıllar önce, kısa bir süre birlikte olmuştum. Evliydi ve ben onun için bir kaçamaktım. Zaten ayrıldık. Birkaç ay sonra beni arayıp altı aylık hamile olduğunu söyledi. Şok oldum. Kesinlikle kabul etmeyeceğimi, ona inanmadığımı söyledim. Ama ısrarlıydı. Bunun üzerine bu çocuğu aldırmanın bir yolunu bulalım, dedim. Çünkü ben is-te-mi-yo-rum. Kabul etmedi. Ben de çocuğu kabul etmeyeceğimi söyledim. Sonra da olayı unuttum. Çünkü o kadar kendimi dışında hissediyordum ki...

Aradan üç yıl geçti. Zaman zaman arıyor, görüşmek istiyor, kabul etmiyordum. Çocuğu bir an bile görmek istemiyordum. Bir gün bir arkadaşım aradı, buluştuk. Onun da tanıdığı biriydi. Meğer bana tuzak kurulmuş, oturduğumuz yeri, eski sevgilim ‘çocuğumla’ bastı. Üç yaşındaki kızımı mecburen gördüm. Hemen olay yerini terk ettim.

Kızımın ortaokul döneminde tekrar ortaya çıktı. Yine kabul etmedim. Ama üç yaşındayken kızımı gördüğümden itibaren, zaman zaman, özellikle içki içtiğim akşamlarda, sık sık bunalıma giriyordum. Ya doğruysa, ya benimse diye geceleri uykularımdan uyanıyor, vicdan azabıyla kıvranıyordum.

Birkaç yıl sonra kız kardeşi aradı. Belli ki bir Türk filmi senaryosu yazılmış; kanserden ölecekti, öldüğümde aç diye de kız kardeşine bir mektup bırakmıştı güya. Mektupta kızının benden olduğunu yazıyordu. Bu kez kayıtsız kalamadım. Hastaneye ziyarete gittim, kızımla tanıştım, ama kısa bir süre sonra o iyileşti ve ben bir kız çocuk sahibi oldum.

DNA testiyle onaylanmış bir babayım şimdi. Çünkü kızım çok ısrar etti. İstanbul ‘da özel bir üniversitede okuyor, ücretini ben ödüyorum. Ama ben henüz kendimi baba gibi hissetmeye başlamadım. Zaten kızım da bundan şikayetçi, bana uzaksın, diyor. Öyleyim çünkü her görüşmemize ‘annemle evlen’, ‘bana araba al’ gibi taleplerle geliyor.

Bense olayı hálá hazmedemiyorum. Yıllar önce bir film seyretmiştim. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir Alman asker, direnişçi bir kıza tecavüz ediyor, kız hamile kalıyordu. Savaş bitip çocuk doğduktan sonra, kadın çocuğunun babasını aramaya başlıyordu. Benim durumum da aynısı... Tecavüze uğradım, üstelik sonuçları ömrüm boyunca sürecek...’

Önemli olan kimin haklı olduğu değil, çocuğun hissettikleri

Z.K., inşaat mühendisi, 45 yaşında bir baba. Çocuğunun annesiyle daha çok cinselliğe dayalı bir ilişki olmuş. Ayrıldığında iki buçuk aylık hamile olduğunu öğrenmiş. Söylediğine göre, kendisinden ayrılacağını anlayan eski arkadaşı, çocuğun ‘ilişkiyi devam ettirecek güce’ sahip olduğunu düşünmüş.

‘Çocuk doğunca kafa karışıklığından başka hiçbir şey hissetmedim. Bir çocuk için hiçbir zaman hazır değildim. Ülkemizde çocuk yetiştirmek için birçok şeyin halledilmesi gerekiyor. Gelecekle ilgili beklentileri bulanık olan insanların kalkıp çocuk yapmaları bana cahil cesareti olarak geliyor. Nihayetinde çocuk bir vakit geçirme, ilişkileri kurtarma ve renklendirme aracı değil. Annesi çocuğumu bana teslim etti, çünkü tamamen bencil duygularla ve planlarla hareket etmişti. Bence yaptığı tamamen beni köşeye sıkıştırmaya ve bir ilişkiye zorlamaya yönelik kötü bir plandı.’

Doğduktan sonra, çocuğunun ayrılmaz bir parçası haline geldiğini anlatıyor. Çünkü ona göre çocuk istemek, her zaman korkunç bir çocuk sevgisinden kaynaklanmıyor; aynı şekilde, çocuk sahibi olmak istememek de çocuk sevmemek anlamına gelmiyor.

Z.K.’nın anlattığına göre, çocuğunun annesi, dokuz yılı pazar günleri öğlenle akşama doğru arası çocuğuyla birlikte olarak geçiriyor, ‘artık kendisinden yana beklentisi kalmadığı için’ her şekilde huzursuz etmeye çalışıyor, kızdığında çocuğu almakla tehdit ediyor. ‘Bu arada, bir şeyler yazıyormuş, oğluma büyüdüğünde gösterecekmiş; başından beri onun için önemli olan şey, kendisini aklayabilmek ve savunabilmek ve beni güç duruma sokmak, ama önemli olan benim ya da onun haklı çıkması değil, bu durumun çocuğun üzerinde nasıl bir etki yaratacağı...’

Emrah mı, Ebru mu kim kullanıldı?

‘Zoraki baba’lardan biri de şarkıcı Emrah. Yıllarca önce, bir geceliğine birlikte olduğu Ebru Çolak’ın bir gün karşısına ‘bu senin oğlun’ diye çıkacağını tahmin etmemişti elbette. Başlangıçta şaşkınlığı öyle belli oluyordu ki tüm Türkiye ‘Kaşı gözü aynı Emrah, hık demiş babasının burnundan düşmüş’ derken, o kendisine uzatılan mikrofonlara ‘Hayır, benim değil, tanımıyorum’ demeçleri verdi. Mahkeme süreci başlayıp DNA testleriyle yüzde 99.7 baba raporu geldiğinde, yani onun dışında herkes baba olduğuna karar verdiğinde de o hazır değildi.

Hálá da hazır görünmüyor, çünkü ‘oğlu’ Tayfun, giderek büyüyor ve maalesef hálá televizyon ekranlarına çıkarılıp ‘Babacığım seni özledim’, ‘Babacığım para yetmiyor’ gibi sözler etmesi sağlanıyor. Sessiz kaldıkça ‘Vay, kalpsiz adam, küçücük bir çocuğun duygularıyla oynuyor’ suçlamalarına maruz kalıyor. Peki öyle mi?

Olayın sıcak bir şekilde kamuoyunda tartışıldığı günlerde Emrah’la bir röportaj yapan gazeteci-yazar Seda Kaya Güler, şu soruyu sormuştu: ‘Emrah mı kullanıldı, Ebru mu?’ Sonra şöyle cevaplamıştı: ‘Emrah oyuna gelmişti. Yaşı küçük olduğu, şöhreti kaldıramadığı, kadın-erkek ilişkilerini bilmediği için... Aynı yaşta ve durumda olan kadınlar gibi... Ama işte her şeyin bir riski var. Erkekler de bedeli böyle ödüyorlar. Emrah’ın da tek hatası önlem almamasıydı. Belliydi ki kadın büyük olasılıkla hamile kalmayı planlamıştı. İstemeden hamile kalındığında, karşı taraftan bir beklentiniz yoksa kendi başınıza halledersiniz, yıllar sonra babalık davası açmazsınız. O olay çok planlı bir durumdu ve ne var ki Emrah çocuğun babasıydı. Bu yüzden mağdurlardan biri de oydu.’

Emrah, Güler’e verdiği ve samimi görünen cevaplarda, Tayfun’a özel bir yakınlık, sevgi duymadığını, lösemili çocukları nasıl seviyorsa, onu da öyle sevdiğini söylüyordu. ‘Hiç tanımadığım çocuklara yardım ettim ben. Davanın sonucu ne olursa olsun ona da yardım edeceğim. Ama beni insanlar sevsin diye, bana iyi gözle baksınlar diye yalan söyleyemem. Tanımadığım bir çocuğu nasıl seviyorsam öyle seviyorum. Bana kimse bir şey sormamış ki bu çocuk doğarken’ diyordu.

ERKEK İSTEMİYORSA PARASINI VE SOYADINI ALMANIN NE ANLAMI VAR?

Seda Kaya Güler, şöyle diyor: ‘Aslına bakarksak çocuk tamamen kadının. O doğuruyor, emziriyor ve o büyütüyor. Her ne kadar günümüzde değişse de, -iyi ki de değişiyor-, babalar dışarıdan izliyor. Bu açıdan bakınca kadının evlenmeden, erkeğe haber vermeden çocuk sahibi olması mantıklı ve doğru. Bir yanlışlık yok gibi. Ancak erkeğin en azından haberi olması gerekir. Sonuçta onun da çocuğu. Erkek kabul etmez, reddeder, sorumluluk almazsa, söylenecek bir şey yok tabii. O zaman kadın sonuçlarına katlanır, eğer isteyerek anne olmaya karar vermişse. Bu yüzden babalık davaları bana itici gelmiştir hep. Para koparmak adına, çocuğun varlığıyla bir şeyleri düzeltmek adına yapılmış gibi gelir. Erkek babalığını kabul etmiyorsa parasını ve soyadını almanın ne anlamı var?’

Avukat Canan Arın

Erkeği zorlamıyorsa kadının hakkıdır

Bence, kadın babalıkla ilgili bir talepte bulunmuyorsa ve bulunmayacaksa, çocuğunu kendi başına büyütecekse, kadının hakkıdır. Tanıdığım pek çok kadın var, bunu yapan. Erkekleri zorlamadılar, çocuklarını tek başlarına gayet güzel yetiştirdiler. Ama çocuk doğunca olay erkek için duygusal bir boyutu kazanıyor diyorsanız, bu olayı duygusal boyutu olmadan yaşayan erkekler de var. Ama kadın erkeğe rağmen çocuğu doğuruyor ve onun babalık görevlerini yerine getirmeye zorluyorsa, bu erkeğin hakkını ihlal sayılır. Yine de hayat hiçbir zaman bu kadar siyah beyaz olmuyor; kadın o çocuğu niye doğurdu, niye kürtaj olmadı, ilişki o zamana kadar nasıl geldi, erkek ne umutlar verdi, her ilişkiye ayrı ayrı bakmak lazım.

Feminist Handan Koç

Fiziksel olarak baba oldu diye adamın hayatı kararmaz

Çocuktan vazgeçmemek kadının kararıdır. Fiziksel olarak baba oldu diye adamın hayatı kararmaz. Kadın yıllar sonra bunu ortaya dökerek yarar sağlamaya çalışırsa ne olur derseniz, eğer adam ahlaklı davranırsa mağdur olmaz. Kadın adama rağmen doğuruyorsa kendine göre sebepleri olabilir. Futbolcu Tanju Çolak misali hem evdeki kadın, hem Hülya Avşar şeklinde bir düzen varsa evdeki kadın varlığını ve eşinin onunla da seviştiğini bir bebekle dosta düşmana gösterme yoluna gidebilir. Şehirli birçok erkek eşit ilişkiler kurabildikleri kadınların çocuk doğurma arzusunu reddediyor, bu kadınları hazır değilim diye oyalarken geleneksel bir evlilik yapıp çoluğa çocuğa karışabiliyorlar. Aile ve aile dışı seks. İşlerine gelen bu. Geleneksel kurumlar erkekleri rahat ettiriyor. Bir erkek baba olmak istemiyorsa korunabilir. Hem AIDS olmaz, hem de dürüst davranmış olur. Seni seviyorum dediği bir kadına ama çocuğunu istemiyorum derse, ya o kadını bırakmalı ya da babalığa hazırlanmalıdır.

Yazar Haşmet Babaoğlu

Sperm düzeyinde babalar ve iskele babaları

Kadının, erkeğin fikrini ve duygularını önemsemeden kendi kendine anne olmaya karar vermesi bir bakıma ilişkilerdeki ‘aldatma’ya benziyor. Erkek açısından bakacak olursanız, bu yüzden belki de en iyisi ‘baba’ olduğunu hiç bilmeden hayatına devam etmektir, diyebilirsiniz. Ama dünyaya bir çocuk getirmek bu kadar basit midir? Daha önemlisi bir çocuk dünyaya getirmeyi bu kadar ‘ruh’tan yoksun bir ‘operasyon’ olarak kabullenebilir misiniz? Tamam, hamile kalan ve çocuğu dünyaya getiren beden annenin bedeni... Ama sadece beden üzerine inşa edilmiş bir ‘özgürlük’ var mıdır? Bir erkeğe haber vermeden, hatta oyuna getirerek ondan çocuk yapmak, sonra da ‘Sana ne, ben doğuracağım’ demek, bir tür tecavüz değil midir? İlle de ‘kendim için çocuk yapacağım, buna adamlar karışamaz’ diyen kadınlar için en uygun çözümün sperm bankalarından alınan ‘anonim’ spermler olduğunu kabul etmeliyiz. Fakat öyle erkek arkadaşlarım da oldu ki evlendiler çocuk yaptılar ve çekip gittikten sonra bir daha çocuklarını arayıp sormadılar bile... Onların ‘baba’lıklarının da iskele babalarından bile daha aşağıda, hakikaten ‘sperm’ düzeyinde olduğunu düşünüyorum.

Avukat Mustafa Kemal Güngör

Mevzuat bu konuda erkeği ‘korumuyor’

‘Diyelim bir kadınla bir erkek, kendi özgür iradeleriyle birlikte oldu ve kadın hamile kaldı. Eğer kadın çocuğu doğurmak istiyorsa, hukuken erkek bunu engelleyemez. Bu noktada, yasalarda erkeği ‘koruyan’ bir madde yok. Bir avukat olarak erkeklere, böylesi durumları öngörerek, daha önceden önlem almış olması gerektiğini söyleyebilirim. Bir erkek olarak ise şöyle hissederim: Ben bir kadınla ilişkiye giriyorsam, çocuk yapmaya da birlikte karar vermeliyiz. Benim rızam olmadan böyle bir sonuç doğarsa da sonuçlarına katlanırım.  



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com