25/06/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Anasayfa Son Güncelleme 20:30
25.06.2004
Cumhurbaşkanı'ndan veto

Ankara

Sezer, “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”u, bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye iade etti.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından yayımlanması kısmen uygun bulunmayan, 5186 sayılı “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun”un; 2., 6. ve 7. maddelerinin TBMM'de bir kez daha görüşülmesi amacıyla TBMM Başkanlığı'na geri gönderildiği belirtildi.

 

İADE GEREKÇESİ

 

Cumhurbaşkanı Sezer, kısmen iade gerekçesinde, yasa ile getirilen düzenlemelerin ihbar ve şikayetin hukuksal niteliğine uygun düşmediğini, bir kamu görevlisinin şikayet edilmesini ya da işlediği suç fiilinin ihbarını neredeyse olanaksız kıldığını belirtti.
   
Sezer, yapılmak istenen değişikliklerin ülke gerçekleriyle bağdaşmadığını, suç işleyen kamu görevlilerinin korunduğu izlenimine yol açması nedeniyle yurttaşların demokratik sisteme ve hukuk devletine güvenlerini zedeleyecek nitelikte olduğunu ifade etti.
   
Cumhurbaşkanı Sezer, kısmen iade gerekçesinde, yasanın, ihbar ve şikayetleri düzenleyen 2. maddesi hükmünü anımsattı.
   
Sezer, yapılan değişiklikle, ihbar ve şikayetlerin değerlendirilmesinde yeni ölçütler getirildiğini belirtti.
   
Cumhurbaşkanı Sezer, yapılan değişikliğe göre, ihbar ve şikayetin işleme konulabilmesi için, ilgili memur ve diğer kamu görevlisine ilişkin mutlak ve somut bir suçlamayı içermesi, hatta olay, yer ve kişi belirtilmesinin yanı sıra ciddi bulgu ve belgelere dayanması ve ihbarcı ya da şikayetçinin kimlik bilgilerine yer vermesi gerektiğini kaydetti.
   
Anayasa Mahkemesi'nin 1968 yılında verdiği konuya ilişkin kararı anımsatan Sezer, kararda, ihbarda kimliğin önemli olmadığının kabul edildiğini belirterek, şu görüşleri dile getirdi:
   
“Buna göre, ihbar ve şikayet dilekçelerinde 'olay, yer ve kişi'nin somut olarak belirtilmesi, ihbar ve şikayetin işleme konulması için yeterlidir.
   
İncelenen yasayla öngörülen koşulları taşımayan ihbar ve şikayet dilekçelerinin işleme konulmaması, ön inceleme evresine geçilemediği için varsa suçun ve suçlunun ortaya çıkarılamaması anlamına gelmektedir.
   
Ayrıca, ihbar ve şikayet dilekçesinde yer alan iddiaların ciddi bulgu ve belgelere dayanması koşulunun getirilmesi, ihbar ve şikayette bulunanın aynı zamanda iddialarını destekleyecek delilleri toplamak ve sunmakla yükümlü tutulması anlamına gelmektedir ki bu düzenlemenin ihbar ve şikayetin hukuksal niteliğine uygun düşmediği açıktır. Ciddi bulgu ve belgeleri bulmak şikayetçinin değil, soruşturmacının görevidir.
   
Bu düzenlemenin, aynı zamanda bir kamu görevlisinin şikayet edilmesini ya da işlediği suç fiilinin ihbarını neredeyse olanaksız kılacağı, sonuçta suçun ortaya çıkarılmasını engelleyeceği açıktır.
   
İncelenen yasayla yapılmak istenen değişiklikler ülke gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, suç işleyen kamu görevlilerinin korunduğu izlenimine yol açması nedeniyle yurttaşların demokratik sisteme ve hukuk devletine olan güvenlerini zedeleyecek niteliktedir.”
   
“İHBAR VE ŞİKAYETİ ENGELLER”
   
Yasanın, “memurlar ve diğer kamu görevlilerine ilişkin ihbar ve şikayetleri” düzenleyen 6. maddesi hükmünü anımsatan Sezer,    getirilen düzenlemenin, ihbar ve şikayetin “memur ya da kamu görevlisinin mağdur edilmesi amacıyla yapıldığı” gerekçe gösterilerek hemen hemen tüm ihbarcı ya da şikayetçinin soruşturma geçirmesine yol açacak nitelikte olduğunu ifade etti.
   
“Bunun, ihbar ve şikayet yolunun kullanılmasını önemli ölçüde engelleyeceği kuşkusuzdur” diyen Sezer, şöyle devam etti:
   
“Ülke gerçekleri gözetildiğinde, suç isnadında bulunmanın, aklanmaları durumunda suçlanan kişinin mağdur edildiği anlamını taşıyacağı ortadadır. Hele bu suçlama bir kamu görevlisinin görevi nedeniyle suç işlediği savını içeriyorsa, yalnızca soruşturmaya uğraması da kamu görevlisinin mağdur edilmesi olarak değerlendirilebilecektir.
   
İncelenen yasa ile yapılan düzenlemedeki 'ihbar veya şikayet edileni mağdur etmek' anlatımının içeriğinin belirsiz, geniş ve soyut olduğu açıktır.
   
Oysa, yürürlükteki düzenleme, ihbar ve şikayetlerin garaz, kin ya da soyut hakaret için uydurma suç isnadıyla yapılması durumunu dikkate almaktadır.”
   
Sezer, Türk Ceza Yasası'nın 283. maddesinde, 'suç tasnii ve resmi mercileri iğfal', 285. maddesinde de, 'iftira' suçlarının düzenlendiğini, bunların maddi ve manevi ögelerine yer verildiğini belirtti.
          
“KAMU YARARI İLE BAĞDAŞMIYOR”
   
Cumhurbaşkanı Sezer, şunları kaydetti:
   
“Tarihsel sürece bakıldığında, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri kamusal yetki ve yöntemleri kullanarak yürüten kamu görevlilerinin, bu görevleri nedeniyle işledikleri, görevleriyle ilgili olan, başka bir anlatımla görevle arasında bir neden sonuç ilişkisi bulunan suçlar nedeniyle doğrudan ceza kovuşturmasına bağlı tutulmalarının istenilmediği görülmektedir.
   
Anayasa'nın 129. maddesinde de, 'Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır' kuralına yer verilerek, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri kamusal yetki ve yöntemleri kullanarak yürüten kamu görevlilerinin bu görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan yargılanabilmeleri için izin sistemi getirilmiştir.
   
İzin sisteminin getirilmesinin nedeni, kamu hizmetlerinin işleyişinde aksamalara yol açılmaması, kullandığı üstün kamusal yetkileri nedeniyle sıklıkla asılsız suçlamalara uğrayabilecek kamu görevlisinin korunarak görevini daha etkin ve verimli biçimde, her türlü etki ve çekinmeden uzak yürütmesinin sağlanması ve böylece etkin ve verimli bir kamu yönetiminin gerçekleştirilmesidir.
   
Temel amaç ise kamu düzenini sağlamak ve korumakla görevli kamu otoritesinin saygınlığının ve yaptırım gücünün zedelenmemesidir. Bu temel amacın kamu yararının sağlanmasına dönük olduğu açıktır.
   
Tüm çağdaş demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biri olan hukuk devleti, en kısa tanımıyla, yurttaşların hukuksal güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatmaktadır.
   
Kişilerin devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri, ancak hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk devletinde gerçekleşebilecektir.”
   
Hukuka güven duygusunu zedeleyecek, suçun ve suçluların ortaya çıkmasını engelleyecek ya da geciktirecek düzenleme ve yaklaşımların hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağının tartışmasız olduğunu vurgulayan Sezer, şöyle devam etti:
   
“Bu nedenle, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri kamusal yetki ve yöntemler kullanarak yürüten kamu görevlilerinin, görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan yargılanmaları konusunda, hem kamu otoritesinin saygınlığını koruyacak, hem de hukuka güven duygusunu zedelemeyecek ve bu ikisi arasında denge sağlayacak yöntemler geliştirilmeye çalışılmıştır.
   
Bugüne kadar kamu görevlilerinin kovuşturulmalarına ilişkin olarak yasalarla geliştirilen yöntemler, hukuk devleti ilkesinin gereği, bunların görevlerine ilişkin suçlar nedeniyle yargılanmalarının hızlandırılması ve kolaylaştırılması yönünde olmuştur.
   
İncelenen yasanın yukarıda değinilen düzenlemelerinin her biri memurlar ya da diğer kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri suçlarının ihbarını ve şikayetini güçleştirici niteliktedir. Bu düzenlemeler birlikte ele alındığında, ihbar ve şikayet yolunun kullanılmasının neredeyse tümüyle olanaksızlaştırılmakta olduğu görülmektedir.
   
Getirilen düzenlemeler, suç işleyen memur ve kamu görevlilerinin korunduğu izlenimine yol açması yönünden, yurttaşların hukuk devletine ve kamu otoritelerinin saygınlığına olan güvenini zedeleyecek niteliktedir.
   
Bu nedenle, incelenen yasanın, suçun ve suçluların ortaya çıkarılmasını zorlaştırdığı, başka bir deyişle suçluların korunduğu izlenimini veren 2 ve 6. maddelerindeki düzenlemeler, hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gibi, kamu yararı ile de bağdaşmamaktadır.”
   
“GÖREV BÖLÜŞÜMÜ ÖNGÖRMÜYOR”
   
Cumhurbaşkanı Sezer, yasanın, üst düzey kamu görevlilerinin soruşturulmasına ilişkin düzenlemeler içeren 7. maddesi hükmünü anımsatarak, 4483 sayılı Yasa'nın 9. maddesinin 3. fıkrasında değişiklik yapılmadığı için, soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesine ilişkin kararların itirazen incelenmesi konusunda Danıştay ile bölge idare mahkemeleri arasında yeniden görev bölüşümü öngörülmediğini kaydetti.
   
Sezer, şöyle devam etti:
   
“Yürürlükteki kurala göre, yasanın 3. maddesinin (e), (f), (g) (Cumhurbaşkanı'nca verilen izin dışında) ve (h) bentlerinde sayılan üst düzey kamu görevlilerine ilişkin soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi kararlarına yapılan itiraz başvurularının Danıştay'ın yetkili dairesinde bakılması sürecektir.
   
Bu duruma göre, Danıştay'ca itirazen incelenenlerden bölge idare mahkemelerine devredilecek dosya bulunmamaktadır.
   
Bu nedenle, incelenen yasayla 4483 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 2. maddedeki Danıştay'da itirazen incelenen kararlara ilişkin kuralın uygulama alanı yoktur.”

 
(aa)


Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyetim
www.hurriyetkurumsal.com