|
Halil Aksu / haksu@hurriyet.com.tr
Dünyada devam eden büyük bir dış kaynak (outsourcing ve offshoring) eğilimi var ve bu eğilimin etrafında oluşan müthiş bir pazar var. Bu pazarda lider ülke durumunda Hindistan’ı görmekteyiz. Bunun bazı sebepleri var.
Hindistan yılda 180.000 İngilizce konuşan mühendis, matematikçi, enformatikçi ve benzeri mesleklere sahip mezun vermektedir. Ayrıca kurulmuş olan teknoparklar, uygun iletişim altyapısı ve devletin sağladığı teşvikler ile hem yerli hem de yabancı yatırımcılar için çok cazip bir merkez haline getirilmiştir. Son yıllardan beri Hindistan bunu sürdürmeye tutarlı biçimde devam etti, hem bilgi hem de kaynak ihracatında bulundu ve dünya çapında bu konuda ün saldı.
Ne var ki, bu madalyonun yalnızca bir yüzü. Unutmayalım ki, Hindistan çok kalabalık bir ülke. Dünya bankası verilerine göre 1 milyar 48 milyon nüfusu var. Yaklaşık 510 milyar dolar GSMH var. Demek oluyor ki kişi başı milli gelir 487 dolar. Türkiye’de yaklaşık 3000 dolar seviyesine yakın olduğumuzu göz önünden kaybetmeyelim. Benzer durumlar Çin, Rusya ve Filipinler için de geçerli. İrlanda, Güney Afrika ve Kanada’da durumlar biraz daha farklı. Onlar sayısal toplum dönüşümünü ülke ve toplum olarak nispeten daha iyi başarmış ülkeler. Ayrıca sadece BİT hizmetleri gelirlerine bağlı değiller, başka alanlardan da milli gelire olumlu katkılar sağlanmaktadır, dengeli bir dağılım vardır.
Genişleyen AB içindeki yeni üye ülkeler arasında bu konuya ağırlık veren önemli ülkeler var. Bizce Türkiye’nin bu sektördeki en ciddi rakipleri bu ülkelerdir. Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya, Bulgaristan gibi ülkeler, AB’ye yakınlık ve kültürel uyum gibi avantajlarını kullanarak bu pastadan pay alma çabası içindeler ve bir yandan da almaya başladılar.
Türkiye’nin konumunu belirlemesi gerekmektedir. Türkiye’nin gündemini belirlemesi gerekmektedir. Bu arada şunu da belirtmek lazım. Teknolojinin gelişimi, bazı ‘basit’ işlemleri otomatize edebilecek şekilde gelişmektedir. Bugün dış kaynak açısından cazip görünen bazı süreçler yarın otomatize edildiğinde bu süreçlerden para kazanmak mümkün olmayacak. Sanayi devriminde yaşanan fason üretimine dönecek. Gerçek katma değer üretmeyenler büyük şirketlerin, büyük ekonomilerin kontrolü altında post-modern bir neo-sömürgecilik olgusu altına gireceklerdir. Dolayısıyla Türkiye gündemini belirlerken, bilgi üreten mi, üretenlerin sömürgesi mi olmak istediğini düşünmesi, buna göre hareket etmesi şarttır.
Not: Bu köşedeki bilgiler Gartner araştırmalarına ve verilerine dayanarak hazırlanmıştır. |