14/06/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Yaşam
14.06.2004
Ayşe ARMAN
Ayşe Arman Dubai
  
aarman@hurriyet.com.tr
 

İki katlı, yüksek tavanlı, bol camlı bir evde yaşıyoruz. Bomboş şu anda.

Modern bir sanat galerisini andırıyor.

Sakin, sade, şatafatı olmayan bir yer.

Beyaz, bembeyaz.

İnsana huzur veriyor. Hala eşyamız yok.

Pardon! İki kişilik bir yatağımız var.

Tonlarca yastığı olan, pufuduk bir yatak.

O da beyaz.

Evin ortasında bütün haşmetiyle dikiliyor.

Ve ben içinde sadece bir yatak olan bu bomboş evde yaşamayı çok romantik buluyorum.

Her sabah özenle o yatağı topluyorum.

Sonra evin yine boş olan diğer odalarını turluyorum.

Mobilyalarımız gelince, buranın nasıl bir yere dönüşeceğini hayal ediyorum.

Bir yaz evi olsun istiyorum.

Bahçesinde begonviller olan bir yaz evi.

Evimin direği sabahları çok erken işe gidiyor, onu yolcu ediyorum, arabası ufukta kayboluncaya kadar el sallıyorum. Sonra tekrar geri eve giriyorum. Hiç ses yok. Öten, bağıran telefonlar yok. Stres yok, gerginlik yok.

Neye ihtiyacım var? Müzik. O var. Bir türlü zaman bulup okuyamadığım kitaplar. Onlar da var. Ve... Laptop.

Huzurlu ve sakin bir kadına dönüştüm ben burada.

Bir şort, bir tişört dolaşıyorum.

Ayaklarımda parmaktan geçme terlikler.

Güzel görüneyim diye bir derdim yok. Yüzümde makyaj yok.

İnanılmaz hafifim.

Kimseye kanıtlamam gereken bir şey de yok.

İstanbul’daki kadından eser yok anlayacağınız.

Bazı sabahlar yüzüyorum.

Söylemiş miydim, banyo küvetinden biraz daha büyük bir havuzu var bu evin, 8 kulaçta bitiyor, ama etrafı çimle çevrili, çok sevimli ve henüz kel olan minik bir bahçesi...

Yani bu sabah keldi, şimdi değil!

Hintli bahçıvan Ravi’yle birlikte öğlen Dubai kentinin biraz dışındaki seralara gittik. Aklım uçtu. Nasıl güzel bitkiler. Ben tabii begonvil manyağı olduğum için, 11 taneyi kamyonete yükledik eve getirdik. Benim boyumdan büyükler. Ravi’ye onları toprağa ekerken yardım ettim. Ne şahane bir şeymiş toprakla haşır neşir olmak. Sonra evin üç balkonuna çiçekler yerleştirdik. Havuzun etrafına da benjaminler...

Birden bahçenin havası değişti.

O seralarda çalışan isimleri Muhammed, Kurban, Hayat olan pek çok Arap bahçıvanla arkadaş oldum. Müslüman olmam ve adımın Ayşe olması hoşlarına gidiyor. Hep aynı tepki: ‘Maşallah! Maşallah!’ Tonla soru soruyorlar ve sürekli bir şeyler hediye ediyorlar.

Bir de İnoka girdi hayatımıza.

Dün kapı çaldı. Açtım. Dünya şekeri bir kız. Nasıl da güleryüzlü. ‘Yardımcıya ihtiyacınız var mı?’ dedi. Eğer yeni taşınmışsanız böyle bir şey oluyor Dubai’de. Gün boyu kapınızı ‘halıcı adam’, ‘perdeci kadın’, ‘sucu adam’, ‘havuzcu arkadaş’, ‘garage-man’,‘elektrikçi’, ‘tesisatçı’, ‘uyducu’ çalıyor. Her türlü hizmet her an ayağınızda...

Siz onları bulmadan onlar sizi buluyor.

Neyse, sonradan Srilankalı olduğunu öğrendiğim İnoka da, artık bizimle.

Elinde güneşten korunmak için taşıdığı şemsiyesi sabah geliyor, akşam gidiyor.

Gerçi sokaktan geçen birini yardımcı olarak eve almamızı yadırgayanlar oldu ama ben insanlara güvenmenin bugüne kadar çok da zararını görmedim.

Şimdilerde İnoka’nın Sri Lanka hikayelerini dinliyorum.

Hintli Ravi ve Arap Muhammed’le sohbet ediyorum.

Bu ülkede resmen köle-efendi ilişkisi var.

Sizi ‘beyaz adam’ olarak algılıyorlar. Dolayısıyla bahçede onlarla birlikte çay içiyor olmanız biraz tuhaflarına gidiyor. Ama hoşlarına da gidiyor. Bana her konuda sonsuz yardımcı oluyorlar. Ama merak etmeyin, kimseyi tepeme çıkartmayacağım. Ona dikkat edeceğim, çünkü benim böyle bir yeteneğim var.

Ve sonra sevgilim geliyor.

Sanki asırlardır ayrı kalmış gibi sarılıyoruz.

Ve sanki tüy gibi hafifmişim gibi beni kucağına alıp şöyle bir çeviriyor o boş evin içinde.

Çeviriyor, çeviriyor...

Gülerek ‘Belin kırılacak indir beni!’ diyorum.

Mayolarımızı giyip koştur koştur havuza atlıyoruz.

Her türlü balıklama denemelerinden sonra yorgun düşüp, acıkıyoruz.

Ve ve ve mangal sefası başlıyor.

Tabii o pişiriyor, ben yiyorum!

Haftaya eşyalar, mimar Mete ve annem geliyor.

İzin kullanacağım, yazı yazmayacağım. Ama işte benim sağım solum belli olmaz, belki de canım ev yerleştirirken de yazmak ister. Yazacağım diye bir şey yok, yazmayacağım diye de bir şey yok. Tamam mı? İçimden ne geliyorsa onu yapacağım.

Sizi öpüyorum.

Benim gibi huzurlu olabilmenizi diliyorum.

Ayşe Arman, Dubai.


Ayşe ARMAN
Tüm yazıları
    Ali Atıf BİR
  Müşteri odaklılık lafta kalıyor
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  ‘Öncelikli sektör denizcilik olmalıdır’
 
    Doğan HIZLAN
  Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde bir gün
 
    Ercan KUMCU
  Merkez bankalarının gündeminde enflasyon var
 
    Erdal SAĞLAM
  Bütçe iyi, KİT dengesi tehlikede
 
    Fatih ALTAYLI
  YÖK’ün yok etmek istediği fakülte
 
    Ferai TINÇ
  Avrupa seçimleri ve Türkiye
 
    Tufan TÜRENÇ
  PKK kalıntıları hálá aymazlık içinde
 
    Özdemir İNCE
  Hala öğrenemediler
 
    Celal DEMİRBİLEK
  Yazıklar olsun!
 
    Vahap MUNYAR
  Dünya hapşırınca artık nezle olmuyorsunuz
 
    Yener SÜSOY
  MİT’te çalışmayı çok isterdim
 
    Şükrü KÜÇÜKŞAHİN
  Uygulamada sıra Assompsion’a geldi
 
    İlker YASİN
  Yıldızlar oyunu
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com