|
GENELKURMAY İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un dünkü en önemli çıkışı Leyla Zana ve arkadaşlarının serbest bırakıldıktan sonra düzenledikleri mitingler ve yaptıkları açıklamaları konu aldı.
Sözleri açık bir eleştiri içeriyordu. Eleştiri, eski DEP milletvekillerinin faaliyetleri karşısında hareketsizlik içinde kaldığını söylediği devlet birimlerine yöneldi.
‘Bürokrasideki tereddütler’, ‘idare tarafındaki eksiklikler’ ve ‘devlet kurumlarının aynı kararlılık çizgisinde hareket etmeleri gerekir’ gibi ifadeleriyle savcılardan valilere kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kastettiği aşikár.
‘İdare’ de hükümete tabi olduğuna göre, Genelkurmay’ın ‘güvenlik’ konusundaki bu hassas eleştirisi hükümet katına kadar çıkıyor.
Sözlerine açıklık getirmesini isteyen bir gazeteciye ‘Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesini okumanızı öneririm’ şeklindeki yanıtı, aslında Orgeneral Başbuğ’un vermek istediği ana mesajı deşifre ediyor.
Bu madde, 5 seneye kadar ağır hapse mahkum olanların bu cezayla orantılı bir süre kamu hizmetinden mahrum bırakılmalarını öngörüyor.
Açarsak, eleştiri konsu olan, eski DEP’lilerin miting düzenlemelerine izin verilmiş olması.
Kaldı ki, Zana ve arkadaşları miting bir yana, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından da kabul edildiler.
AKP’Lİ MEHMET DÜLGER’E DOKUNDURMA
Orgeneral Başbuğ’un bir diğer eleştirisi, isim vermeksizin TBMM’nin AKP’li Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger’e gitti.
Dülger, TESEV’in geçen ay düzenlediği ‘Güvenlik Sektörünün Parlamenter Gözetimi’ başlıklı konferansta ‘Türkiye’de geçerli olan siyasal sistem standartları içerisinde TSK üzerinde yasama, yürütme ve yargı bağlamında hiçbir organın denetim ve yetkisi yoktur’ diye bir konuşma yapmıştı.
Orgeneral Başbuğ, dünkü açıklamalarının geniş bir kesimini TSK’nın -başta Sayıştay olmak üzere- tabi olduğu denetim mekanizmalarına ayırdı, bunlara ilişkin bir dizi örnek verdi.
Komutan, hemen ardından ‘Durum böyleyken ‘TSK üzerinde yasama, yürütme ve yargı bağlamında hiçbir organın denetimi yoktur’ benzeri sözlerin mesnetsiz, talihsiz bir ifade olduğunu düşünmekteyiz’ dedi.
İkinci Başkan’ın ‘TSK demokratik tüm demokratik toplumlarda olduğu gibi güvenilir, kaynağı ve gerekçesi olan ve saygı çerçevesinde yapılan tüm eleştirilere açıktır’ derken de galiba yine Dülger’e bir göndermede bulundu. Ancak gönderilen bir çiçek değildi.
EMEKLİ PAŞALARA RİCA MI, UYARI MI?
Bir başka ilginç çıkış, emekli komutanlarla ilgiliydi. Emekli paşaların sivil hayata geçtikten sonra gerek 28 Şubat süreci gerek görevli oldukları dönemleri konu alan açıklamaları kamuoyunda büyük bir ilgi yaratırken, Genelkurmay karargahında ciddi bir rahatsızlığa yol açıyor.
Genelkurmay, uzun bir zamandan beri bu açıklamalardan rahatsız olmakla birlikte, biraz da ‘eski komutanlara saygıdan’ susmayı tercih ediyordu.
Dünkü brifingde gelen bir soru üzerine Orgeneral Başbuğ, bu suskunluğu bozarak, çok açık ifadelerle emekli komutanlara ‘Lütfen dikkatli konuşun’ ricasında bulundu.
Galiba, rica ölçülerini de biraz aştı. ‘Emeklilikten sonra da hem geçmişe hem de geleceğe dönük önemli sorumluluklar sürer. Bu sorumluluklarının bugün de devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz’ şeklindeki sözlerin doğru tercümesi ‘Lütfen biraz sorumlu davranın’ diye de yapılabilir.
TSK’NIN KERKÜK DOKTRİNİ
Orgeneral Başbuğ’un dış politika gündemine ilişkin mesajları içinde en ağırlıklı yeri Kerkük’ün tuttuğu söylenebilir.
Bu bölümde Orgeneral Başbuğ’un Kerkük’ü -demografik yapısının değiştirilmesi ve Kürt bölgesine dahil edilmesi- olasılığı çerçevesinde açıkça Türkiye’nin bir ‘ulusal güvenlik sorunu’ olarak takdim etmesi başlı başına önem taşıyor.
Genelkurmay yetkilisi, bu sunuşu A) Irak’ın toprak bütünlüğünün tehlikeye düşmesi, B) Kerkük’teki petrol kaynaklarının eşit ve adil dağıtımı gereği, C) Türkmenler’le olan kan bağı ve bunun yaratacağı sonuçlar ve D) Kerkük’le ilgili tarihsel iddialar gibi mülahazalara dayandırdı.
Orgeneral Başbuğ’un ‘Güvenliğinin ciddi riske girmesi halinde gerekli önlemleri almak Türkiye’nin hakkıdır’ şeklindeki değerlendirmesi de ‘Kerkük doktrini’nin bir formülasyonu olarak nitelendirilebilir. |