|
BELKİ ağlamam gerekirdi, ama yine de haberi okuyunca katıla katıla güldüm. Meğer bir bölüm aklı evvel salı günü Kapalıçarşı’ya endám gösterip, NATO zirvesi için Türkiye’ye gelecek yabancılara satış yapılmamasını istemiş.
Megafonla ‘200-300 dolar kazanmak için ulusal onurumuzu (!) zedelemeyin! Onlara kapı ve kepenklerinizi kapatın’ diye bağırmışlar.
Çarşı esnafı da, ‘Bre sizi gidi tuzu kurular, biz siftaha bakarken siz ne halt yumurtluyorsunuz’ diyerek hazretleri sepetleyivermiş. Az daha da mariz atacakmış.
Haberi okuyunca aklıma başka bir şey daha geldi.
* * *
BAZILARI hatırlayacaktır, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde, başta sicilli ‘ajan provokatörlüğü’ cihan-ı aleme malûm ‘Karanlıkçı Maocu’lar, rotayı Pekin ve Tiran’ın talimatlarına göre ayarlayan bilumum marjinal fasile yayın organlarını ‘Halkın Sesi’, ‘Halkın Feryadı’, ‘Halkın İniltisi’ gibisinden isimlerle vaftiz ediyordu.
Hepsini toplasan bir üfürükle püf olurlar ve de zaten apoletli sillesi inince kimisi hazırol durdu, kimisi çil yavrusu gibi dağıldı ama, o tarihe dek cazgırlıktan geçilmiyor.
Ve bin dikkatinizi çekerim, bizzat ‘halkımız’ın ta kendisi, onun adına hareket etmek cüretiyle ortaya dökülmüş olan bu zevata sonsuz bilge biçimde şu adı takmıştı:
‘Halkın teferruatı’!
Tıpkı, önceki gün Kapalıçarşı’da ağzının payını alan yeni ‘teferruat’ gibi.
* * *
YUKARIDA ‘aslında ağlamam gerekiyor’ demiştim ya, gerçekten de öyle!
İlkin, ‘eylem’in (!) inanılmaz maddi ve zihni garabetine bakın.
NATO zirvesi için gelenlere satış yapılmamalıymış. Elinin körü!
Canına yandığımın, tezgaha bakan yetmiş yedi millet insandan bazılarının alnında ‘ben buraya İttifak toplantısına katılmak için gelmiş bir Leh diplomatım, bir Alman sekreterim, bir Fransız ataşeyim’ mi yazacak ki, esnaf onlara ‘ABD emperyalizminin maşalarına mal koklatmıyoruz’ deyip müşteriye sırtını dönecek.
Yok eğer, aynı esnafın ‘milli onur’ zırtapozluğuyla aynı velinimet müşteriye tümden kepenk kapatması isteniyorsa, vallahi bu takdirde ancak küçük dilimi yutarım.
Gariban ‘anti NATO’cu’lar gitsinler ve eğer anlarlarsa, o pek taptıkları Karl Marx’ın ‘küçük burjuvazi’ ve ‘merkantilizm ruhiyatı’ ciltlerini tekrar okusunlar.
* * *
MARX dediğim için, şimdi ondan yola çıkarak bir gerçek şamarı patlatacağım.
Ey efendiler, Türkiye’de ‘Marksist’ veya ‘Marksizan’ olmak iddiasını taşıyan ‘sol’ (!) en yüksek skorunu tá 1965 seçimlerinde TİP’le yapmıştır.
Söz konusu tarihten beri de tepetaklak yuvarlanmaktadır!
Ülkemiz nüfusunun ikiye katlanmasına ve genç kesimin ezici çoğunluğu oluşturmasına rağmen, istisnasız bütün hepsini toplayın, aynı tür ‘sol’un (!) bugünkü desteği hem oran, hem de sayı itibarıyla tam otuz dokuz yıl öncekinden bile geridir.
Çünkü, bizzat siz ‘ge-ri-si-niz’! Bu, durmuş beyninize artık dank etsin!
Bıraktığım yerde bile değil, hálá çayırın en ardında otlamayı sürdürüyorsunuz!
Evet evet, dünyanın ve hayatın sonsuz değiştiğini; ‘tarihin en büyük yalanı’nın ve lanet ‘Duvar’ın tek fiske vurmadan yıkıldığını; NATO’nun ise genel bir jeo-sosyo-politik çerçevede ülkemizin batılılaşmasına, dolayısıyla da sivilleşmesine ve demokratikleşmesine zemin yarattığını göremeden, hep aynı gevişi getiriyorsunuz.
Eh n’eyleyeyim, getirin bre, sizler Kapalıçarşı esnafı, yani o dilinize doladığınız ‘hal-kı-mız’ (!) nezdinde ebediyen ‘halkın teferruatı’ kalmaya mahkûmsunuz! |