|
Sibel ARNA / Hürriyet Pazar
Geçen yıl Asmalı Konak'taki Seymen Ağa neyse, bu yıl Bir İstanbul Masalı adlı dizideki Selim Arhan o. Mehmet Aslantuğ'dan 10 yıllık eşi Arzum Onan'la ilgili çok özel açıklamalar.
Bu röportaj neden yapıldı? 1. Çünkü Mehmet Aslantuğ’un ‘Bir İstanbul Masalı’ adlı dizide canlandırdığı Selim Arhan karakteri, herkesi ekran başına kitledi. Aşk, onun dizideki o derin bakışları ile yeni bir tarif kazandı.Selim Arhan ile aşkı hatırladığını, aşkı hiç yaşamamış olup aşkı anladığını söyleyenler çıktı. 2. Haliç manzarasına bakarak dinlediği: ‘Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, / Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın, / Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; / Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın’ şarkısı neredeyse hit oldu. Yeni nesil ertesi gün kitapçılara, kasetçilere hücum edip bu şarkıyı aramaya başladı. 3. Geçen sene tüm kadınlar Seymen Ağa gibi bir sevgili istiyordu. Bu durum üzerine uzun röportajlar yapıldı, sosyolojik yazılar yazıldı. Bu yıl bütün çarklar tersine döndü. Şimdi kime sorsanız hayallerini Selim Arhan gibi şehirli bir işadamı süslüyor. Tüm bu nedenler sizi kesmedi mi? O halde birkaç sebep daha sunalım: Mehmet Aslantuğ bu yıl 20. sanat yılını kutluyor. Ayrıca bu yaz yönetmenliğini de üstleneceği yeni bir sinema filmi için hem kamera karşısına hem de kamera önüne geçiyor. Hepsini bir kenara koyun, Beyoğlu Markiz’de bir öğle vakti buluşmuş, röportaj için karşılıklı konuşurken, bize doğrulan onlarca kadınların kıskanç bakışları bile bu röportajı meşru kılmaya yeter. Daha ne olsun!
Herhalde şu sıralar televizyonlarda oynayan diziler arasında en popüler karakteri siz canlandırıyorsunuz. Selim Arhan karakterinin seyircide yarattığı etkiyi nasıl yorumluyorsunuz?
- Selim Arhan orta yaşların yalnızlığını yaşayan bir adam. Sevimsiz değil, hırslarını dizginleyebilen bir yanı var. Sevdayı bugüne kadar kendi talihsizliğinden ve biraz da tercihinden dolayı yaşayamamış. Reddetmiş, uzak kalmış. Olmaz dediği bir ilişkiye yakalanmış! Zor bir durum! Ben de karakterden büyük keyif aldım ve sanıyorum Selim Arhan’a uygun lezzette oyun ve fotoğraf verdim.
Mütevazı davranmayın lütfen. Şu an etrafımızdaki tüm kadınlar size yiyecekmiş gibi bakıyor...
- Bu ilginin Selim’le pek alakası yok aslında. Türk insanı Selim gibilere, aşka ihtiyaç duyuyor, o kadar. Çünkü hayatımız git gide sıradanlaşıyor. En son ne zaman toprağa yalın ayak bastınız? Oysa her gün bir dolu elektrik yükleniyoruz.
Dizide bazen tek kelám etmeden bir bakışla, bir gülüşle insanlara aşkı hissettiriyorsunuz. Siz Eros musunuz?
- Estağfurullah bu bizim görevimiz. Çapımız ve yeteneğimiz neyse onu ete kemiğe büründürüyoruz. Bunu ne kadar iyi yapsak, bu işe o kadar hizmet etmiş oluruz. Bir İstanbul Masalı’nın rejisi aşkı koruyan ve hisseden bir ekip. Senarist arkadaşlarımın duyguları aşka çok yatkın.
KADROMUZ ÇOK STERİL
Türk kadını adına size teşekkür ediyorum. Sayenizde Seymen Ağa gibi erkek aramaktan vazgeçtiler. Selim Arhan’dan aldıkları feyzle şehirli erkeklerin arasına geri döndüler.
- Bu dizinin böyle bir vasfı var. Bir İstanbul Masalı, adı üstünde masal gibi... Herkesin duygularını okşayan çok yumuşak bir hali var. Kadro çok steril. Aramızda oyuncu olmayan kimse yok. Aynı zamanda şarkı söyleyip, sahne alan birileri bu setin atmosferinde yer almıyor. Bu sebeple seyirciyle çok iyi ilişki kuruyoruz.
Siz bir ara ‘Sünnet düğünü çekilir gibi dizi çekiliyor’ diyordunuz. Piyasanın bugün bulunduğu noktadan memnun musunuz?
- İzleyicinin seviyesi fena halde düştü. Nerede seviyesi düşük programlar varsa onlar izleniyor. Talep arzı biçimlendirmiyor. Bu tiyatroda da sinemada da böyle. Oysa sektör iyiye gidiyor. Okullu insanlar görev başında artık. Talepteki erozyon yüzünden anlatım dili sığlaşıyor. 400 kelimeyle yazılacak bir senaryoyu 60 kelimeyle yazarsanız daha fosforlu sonuçlar çıkıyor. Son 15 yılda magazinin yaşadığı seyir bunun göstergesi.
Hızlı bir anlatım isteniyor değil mi? Selim ve Esma aşık olsunlar diye onca hafta beklediler şimdi bir an önce evlenmelerini istiyorlar.
- Evet seyirci çok obur. Çünkü magazin programlarını izleye izleye ilişkilerin hızlı yaşanmasına alıştılar. Sabırlı değiller. Seyircinin bu hızlı tüketimi kaliteli üretimlerin önünü kesti.
BENDEN ÇAKIR OLMAZDI
Sadece oyunculuk yapmıyorsunuz siz. Hatta Oktay Kaynarca ile bir şirkette ortaklığınız vardı?
- Evet, ben 12 yıldır yapımcılık ile uğraşıyorum. Üstelik öyle 2 masa 2 sandalyeyle çalışmıyorum. Eni konu alet edevatımız var. Biz zaten bir atölye ortamında çalışıyoruz. Bu, Adem Kılıç, Oktay Kaynarca ve benim yeni kurduğumuz bir organizasyondu. Bir iki büyük ve özel proje için bir araya gelecektik. Ama bu hafta itibarıyla ben onlarla olamayacağımı anladım.
Neden?
- Çünkü benim kendi organizasyonumdaki işlerimden orada yeni şeyler üretmeye vaktim yok. Arkadaşlarım yollarına bensiz devam edecekler.
Oktay Kaynarca’nın ‘Çakır’ imajı hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Oktay konservatif bir oyuncudur. Bugünkü Çakır imajının dışında bir adamdır. Zaman zaman bazı oyuncular bu baskın karakterlerden ha deyince çıkamazlar. Oktay’ın da problemi bu bence. Ama bu bence büyük problem. Bunu sevip sevmediği buna alışıp alışmadığı başka bir şey ama bir an önce bu duruştan bir aktör olarak çıkması gerek. Yoksa bu imaj, bundan sonraki niyetleri ile örtüşmez.
Mehmet Aslantuğ’un içinden bir Çakır çıkar mıydı?
- Çıkmazdı.
Çok olması gerektiği gibi birisiniz. Ne demeniz gerekiyorsa onu diyorsunuz sanki. Gerçi Samsun’da yaşadığınız gençlik yıllarınızda da, ayakları yere basan, söylediği söz dinlenen biriymişsiniz.
- Evet öyle tarif ederler. Ben öyle olduğumu arkadaşlarımdan duyuyorum.
Hayatınızda bu anlamda büyük bir istikrar var. Politikacı olmayı hiç düşündünüz mü?
- Zaman zaman adet olduğu üzere bir takım teklifler aldım. Ama ben oradaki üretimin içinde olmak için sebep görmüyorum. Evet bu ülkenin dürüst politikalara ihtiyacı var. Evet yeni jenerasyonlara görev düşüyor. Ama ben üretimi ve üretimdeki tadı sadece sinemada görüyorum, tiyatroda bile değil.
HÜLYA AVŞAR’A ROL VERMEM
Son üç beş yıldır her kim size sinema ile ilgili bir soru sorsa, ‘Ben kendimi dinlenip, demlenmeye bıraktım’ diye cevap vermişsiniz. Bu süreç daha ne kadar sürecek?
- Bu yaza bir film çekmek için ekonomik portföyü oluşturuyordum. İki hikaye var. Yeniden yazımları oluyor. Senaryoyu yazı ekibiyle müşterek üretiyorum. Oyunculuk benim çok umurumda değil. Duygularım oyunculukla meşgul değil. Ben ışıkların altında da durmayı sevmem zaten. Bazen bu işi kerhen yaptığım bile düşünülebilir. Ben bu işin mutfağına daha yakınım. Bu filmin yönetmenliğini üstleneceğim ve sadece küçük bir rol alacağım.
Çekeceğiniz film ne kadar ticari olacak?
- Elbette ki gişeye ihtiyaç var. Çünkü sinema pahalı bir iştir. Bir filmin gişeye yönelik stratejiler geliştirmesini anlarım ama sadece oraya yönelik çabayı kabul etmem.
Bir yönetmen olarak oyuncu seçerken Hülya Avşar gibi bir markaya rol verir misiniz?
- Hayır vermem. Vermeyeceğim de. Onların yolculuklarını tamamladıklarını düşünüyorum. Bugüne kadar bir sürü iş yaptılar. Bazen yapılsa da olur yapılmasa da olur işlere imza attılar. Bazen de çok kıymetli işlerin içine girdiler. Benim hedeflerim arasında bu isimlerle çalışmak yok. Benim duygularımda bu figürlerin yeri yok. Ben yeni, farklı ve daha konservatif yüzler ararım.
BAZI GECELER BİRLİKTE SUSARIZ
Son on yıldır bir ayağım eve çekilmiş olsa da, haftada en az iki kez eski dostlarımla buluşur uzun yemekler yerim. Bazı geceler şarap içip sohbet ederiz, bazı geceler saatlerce dans ederiz, bazı geceler ise birlikte susarız. İnsan olmanın insana yakışan ritimlerinin hepsini bünyemde barındırıyorum. Hayatın hiçbir tadını şu ya da bu şekilde dışarıda bırakmıyorum.
Eşiniz Arzum Onan herkese mükemmeli çağrıştıran bir kadın. Bir mükemmelle hayatı paylaşmak nasıl bir şey?
- Belki de o kadar mükemmel değildir. (Gülüyor) Şaka bir yana, Arzum insanları üzmemek için söylediklerinden imtina eden biri değildir.
Valla bize o bağıramazmış, ağzından kötü bir şey çıkmazmış gibi geliyor...
- Mümkün mü? Çok abartmamak kaydıyla bizim de inişlerimiz çıkışlarımız oluyor. Biz de tartışıyoruz. Ama genelde çıkışlarımızı bastırmayı biliyoruz. Arzum çok sakindir. Volümü kolay kolay artmaz. Böyle dedim diye ‘mıymıy’ olduğumuzu düşünmeyin. Biz de herkes gibiyiz.
Aşkı nasıl taze tutuyorsunuz? Siz bu evliliği ömür boyu aynı yastığa baş koymak için mi yaptınız?
- Yok o hapishanedir. Kendi kendinize bir hapishane yaratırsınız. Bu insanın doğasına aykırı. Elbette çaba budur. Hiçbir kurum günün birinde çatlarız diye oluşmaz. Zaman size başka sürprizleri yüklerse, evlilik eziyet haline geliyorsa zorla devam edemezsiniz. Biz öyle değiliz. Eğer kimyamız yüksek bir ortalamayla uyuşmasaydı zorla bir arada olmak gibi bir derdimiz olmazdı.
Mutlu musunuz?
- Biz mutsuz bir çift olmadık. Sorunlarımız oluyor tabii fakat bunları büyütmemeyi başarıyoruz. Ama bizimki bir imaj ilişkisi değil. Benim çok uzun yolculuklarım olur. Bazen 2 hafta yelkenle açılır, basar giderim. Bazen Arzum da katılır, bazen katılmaz. Biz öyle dışarıdan göründüğü gibi her dakika el ele, göz göze, dip dibe değiliz. Ben son bir yıldır hayatımın büyük bir bölümünü dışarıda geçiriyorum. Esas olan yan yana olmak değil esas olan ayrı olduğunda da duygularının yoğun olması.
Arzum’la iniş çıkışlarımız oluyor elbette bizi mıymıy zannetmeyin
Benim altı çizilecek bir fiziksel özelliğim yok bence. Büyük ihtimalle insanlar kaşımı gözümü değil duruşumu seviyorlar. Ben yaşama sevincini hüzünle damıtan bir kuşağın çocuğuyum. Bu davranışlarıma yansıyor. Çok keskin, başkalarının hayatlarını taciz eden, ‘Ben buradayım’ diye bas bas bağıran bir üslubum olmadı hiçbir zaman. Ben Arzum’la tanıştığımda 33 yaşındaydım, 35’imde evlendim. 39’umda baba oldum. Hayatımın önemli bir kısmı bekar, yalnız ve bunun sunduğu özgürlüklerle geçti. |