|
Beş yüz yıl sonra, aynı yerde Panama Kanalı açılıyor. Rio Charges Nehri’nin denize döküldüğü yerde. Denize açılan bu nehir ağzının hemen yakınındaki Nombre de Dios Körfezi’nde yatan bir gemi enkazı, keşifler tarihine yeni bir sayfa kazandırıyor.
İki Amerikalı amatör dalgıç, iki serüvenci aynı zamanda, tarih ve coğrafya meraklılarının önüne müthiş bir malzeme getiriyor. Dalgıçlardan biri Vietnam’da savaşmış, zaman zaman rehineleri kurtarmakta usta, eski bir asker. Diğeri, özellikle Panama ve Bahama kıyılarındaki körfezleri, denizin altını ezbere bilen bir denizci.
*
1996’da yine böyle bir dalma sırasında, Nombre de Dios Körfezi’nde bir enkaza rastlıyorlar. 18 metre uzunluğunda, toplarıyla, inşa stiliyle ilgi çeken bir gemi. Küflenmiş, yosunlaşmış, her tarafı çeşitli deniz hayvanları ve kurtlarıyla kemirilmiş bir enkaz.
Neyin nesi bu enkaz?.. Dalgıçlar gemiden parçalar kopartıyor. Bu parçalar Teksas Üniversitesi’nde değişik fizik ve kimya deneylerinden geçiriliyor. Son altı-yedi yüz yıl içinde, orada battığı tahmin edilen gemi tipleriyle karşılaştırılıyor. O zamanki gemi inşa malzemeleri, top malzemeleri, bulunan enkaz parçalarıyla bir araya getiriliyor. Ve sonuç:
Evet, bu enkaz Christoph Columbus’un Amerika’ya yaptığı dört gezinin sonucusunda batan Vizcaina’ya ait!..
*
Columbus’un dört gemisi var. Santa Maria, Nina, Pinta ve Vizcaina. Ünlü kaşifin Amerika’ya ilk gezisi 1492. Bunu sonradan, 1493, 1498 ve 1502’deki seferler izliyor. Her bir sefer ayrı bir macera. Yerlilerle savaşlar, gemi tayfalarının isyanı, elde edilen zenginlikler, ama arkasında yine de, hüzün, hüsran!..
Enkazın bulunmasıyla birlikte, Columbus defterleri yeniden açılıyor. Onun, dönemin İspanya Kralı Ferdinand ile Kraliçe İsabella’ya yazdığı mektuplar ve gezi sırasında tuttuğu günlük, Amerika’yı keşfeden bu ünlü kaşifin, ne yazık ki, pek de muteber bir kimliği olmadığını sergiliyor.
Paragöz, onca altın, mücevher ve baharata rağmen nekes, oturacak bir evden bile yoksunluğu, muhteşem geziler dönüşünde İspanya’da hiç yüz bulamayışı, bu ünlü kaşifin geride bıraktıkları arasında.
*
O büyük keşiflere rağmen, kişiliği çok tartışmalı olan Columbus, gerçekte tam bir trajedi yaşıyor. Biraz da kendi elleriyle yarattığı bir trajedi. Çünkü her gezide gemide isyan çıkıyor. Hastalıklar yakasını bırakmıyor. Zaman zaman gemileri parçalanmış dönüyor, sonuncu gezide de bir gemisi batıyor.
Ülkesinde yarattığı hayal kırıklığının altında, Kral ve Kraliçe’ye verdiği sözleri yerine getiremeyişi var. Yüzbir pare topla çıkılan seferlerden önce, Kral ve Kraliçe’ye altın getirmeyi vaat ediyor. Köle getirmeyi vaat ediyor. Çok şey vaat ediyor. Ama, ilk üç gezi hüsran!.. Ne altın var, ne köle, ne de sarf edilen paranın karşılığı!.. Ayrıca, attığı yalanlar!.. Columbus İspanya’da büyük bir güvensizliğin simgesine dönüşüyor.
*
Vizcaina enkazının bulunması bu açıdan önemli. Çünkü, Vizcaina, Columbus’un son gezisinde batıyor. Oysa son, yani dördüncü geziye Columbus ‘El Alto Viaje’ adını veriyor. En üstün, en yüksek, en muhteşem gezi anlamında.
Dördüncü gezinin amacı geride bıraktığı gölgeleri temizlemek, o trajediden kurtulup, kendi ülkesinde hak ettiği yere oturmak. Hatta, ilk üç gezinin sonucu olarak, Kral ve Kraliçe’den pek yüz bulmuyor. O nedenle, son geziye daha hırsla asılıyor.
Ne var ki, onurunu kurtarmak için çıktığı son gezi, Vizcaina’nın batışıyla hüsrana dönüşüyor.
Oysa ilk gezisinde Amerika’yı, ikincisinde Antiller’i ve Jamaica’yı, üçüncüsünde Trinidad ve Venezüella’yı, sonuncusunda ise Honduras, Nikaragua, Panama ve Kolombiya’yı keşfederek, adını insanlığın unutulmazları arasına yazdırıyor.
Hasta yatağında son nefesini verirken, Kral’a yazdığı mektupta, geride bıraktığı oğlunu emanet ediyor.
*
İki Alman gazetecinin kaleme aldığı Son Gezi isimli kitabı okurken, allak bullak oluyorum. O kaşif ve o keşifle ilgisi olmayan bir tablo... Kitap, filmi çevrilecek ibret sahneleriyle dolu.
Columbus’un hayatı başarıyla çöküş arasında gidip gelen sarkacın derslerine acımasız bir örnek. |