12/07/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Yazarlar
12.07.2004
Ayşe ARMAN
Kaçamak
  
aarman@hurriyet.com.tr
 

KAÇAMAK dediğin plansız olacak.

Bilmeyeceksin. ‘Bu akşam kaçamak yapabilirim’ demeyeceksin.

Senden bile habersiz gelişecek. Küt diye.

Öyle gelişti...

* * *

Son zamanların en güzel hafta sonu kaçamağını yaşayacağımı bilemezdim tabii.

Nereden bileyim?

Cuma günü gazetedeyim. Saat olmuş akşam 8, yazımı teslim etmişim, kös kös sayfasının yapılmasını bekliyorum. İstanbul, güzel bir yaz akşamı yaşıyor.

Bense kendimi bir yer bezi gibi hissediyorum. Ayrılık kaskatı etmiş beni. Ağlamamak için özel çaba sarf ediyorum. Herkes, sevgilisinin kolunda...

Benimki yok burada. Bir hafta olmuş görüşmeyeli. O Dubai’de, ben İstanbul’da. Gözlerim doluyor...

İşte tam o sırada telefon çalıyor. Sevgilim arıyor.

* * *

‘Bitti mi işin?’

‘Sayılır. Birazdan Hayal’lerle yemek yiyeceğim. Gazeteden çıkıp onlarla buluşmaya gideceğim. Çok özledim seni....’

‘Ben de. Çok selam söyle...’

‘Söylerim. Sen n’apıyorsun?’

‘Ben mi? Hiiiç. Evdeyim. Salonda öyle kendi başıma oturuyorum.’

‘Çıksana dışarı...’

‘Gündüz 47 dereceydi, şimdi 41’e indi. Hava, hálá çok nemli. Hem yalnız ne yapacağım ki? Evde otururum daha iyi!’

Birden gözümün önünde o kocaman iki katlı ev beliriyor.

Daha doğrusu, evimiz... 8.5 kulaçlık havuzundan kahkahalar yükseliyor.

Gece bile giriyoruz, çeşitli delilikler yapıyoruz... Ama oranın ev olabilmesi için ikimizin de bir arada olması gerekiyor.

Aman Tanrım, o yüksek tavanlı, 11 begonvilli ev, ne kasvetlidir şimdi.

Ve benim güzel sevgilim, o kocaman evin içinde bir başına üzüm gibi oturuyor... O orada yalnız, ben burada yalnız...

‘Saat kaç?’ diyorum birden.

‘Türkiye’de 9’a geliyor...’

‘Kaçtaydı Dubai uçağı?’

‘11’de olması gerekiyor bir tane. Aklından ne tür bir çılgınlık geçiyor?’

‘Çılgınlık değil ki! Niye karşılıklı acı çekelim? Yer varsa uçakta, bari atlayıp geleyim...’

‘İyi de insan işten çıkıp, uçağa binip Dubai’ye gitmez ki...’ diyor.

‘Neden?’ diyorum.

‘E canım, çantan mantan yok. Zaten 2 günlüğüne değmez, boşuna yorgunluk!’

‘Ben domuz gibiyim, yorulmam. Zaten evime geliyorum. Çantaya ne gerek var?’

‘Pasaportun yanında mı?’

‘Hayır. Ama Leman’a telefon açarım, eve gider, pasaportları bulur, bir taksiye verir, gazeteye yollar.’

‘Sen kararını vermişsin... Beni dinlemiyorsun bile...’

‘Dinlememi istiyor musun?’

‘Hayır!’

‘Sevindin mi?’

‘Hem de nasıl... Hadi gel, bekliyorum.’

* * *

2 saat sonra Dubai uçağındaydım. 5 saat sonra da sevgilimin kollarında.

Şahane bir haftasonu kaçamağıydı. Günlerden cumartesiydi.

Dışarısı 47 dereceydi. Biz ne yaptık? Akıllı insanların yapacağını! Yataktan hiç çıkmadık. Bütün bir günü, gemi gibi büyük olan yatağımızda geçirdik.

Gemi gibi derken abartmıyorum, bir ucundan diğer ucuna döne döne gidene kadar, hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor.

Saklambaç oynayabilirsin, körebe, hatta ayak ucuna taşları dizsen ve bir top getirsen kukalı yakartop bile... O kadar büyük.

Mimar Mete çizdi, yaptırdı, gemiye yükledi ve Dubai’ye gönderdi. Ucuza mal oldu ama zannedersin ki pek havalı bir şey. Yatağın kasası olduğu gibi venge.

Yerin üzerinde devasa bir tişört gibi duruyor. Tişörtün kolları yatağın komidinleri oluyor ve yatağın gövdesinden çıkıyor. Boyun kısmından bele kadar olan kısmı da yatağın kendisi.

Anladınız değil mi?

Ortasına da bir şilte saplanmış duruyor. Çok sadece çizgiler. Yatağın arkası da olduğu gibi ayna. Bembeyaz da çarşaflar ve sonsuz sayıda yastıklar.

Klima çalışıyor, sen pufuduk beyaz bir yorganın altındasın ve kendini soğuk bir yerde hayal ediyorsun. Uyuyorsun, uyanıyorsun, gözlerini açıyorsun, sevdiğin adamı görüyorsun, gülümsüyorsun, sarılıyorsun, tekrar uykuya yenik düşüyorsun, tekrar uyanıyorsun, bir şeyler okuyorsun, ya da bıcır bıcır konuşuyorsun, onunla birlikte hayal kuruyorsun, greyfurt suyu içiyorsun, yine uyuyorsun, getirdiği meyveleri dişliyorsun...

Tabii arada sevişiyorsun.

Ama şekerim ben korkar oldum sizden! Ne zaman içinde öpüş, kokuş, yatak, sevgi, aşk, (çok özür dilerim ama) seks sözcükleri geçen bir yazı yazsam kafama ateş ediyorsunuz. ‘Memlekette onca sorun varken’ diye başlayan (yine özür dilerim) son derece sıkıcı mail’ler atıyorsunuz.

Siz beni eleştireceğinize şu soruma cevap verin:

En son ne zaman sevdiğinizle 24 saat yataktan çıkmadınız?

En son ne zaman kendi evinizde bir kaçamak yaptınız?

Yapın lütfen. Pişman olmazsınız.


Ayşe ARMAN
Tüm yazıları
    Ali Atıf BİR
  Reklamcılığın geleceği üzerine
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  Türkiye’de devrim: Müfredat değişiyor!
 
    Doğan HIZLAN
  Utandırmayacak onurlandıracak hediye
 
    Erdal SAĞLAM
  Doğalgaz piyasası öldü elektriğe SARS bulaştı
 
    Erkan ÇELEBİ
  Tüketici markette en çok ‘peşin promosyon’ seviyor
 
    Fatih ALTAYLI
  Lojmanlar satılmadan yeni lojmanlar geliyor
 
    Ferai TINÇ
  Uçak kazasındaki sır perdesi aralanıyor
 
    Nurten ERK
  Türkiye’yi Avrupa’nın sanayi merkezi yapalım
 
    Tufan TÜRENÇ
  Mustafa Sarıgül olayı
 
    Özdemir İNCE
  Sivası unutmak
 
    İlhan SÖYLER
  Önce karar vermeli
 
    Korkut GÖZE
  Tahrip bombası
 
    Vahap MUNYAR
  Bulgaristan bizi çekti Romanya fırsatı kaçırdı
 
    Yener SÜSOY
  Banka kraliçesinden yatırımcıya öğütler
 
    Doğan Hakyemez
  Sorun yumağı
 
    Şükrü KÜÇÜKŞAHİN
  ‘Cenazem TBMM’ye gitmesin’
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com