|
Ben aslında sadece kendi hayatımdan yola çıkarak, bazı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.
Rumuz : Biraz Anlayış Lütfen
26 yaşındayım, iyi bir işim ve iyi bir eğitim geçmişim var. Annem ve babam üniversite mezunu ve çevrelerinde saygıyla tanımlanan insanlardır. Bana ve kardeşime çok iyi bir eğitim verdiler. Hep başarılarımızla ailemizi gururlandırdık. Lise hayatımda da, üniversite yıllarımda da, iş hayatımda da hep sosyal bir insan oldum. Hayatımız bir çok insanın imreneceği düzeydeydi. Annemle babamın bırakın kavga etmeyi, nerdeyse tartıştıklarını bile hatırlamam.
Bunları niye mi yazdım size? Gördüğünüz gibi iyi bir ailem var, küçükken hiç tacize uğramadım, yakışıklıyım, sağlıklıyım, zekiyim, ama yine de eşcinselim. Hem de kendimi bildim bileli. Bunu ilk olarak 13 yaşımda anladım ve kabul ettim. Hem eşcinsel olmak için öyle çok marjinal hadiseler yaşamanıza gerek yok her zaman. Bilimsel olarak sebebi hálá tam olarak açıklanamadı. Belki yüzlerce eşcinsel arkadaşım var, bir tanesinin bile tecavüz vs. gibi sebeplerle eşcinsel olduklarını duymadım. Ama size böyle örnekler geliyorsa mutlaka vardır.
Eşcinsellik benim üzerimde bazı psikolojik sorunlar oluşturmadı mı? Elbet oluşturdu ama, bunun sebebi aslında eşcinsel olmam değil, gelecek endişesiydi. Yaşadığım sorunların çoğu aslında eşcinsel olmamdan değil, toplum korkusundan kaynaklanıyor. 15-16 yaşlarındayken annemin ‘Torunlarımı da görürüm inşallah’ demesinin benim üzerimdeki etkisini anlayamazsınız. Ya da yine televizyonda bazı şarkıcıları görüp ‘Aman oğlum böyle olacağına ölsün daha iyi’ dediğinde, ergenlik çağındaki bir çocuğun neler hissedeceğini düşünün. O yaşlarda kendimi dünyada tek sanıyordum. Eşcinselliğimi kabul edene kadar geçen sürede örnek öğrenci olarak gösterilen ben, okulun sorunlu çocuğu oldum çıktım. Üniversite aklımda bile yoktu, ne yapacaktım ki okulu? Zaten ben pis bir eşcinsel değil miydim! Birkaç kere intihara teşebbüs ettim ama doğrusunu söylemek gerekirse hiçbiri ciddi değildi. O kadar çaresizdim ki. Bir de üstelik en yakın erkek arkadaşıma aşık olmuştum.
Şimdi düşünüyorum da sanki o yılları yaşayan ben değildim, başka bir çocuktu o, çaresizdi. 30 yaşına gelince ölmeyi planlıyordu. Belki hálá çok mutlu değil ama ölecek kadar da çaresiz değil. O yıllarda beni anlayacak birileri bulunsaydı, bu kimliğimle de mutlu olabileceğimi anlatsaydı, geleceğe daha umutla bakardım.
Lise hayatım ilk flörtlerini yaşayan arkadaşlarıma imrenmekle geçti. İlk cinsel deneyimimi 15 yaşında okul arkadaşımla yaşadım. Sadece seksti. Bu arada belirtmem lazım, kendimi hiç kadın gibi hissetmedim. Eşcinsel olduğumu da kimse anlamaz. Daha sonra ilişkilerimin sayısı arttı. Ama hepsi tek gecelik ilişkilerdi, ertesi gün yüzlerini görmek istemezdim. Şimdi iki senedir beraber olduğum biri var. Onu çok seviyorum; o da benim gibi yakışıklı, o da benim gibi kendini erkek olarak görüyor ama erkeklerden hoşlanıyor.
EŞCİNSELLİK HASTALIK DEĞİL
Flörtü hiç tatmadan , sadece seks yaşamaya başlamış bir insan için bir ilişkiyi yürütmek o kadar zor ki.
Arada bir eşcinsellik üzerine yazdıklarınızı okuyorum. Her zaman tavrınızı belli etmekten kaçındığınızı gördüm. Eşcinsellik bir hastalık değildir. Bence sebebini bilmediğimiz, doğal bir olay. Ben kendimi çok normal görüyorum, insanların eşcinselliğe hastalık olarak bakmasına da katlanamıyorum. Ama bir konuda katılıyorum size: Eşcinsellik doğal olsa da, teşvik de edilememelidir. Çevresinden ya da yaşadığı olaylardan etkilenerek eşcinsel olduğunu iddia edenler var. Aslında eşcinsellik dünyada da büyük bir pazar. Ama biz Türkiye olarak hálá gay denince ya travestileri ya da ağzını kaydıra kaydıra konuşan ‘sanatçı’ları anlıyoruz.
Size naçizane bir önerim olacak. Eğer eşcinsellikle ilgili bir yardım isteği alırsanız, lütfen onlara üstü kapalı da olsa, hemen kurtulmaları gerektiğini, söylemeyin. (Gerçi bunu yaptığınıza rastlamadım ama). Bir kişi eğer eşcinselse, bunu değiştirmeyi başarabilecek bir terapi, bir ilaç duydunuz mu? Çevremde çoluk çocuk sahibi, yıllarca toplum korkusuyla duygularını bastırmış, mutsuz olmuş, ama dayanamayıp 40 yaşından sonra ait oldukları hayata dönmüş o kadar gay var ki.
Bence burada anne babalara büyük iş düşüyor. Eşcinselliğin hastalık olmadığını bilirlerse çok şey değişir. Anne babalara anlatın bunu. Eğer çocuklarının eşcinsel eğilimleri olduğunu düşünüyorlarsa, bunu onlarla açıkça konuşsunlar. Anlayış göstersinler. Bu zaten çocuk için çok zor bir durum. Ailelerse tümüyle içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Çocuklarını tabii ki danışmanlara götürsünler, bunun geçici bir durum olup olmadığı anlaşılsın. Geçici değilse de hayatı o çocuğa zehir etmesinler. En eğitimli aileler bile toplumsal genel değerler yüzünden çocuklarının hayatını harcayabiliyor.
Bu yazdıkların inanılmaz çarpıcı ve bir o kadar da uyarıcı sevgili oğlum. Şimdiye kadar senin kadar bu konuya açıklıkla ve tüm samimiyetiyle yaklaşan bir okurum olmamıştı. Bu nedenle bu yazının aileler için de çok büyük önem taşıdığını söyleyebilirim. Çünkü birçoklarının, bazen farkında olsalar da, başlarını deve kuşu gibi kuma gömdüklerini düşünüyorum.
Gerçekten de eşcinsellik konusu ülkemizde hálá tabu bir konu. Toplumda eşcinsellik bir ahlak düşkünlüğü veya ruhsal bozukluk olarak görülüyor. Aileler, çevre ve arkadaşlar, eşcinselin kendisi, bunu bir utanç olarak algılıyor. Bana gelen mektuplara değişik cevaplar verebiliyorum: Bir genç, eşcinselliğini kabullenmiş, tepkilere rağmen bunu olduğu gibi yaşıyorsa, bir sorun yok demektir. Yok eğer henüz eşcinsel kimliği tam anlamıyla oturmamışsa, bir tecavüz sonunda, ya da herhangi bir başka nedenle, böyle bir eğilim hissediyorsa, ya da çok kadınlı bir aile çevresinden gelmiş ve davranışlarında bir yumuşaklık görülüyor ama, aslında gerçek anlamda eşcinsel değilse, o zaman gerçek cinsel kimliğini ve cinsel rolünü anlayabilmesi için bir uzmana gitmesini öneriyorum. Senin de belirttiğin gibi, fazla da teşvik etmek istemiyorum. Hepsi bu! |