Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ve AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Dick Roche'nin de katılmaları öngörülen "Türkiye-AB: Oyunun Sonu mu?” adlı konferans bir gün sürecek.
Konferans çerçevesinde düzenlenecek oturumlarda, “Türkiye'nin AB'ye üyelik yolu ne kadar açık?”, “Avrupa kamuoyunun görüşleri Türkiye lehine değişti mi?” ve “Gümrük Birliği amacına ulaştı mı?” gibi sorulara yanıt aranacak.
“Türkiye ve AB: Her şey genişlemeden mi ibaret?” adlı bir rapor da aynı gün katılımcılara sunulacak. Türkiye'nin AB'ye katılımının AB üzerindeki etkilerini irdeleyen rapor, bu katılımın diğer ülkelerden farklılıklarını ele alıyor.
Raporda, Türkiye'nin AB'ye katılamayacak kadar büyük, fakir, güven telkin etmeyen komşu ülkelerle çevrili ve Avrupalılaşmış olup olmadığı araştırılıyor.
Türkiye'ye, 1999'da yapılan Helsinki zirvesinde resmen aday ülke statüsü verildiği ve 2002 yılı sonunda, Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiği taktirde katılım müzakerelerinin gecikme olmaksızın başlatılmasının kararlaştırıldığı hatırlatılan raporda, AB'nin Türkiye'den beklentilerine yer verilirken, Türkiye'deki AB'ye yönelik karamsar havadan da söz ediliyor.
Raporda, Türkiye'de gerçekleşen ve gerçekleşmesi gereken reformlara değiniliyor, ülkenin coğrafi boyutları ve AB'ye girmesi halinde ikinci büyük nüfuslu üye olacağı üzerinde duruluyor.
Türkiye'de ekonomik istikrarsızlıkların geride kaldığı, müzakere sürecinin başlamasıyla ekonomik gelişmenin daha da hızlanacağı ifade edilen raporda, Türkiye'nin AB'ye katılımının ekonomik etkisinin az ama olumlu yönde olacağı görüşüne yer veriliyor.
Türkiye'nin AB ile Müslüman ülkeler arasında önemli bir köprü rolüne sahip olduğuna değinilen ve jeostratejik boyut üzerinde durulan raporda, demokratik, AB ülkeleriyle dost, refah sağlayan bir müttefik olan bu ülkenin katılımının AB lehine olduğuna işaret ediliyor.
Raporda, Türkiye'nin AB'ye erken katılımının, AB'nin stratejik hedeflerine ulaşmasını kolaylaştıracağına, bu katılımın aynı zamanda AB'nin laik, çok kültürlü olduğunu ve hakkındaki “Hıristiyan Kulübü” iddialarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koyacağına değiniliyor.
AB'nin laik yapısının hatırlatıldığı raporda, Türkiye'ye ilişkin karar alınırken din unsurunun ön plana çıkarılmaması gereği üzerinde duruluyor ve Kopenhag kriterlerine uyumunun etkin rol oynamasının önem taşıdığı vurgulanıyor.
Türkiye'nin, katılım halinde AB içinde etkinliği olacağı, ancak tek başına politika belirleyemeyeceği hatırlatılan raporda, bu katılımdan kaynaklanabilecek bazı sorunların, daha önceki katılımlarda olduğu gibi aşılabileceği mesajı veriliyor.
Türkiye'nin değişik alanlardaki boyutlarının, AB'nin son genişlemesiyle katılan 10 ülkenin boyutları ile mukayese edildiği raporda, Türk katılımının 10 ülke katılımı gibi algılanmasının doğal olduğu, ancak gerçekte tek bir ülkenin AB'ye girmesinin söz konusu olduğu, zorlukların daha az yaşanacağı hatırlatılıyor.
Raporda, Türkiye'nin AB'ye alınmayacak kadar büyük ve fakir olduğu iddialarının, sonuçta AB'nin güvenilirliği üzerinde olumsuz etkilere yol açacağı savunuluyor.