|
Günlerden 17 Haziran. CNN-Türk’ün Manşet programında M. Ali Birand hiç de mutlu değil, yüzü şallak-mallak.
Çekim Brüksel’de yapılıyor. Bir bahçede. Birand’ın karşısında üç Avrupa Parlamentosu milletvekili oturuyor. M. Ali Birand mutsuz, çünkü daha önce yaptığı Avrupa Birliği’ne giriş falcılığının çıkmaya bileceğini hissetmeye başlamış. Nerede o esip gürleyen, Avrupa Birliği işinde biraz dikkatli olmamızı tavsiye edenleri küçümseyen M.Ali Birand’ın mutluluğu. Bir ara istemeye istemeye itiraf ediyor: “Kendimi kandırılmış hissediyorum!” diyor. Kandıranlar kim? Avrupa, Yunanistan ve Rumlar. *** “Türkiye Kıbrıs işini halletsin, Kürtçe sorunu çözümlesin yeter. Avrupa Birliği çantada keklik!” diyorlar ve bu işe biraz kuşkuyla bakanlara hakaret ediyorlardı. Televizyondaki üç konuğu aşağı yukarı birbirini tamamlayan şeyler söylüyorlardı: -Türkiye Kopenhang kritelerinin siyasal bölümünü yerine getirdi. Anayasa ve yasa değişiklikleri yapıldı. Şimdi sıra uygulamada. -Türkiye’ye bu yılın aralık ayında mutlaka müzakere tarihi verilmeli. -Ancak bu her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Avrupa Birliği süreci ancak şimdi başlıyor. Bu süreç en azından 10 yıl sürer, diyorlar ve ekliyorlar. -Türkiye’nin bu süre içinde Avrupa Birliği insanlarının ortak hayat anlayışına adapte olması, uyum sağlaması gerekiyor. -Avrupa Birliği halkları Türkiye’yi ve Türk halkını tanımıyorlar. AB halkının Türkiye’nin üyeliği fikrine alışması gerekiyor. -Her şey bittikten sonra 25 üye ülkenin parlamentolarının Türkiye’nin üyeliğini onaylaması gerek. M.Ali Birand hiç de memnun değil. Oysa 1 Mayıs öncesinde neredeyse AB’ye bilet kesiyordu. *** Aralık ayında müzakere tarihi almak önemsiz bir şey değil, ama hiçbir garantisi yok. Üstelik Türkiye’nin adaylığı 25 üye tarafından değil, bizden önce üye olacak olan Bulgaristan, Hırvatistan ve Romanya’yı da hesaba katarsak 28 devlet tarafından onaylanacak. Balığın kavağa çıkması gibi bir şey. Bunları çoktan bilmeleri ve halka anlatmaları gerekiyordu. *** Televizyonda bunlar konuşulurken bir yandan gözümün önünden bir töre cinayetinin görüntüleri ve cümleleri geçiyor. Aile meclisi kararıyla işlenen cinayetlerden biriyle ilgili olarak taraflardan biri gazetecilere şöyle demiş: “Söylenecek bir şey yok. Siz de aynısını yapardınız. Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye şov yapıyorsunuz. Almanya’daki, Fransa’daki gibi yaşamıyoruz. Töre cinayetleri engellenemez. Öyle devam eder!” Bunu söyleyen kişi hangi taraftan olursa olsun, töresini ve cinayetini Avrupa’ya taşımış olan bir halkın temsilcisi. Yıllardır Avrupa’da yaşıyorlar ve Avrupa’nın yaşam koşullarına, biçimlerine uyum sağlayamamışlar. Bu kafadaki insanların Avrupa Birliği’ne alınacağını sanırsanız avucunuzu yalarsınız. Hele Aralık ayında müzakere tarihi verilsin ve müzakereler başlasın karşımıza çıkartılacak koşullardan başımız dönecek. *** Avrupa’da töre cinayetlerini işleyenler genellikle Türkiye’nin doğu ve güney-doğusundan. Türkiye’de de töre cinayetlerinin çoğunu bu bölgenin insanları işliyor. Ama işe bakın ki bölge halkının yüzde doksanı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasını da istiyor. Oysa aile meclisinin kararına dayalı töre cinayeti işlemeyen batıdaki insanlar Avrupa Birliği’ne girmeye o kadar can atmıyorlar. Adamlar, “Avrupa Birliği’ne isterlerse bizi almasınlar, bizi töre icabı kadınları, kızları öldürmeye devam edeceğiz!” diyorlar. Bense, kadınlar özgürleşmedikçe, kadınlar erkeklere eşit olmadıkça, kadınlar hak ettikleri saygıyı görmedikçe, “mal” durumundan kurtulmadıkça Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almazlar, diyorum. |