|
Baştan uyarıyorum: Yazı yazamayacağımı yazmak için bilgisayar başına geçmiş bulunuyorum.
Bu bir yazı değil.
Durum raporu.
Tamam mı?
Bildiriyorum:
Hani demiştim ya, Dubai’deki evi yerleştirmek için yıllık iznimin bir kısmını kullanacağım, bu süre içinde yazı yazabilirim de, yazamayabilirim de...
Paşa keyfim nasıl isterse...
Cevap veriyorum: B) şıkkı.
Yazamıyorum.
Ama paşa keyfimle ilgili değilmiş mesele!
Fiilen olmuyor.
Perdeydi, halıydı, marangozdu, boyacıydı, bahçıvandı, elektrikçiydi, tüpçüydü, antenciydi...
Derken...
İnsanın anası ağlıyor.
Bırakın yazı yazmayı, yemek yemeye bile vakit bulamıyor.
Kültürünü bilmediğin, insanlarını tanımadığın bir ülkede iş yaptırmaya çalışıyorsun.
Ustalarla uğraşmak her yerde zor.
Dubai’de daha da zor.
1’le 4 arası uyuyorlar: Siesta.
Ve 5 odalı dana gibi bir ev burası.
Ve tabii ben sabırsızım, her şeyi istiyorum hayatta ve hemen.
İstiyorum ki, bir haftada bu ev 6 aydır yaşanıyor gibi sıcak bir yuva haline gelsin.
İstiyorum ki, işler çok fazla para harcanmadan halledilsin.
Ve yine istiyorum ki gören ‘Vay be!’ desin.
Kolay olmuyor.
Ama işte bizim elimizden hiçbir şey kurtulmuyor.
İnanmayacaksınız ama Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmek üzereyiz.
Pazar günü geldi eşyalar.
Ve şu bir hafta içinde inanılmaz mesafeler kat ettik.
En çok Mete sağ olsun.
Mete Övür, benim mimar arkadaşım.
Mahmut Anlar’la çalışıyor.
Safran Salomanje ve Buz gibi bu yazın trendy mekanlarında Mahmut’la birlikte imzası bulunuyor.
O, gelecek vaat eden genç bir mimar adayı.
Ben size şuraya yazıyorum, Mete’nin ismini ileride çok duyacaksanız.
Ablası demişti dersiniz!
Ablasıyım tabii, benden 9 yaş küçük.
Ben işine bu kadar aşık, bu kadar yaptığı işten heyecan duyan, bu kadar çalışkan bir adam görmedim.
Yorulmak nedir bilmiyor.
Öncelikle hayalimizdeki her şeyi çizdi, yaptırdı.
Küçücük bir bütçeye resmen kuş kondurdu.
Bu özel bir yetenek olsa gerek.
Sonra Türkiye’den bütün o mobilyaları gemiye koydu, buraya yolladı.
Yetmedi, kendisi kalktı geldi, marangozlarla bütün parçaları tek tek monte etti.
Anlayacağınız annem, Mete, sevgilim ve ben, bu evin her şeyiyle tek tek uğraşıyoruz.
Gören ‘Bunlar delirmiş’ der.
Gecenin bir yarısı, ertesi sabah gelecek olan perdeciyi beklemeye sabrımız olmadığı için elimizde matkap, kornişleri takıyoruz.
Bir heyecan, bir heyecan...
Biz aslında çalışırken eğleniyoruz.
Şimdi mesela sıra mutfak raflarında...
Çok güzel metal raflar aldım da...
Sevgilim beni çağırıyor, ‘Gel rafı tut’ diyor, ondan gizli yazıyorum bu satırları, matkabı çalıştırdı, sesini duyuyorum, hadi benim artık gitmem gerekiyor.
Daha çerçeveci yapacağız.
Ondan sonra perdeci.
Ondan sonra halıcı.
Arada da evin içine bitki almak için seraya uğrayacağız.
Sizden ayrı kalmak bana biraz koyuyor ama yaşayacağım mekanın her santimetrekaresiyle haşır nesir olmak da hoşuma gidiyor.
Hadi bana baş baş.
HAMİŞ: Belki merak edenler vardır, hálá sigara içmiyorum. Ben de inanamıyorum. Resmen üç pakete yakın sigara içen ben bıraktım. Zaman zaman acı çekiyorum, kıvranıyorum, hatta agresifleşiyorum. Ama genel olarak kendimle gurur duyuyorum. Darısı sizin de başınıza... |