Gazetenin siyaset yorumcularından Quentin Peel tarafından kaleme alınan makalede, AB'nin bölünmüş Kıbrıs'ı üyeliğe kabul etme kararı ”büyük bir kumar” olarak nitelendi.
Kimsenin Türk tarafının büyük çoğunlukla referandumda “evet” oyu kullanmasını, Rumların ezici bir çoğunlukla anlaşmayı reddetmesini beklemediği belirtilen makalede, “Bu şartlarda bölünmüş Kıbrıs adası 1 Mayıs'ta AB üyesi oldu. AB'nin en küçük üye ülkesi haline gelen Kıbrıs, eğer sorunları çözülemezse, AB'nin en belalı yeri olabilir” uyarısında bulunuldu.
KKTC'nin sadece Türkiye tarafından tanındığı, Rumların adanın resmi hükümeti olarak görüldüğü ve adada 30 bin Türk askeri bulunduğu hatırlatılan makalede, AB'yi şimdi, sorunların çözümünde gerçek bir ”arabuluculuk yapıp yapamayacağı” sorusunun beklediği bildirildi. Makalede, “Bu olmadığı takdirde, başta Türkiye'nin AB ile kritik münasebetleri olmak üzere pek çok konunun bundan etkileneceği” belirtildi.
Bu noktada en büyük sorumluluğun da Rum yönetimine düşeceği kaydedilen makalede, “İlk işaretlerin de olumlu olmadığı” ifade edildi.
AB Komisyonu'nun, KKTC'de ekonomik durumun düzeltilebilmesi için hazırladığı plana da dikkat çekilen makalede, Rumların KKTC'ye bazı yardımları desteklediği, ancak doğrudan ticaret yollarının açılması noktasında itirazları bulunduğu kaydedildi.
Rumların, Kıbrıslı Türklerin dünyayla ilişkilerini daima kendi üzerlerinden yürütmek zorunda kalmalarını tercih ettiği de belirtilen makalede, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın “tanınma” peşinde olmadığı, sadece halkının “kendini yönetme” hakkının verilmesini istediği ifade edildi.
Talat'ın, “KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tutumu yüzünden herkesin Türk tarafına 'hayır' diyeceğini” düşündüğüne dair sözlerine de dikkat çekilen makalede, Rumların da bütün hesaplarını Türk tarafının “hayır” demesi üzerine kurduğu, ciddi bir hazırlık yapmadan sürece başladığı, halen de bu konuda stratejiye sahip olmadığı kaydedildi.
Rum liderliğinin, KKTC ve anavatan Türkiye'de meydana gelen politik değişimi göz ardı ettiği belirtilen makalede, “Rumların, Annan planını reddetmeleri durumunda ortaya çıkacak uluslararası öfkeyi de görmediği” vurgulandı.
Gelinen noktada her iki tarafın da süreci yeniden rayına oturtmak için politik jestler yapması gerektiği belirtilen makalede, bunun için Türkiye'nin KKTC'deki askerini çekebileceği, KKTC'nin AB'ye uyum çalışmalarını uygulamaya başlayarak Rumlar için bir tehdit yaratmadığını kanıtlayabileceği savunuldu.
Rumların da buna karşılık, uzun yıllardır sürdürdükleri yasal kaçamaklara son verip Kıbrıslı Türklerin “gerçek dünyaya dahil olmasına” yardımcı olması önerilen makalede, böylece BM tarafından hazırlanan planın önünün açılabileceği kaydedildi.
Makalede, “belki bu planın da ideal olmadığı, ama kimsenin daha iyisini ortaya koymadığı” belirtildi.