Bu kimselerin bilgisizlikte ve doğruyu öğrenmemekteki direnmeleri beni artık sadece şaşırtmıyor, aynı zamanda ürkütüyor.
Bir gazetenin önemli bir yazarı döktürüyor: “Türkiye’yi idam cezasını kaldırmaktan, anadilde eğitime izin vermekten ve anadilde radyo-TV yayınlarından daha fazla zorlayacak bir konu din özgürlüğü...”
Konum din özgürlüğü değil, “Anadilde eğitim” iddiası. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, AB Kopenhag Kriterleri metni, bu metne verilen ulusal yanıtın metni ve bu bağlamda çıkartılan uyum yasasında “Anadilde Eğitim” diye bir başlık, bir kavram bulunmamasına karşın basın ve siyaset dünyasının âlimleri hâlâ “Anadilde Eğitim”den söz ediyorlar. Özel bir amaç ve niyetleri mi var, yoksa sorunu hâlâ kavrayamadılar mı?
Avrupa Birliği, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının eğitim alanındakiler de aralarında olmak kültürel haklarının güvence altına alınmasını istiyordu. Dil konusunda güvence altına alınması istenen hak anadilde eğitim değil anadilin özgürce öğrenilmesi ve kullanılması idi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuda çıkardığı yasayla ve uygulanmasıyla ilgili bir eleştiri ve uyarı gelmedi Avrupa Birliği’inden. Anadilde Radyo ve Televizyon yayınlarıyla ilgili yasanın uygulanmasındaki gecikmeleri eleştiriyorlardı, şimdi süreleri eleştiriyorlar.
Her şeyi birbirine karıştırmayalım!
***
Devletin resmi dili Türkçenin dışında herhangi bir “Anadil”de eğitim ve öğretim yapılabilmesi için Anayasa’nın (hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmmesi teklif edilemez) 3. maddesi ile “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyen 42.maddesinin değiştirilmesi gerekmektedir.
Bunları bilmeden bu konuda yazı yazmak gerçekten şaşırtıcı!
***
Avrupa Birliği’nin geleneksel dil ve lehçelerin öğrenim dili olmasını değil özgürce öğrenilmesini, öğretilmesini istiyor.
Bir gazetenin verdiği habere göre Tempo Dergisi, son sayısında “Abhaz” ve “Adige” adı verilen ve genel olarak da “Çerkez” diye adlandırılan Türkiye Çerkezlerinin anadillerinde eğitim ve yayın hakkı mücadelesini konu yapmış.
Ben böyle bir cümle okuduğum zaman 19.yüzyılın ortalarında Türkiye’ye iltica eden, göçmen olarak gelen Çerkezlerin ilkokuldan başlayarak üniversiteye kadar bütün öğrenimlerini Türkçenin yerine kendi dillerinde yapmak istediklerini, bunun için mücadele ettiklerini anlarım. Kimileri de, iltica ettikleri, göçmen olarak geldikleri bir ülkede anadillerini öğretim dili yapmak isteyen Çerkezlere kızabilirler.
Ama böyle bir sorun yok. Çerkezler anadillerini özgürce öğrenmek ve bu dilde yasal ölçüler içinde yayın yapmak istiyorlar. Avrupa Birliği de zaten bu hakkın verilmesini istiyor.
Kürtçe için de durum böyle, Arapça için de...
***
Ama medya dünyası ve politikacılar “Anadilin özgürce öğrenilmesi hakkı” ile “Anadilde öğrenim hakkı” arasındaki farkı bir türlü öğrenemedi.
Bu öğrenme yeteneksizliği, uygulamada Türkiye’ye ve Türkçe dışında geleneksel bir dil ve lehçe konuşan vatandaşlarımıza durmadan sorun çıkartıyor.