30/05/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Pazar
30.05.2004
Ben de Şener Şen’i özledim
 

Ayşe ARMAN

Son filmi Eşkıya üzerinden 8 yıl geçti. Arada İkinci Bahar dizisi var ama bir sinema filmi seyredebilmek için 8 yıl beklemek zorunda kaldık. O müthiş çetenin (Yavuz Turgul, Mustafa Oğuz, Şener Şen ve Vargılar) yeni bir film yapacağını öğrendiğimde heyecana kapıldım. İnsanları damardan yakalayacak bir şeyler üreteceklerinden hiçbir kuşkum yok.

Filmin formülü şu: Hayat kadar basit. Şener Şen, değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan biri. Arkadaşlık da onlardan biri. Ama bu filmi de Yavuz Turgul'la çekmesinin nedeni arkadaşlık değil. Bu konuda yapabileceği bir şey yok, çünkü en iyi teklif yine ondan gelmiş. Şener Şen, Türkiye'ye gelmiş en baba oyunculardan biri. Bunun aksini söyleyebilecek biri varsa alnını karışlarım. Ama işte o adam şunu diyebiliyor: ‘‘Önce senaryo, sonra yönetmen, sonra oyuncu gelir.’’

Daha fazla bu adamı anlatmaya gerek var mı? Okuyun işte röportajı...

Bunca zamandır biz sizi özledik. Siz bizi neden özlemediniz?

- Özlemediğimi kim söyledi? Kim söylediyse yalan söylemiş. Hem sizi hem de kendimi özledim...

O ne demek?

- Seyirci yanımla ‘‘Şener Şen bir film yapsa da, ben de izlesem!’’ dedim. Ama yapacak bir şey yoktu, çünkü yapacak iyi bir şey yoktu!

Valla onu bunu bilmem, kendinizi özgür hissediyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Siz bizi mutlu etmek için varsınız. Yokluğunuz bizi üzüyor. Hiç mi sosyal sorumluluğunuz yok?

- Böyle bir misyonum olduğundan haberdar değildim. Hatırlattığın için teşekkür ederim. Ne var ki, kasıtlı bir şey değildi...

Peki hayatla ilgili öyle bir şey söyleyin ki ikna olalım, sizi mazur görelim: a) Zamanımı kadınlara ayırmayı tercih ettim. b) Yorulmuştum. Beslenmek yeniden üretebilmek için okudum, gezdim, izledim, dinledim. c) Kendi içime yolculuk yaptım. d) Hiç bu kadar uzun boylu değil, tembellik hakkımı kullandım...

- A şıkkı olmadığı kesin...

ÖBÜR ŞIK NEYDİ?

Neden?

- Ömrüm boyunca kadınlarla ilgili özel bir telaşım, özel bir çabam olmadı da ondan. Kadınlardan mahrum kalmadım ama peşlerinden koşturacağım diye kendimi helak da etmedim. Her şey doğal akışı içinde sürdü. b) şıkkına gelince: Benim yaşım yorulmak için erken, beslenmek için geç...

Cümlenin birinci kısmını anladım da, ikinci kısmını kavrayamadım. 63, çok da büyük bir yaş sayılmaz!

- Ben de ‘‘Bir ayağım çukurda’’ demiyorum. Her ne kadar insan her yaşta bir şeyler öğreniyorsa da, belli şeyleri damıtarak bu yaşlara geliyor. Yani beslendinse beslendin, yoksa cılız halinle ömrünün sonuna kadar gidersin. Allah'a şükür böyle bir endişem olmadı. Öbür şık neydi?

Kendi içine yolculuk?

- Bir an geliyor, kendinle hesaplaşmak zorunda hissediyorsun. Artık buna yolculuk mu dersin, ne dersin. Geçmişe bakıp şöyle diyorsun: ‘‘Ben ne yaptım bugüne kadar? Mutlu muyum ürettiğim işlerden? Kaçını becerdim? Kaçını beceremedim?’’ Baktım ki, fena da sayılmaz benim durumum. Sanırım, akılda kalan birkaç film yaptım. Ve istedim ki, gerçekten içime sinen bir filmle tekrar izleyici karşısına geçeyim. Tembellik hakkımı da biraz kullanmışımdır ama esas olarak kendime uygun bulduğum bir senaryoda olmam önemliydi...

Yani ortalıktan kaybolmanızda, yapılan işlerin pespayelik seviyesi etkiliydi!

- Ben meseleyi daha kibar koymayı tercih ederim: Sinema dediğin şeyde, herkes kendine uygun bir dünya yaratmaya çalışır. Senaryoyu okursun, o dünyada yer almak istersin ya istemezsin. Senin bakışına göre ya iyidir ya da sana uygun değildir. Yani ‘‘kötüdür’’ diyemem, ‘‘pespayedir’’ hiç diyemem. Benimki de o hesap. Bütün senaryoları okudum. Ama n'apim, en iyi teklif yine Yavuz'dan geldi.

Pek çok teklif aldığınızdan şüphemiz yok da, hiçbirinde mi kendinizi göremediniz?

- Öyle diyebilirim. Göremedim...

Siz çok mu kendinizi beğenmiş birisiniz? Hiç mi ortalama, idare eder, ‘‘eh işte’’ projelerde yer alamazsınız!

- ‘‘Kendini beğenmiş bir adam değilim’’ demek bile bir kibir aslında. Bu tür tuzaklardan olabildiğince uzak bir hayat sürüyorum ben. Star gibi yaşamıyorum, kendimi öyle algılamıyorum. Fakat benim geldiğim yol uzun bir yol. Başlarda deneme-yanılma yöntemleriyle birtakım şeyler yapıyorsun, içine sinmeyen projelere de imza atıyorsun. Ama giderek, istemediğin şeyleri hayatından ayıklama lüksüne sahip oluyorsun. Elit bir seçicilik değil sözünü ettiğim. Şöyle bir yol ayrımına geliyorsun: ‘‘Ben bu insanlara ne söylemek istiyorum? Bunu en iyi nasıl söyleyebilirim?’’ Yani benim derdim ‘‘Orada da görüneyim. Burada da olayım’’ hiç olmadı.

İyi de insan korkmaz mı? ‘‘Bu piyasadan silineceğim, yok olacağım, unutulacağım’’ gibi insani hislere kapılmaz mı?

- Bende böyle duygular yok. Katiyen. Ki 8 yıl uzun bir süre. İnsanı korkulara gark edecek kadar uzun bir süre. Ama yaptığım işte, benim için hem var olmak hem de mutlu olmak önemli. Pek çok teklife ‘‘Tamam’’ diyebilirdim, var olabilirdim ama mutlu olmazdım...

Siz ‘‘Starların el kitabı’’na uygun davranmıyorsunuz...

- Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum. Tuzaklardan uzak durabilmişim demek ki...

Peki bu geçen sürede, ‘‘tuzak’’lardan uzak durumayanlar adına hiç utandığınız oldu mu? Ben bazen birini izlerim ve üzerime vazife değilken onun adına utanç duyarım: ‘‘O projeyi niye kabul etti? Nasıl oldu da tamam dedi?’’

- Daha gençken ben de böyle duygulara kapılırdım: ‘‘Neden böyle yapıyor? Nasıl olur da sonuçlarını göremiyor?’’ Ama bir yaş geliyor, bunun ne kadar saçma olduğunu idrak ediyorsunuz...

Nasıl yani?

- Hepimizi biçimlendiren, karakterimizi oluşturan o kadar birbirinden farklı etken var ki. Demek istiyorum ki, onun niye öyle düşündüğünü, o teklifi, o filmi, o projeyi, artık her ne haltsa, neden kabul ettiğini biz anlayamayız. Hangi korkulardan geçti, oralara nasıl geldi, neden ‘‘Tamam’’ dedi? Anlamaya çalışmak bile nafile bir çaba. Hem bize ‘‘kötü’’ gelen ona gelmiyor. Biz nasıl diyebiliriz ki: ‘‘Kardeşim bu kötü!’’ Böyle bir hakkımız yok. Kimseyi, bize benzemediği için yargılamaya hakkımız yok.

Bir bilge gibi konuşuyorsunuz. Böylesine bir hoşgörüye sahip olabilmek için 60'ı devirmek mi gerekiyor?

- Bu soru galiba ‘‘Sen kendini yaşlı mı hissediyorsun’’un ters takla attırılmış hali! Yanılıyor muyum? Biraz hissetsem fena olmazdı gerçi. Filmden önce bir müzikal projesi vardı, sonbahara kaldı. Çünkü ben provalarda gençlerle birlikte ters takla atmaya başladım. Meğer 60'ı devirince, böyle şeylere kalkışmak çok da iyi bir fikir değilmiş. Bu haddimi ve yaşımı aşan hareketler boyun fıtığımın tetiklenmesine yol açtı. Beden yaşınla ilgili bir yaşlanma oluyor, o kadar...

ŞÖHRET SAHİBİ OLMAK TUZAK

Bu kadar sürede nasıl geçindiniz? Siz parasız yaşamanın sırlarını mı biliyorsunuz? Yoksa daha önceki projelerden kazandığınız para, 7 sülalenize yetecek kadar çok mu?

- Valla, yetinme diye bir şey var hayatta. Beni lüks ilgilendirmiyor. Hatta rahatsız ediyor. İlla, yalım olsun diye bir derdim yok. Hiç olmadı. 15 korumayla gezeyim, ‘‘Şener Şen geliyor...’’ densin, bunlar da bana göre şeyler değil...

Siz mesela bir restorana telefon açıp ‘‘Merhaba ben Şener Şen. Akşam için yer ayırtmak istiyorum...’’ demez misiniz?

- Rezervasyonda kolaylık olacaksa derim. Neden demeyeyim? Ne var ki, ben genellikle reservasyonsuz giderim. Yer varsa vardır, yoksa yoktur. Tabii ki, ismimle neler yapabileceğimin farkındayım. Ama Şener Şen isminin beni etkisi altına almasına razı değilim. Mesele bu. Çünkü isimler de birer tuzak. Her isim sahibi insan için bu böyle. Bir şeyleri iyi becerebilmek, bu yüzden de şöhret sahibi olmak tuzak...

‘‘Şöhret felakettir’’ mi diyorsunuz?

- Belki de. İnsanın dış gözünün hep açık olabilmesi lazım. Şöhret bunu engelleyebilir. Sizin iyi işler yapmanızı kilitleyebilir. Kendinize olağanüstü şeyler vehmedebilirsiniz. ‘‘Bensiz film olmaz’’ diyebilirsiniz. İyi oyuncu olduğunuza ve her şeye kadir olduğunuza o kadar inanabilirsiniz ki işi ‘‘Senaryo nedir? Yönetmen nedir? Yeter ki ben görüneyim!’’ kadara vardırabilirsiniz. İnsanın başına gelebilecek en büyük tehlike budur. Belki de bu yüzden, her filmde ben bütün bildiklerimi unutmaya çalışırım: Şener Şen yok, sadece bu işe hevesli biri var...

Her gördüğüm kadına gitmem her okuduğum senaryonun da üzerine atlamam

Bu yeni filmle ilgi korku var mı?

- Müthiş bir heyecan var diyelim. Üretim heyecanı: Düşündüğümüz gibi olacak mı? Bu işin altından kalkabilecek miyiz? Kafamızdaki şeyleri hayata geçerebilecek miyiz?

Bir filme başlamak, bir kadınla flört etmeye başlamaya benzer mi: ‘‘Acaba film iyi olacak mı? Acaba aramızda bir şey yaşanacak mı?’’ İnsan içinde benzer heyecanları, korkuları, merakları barındırır mı?

- Herkese göre farklı olabilir. Benim genel tavrım da giriyor tabii işin içine...

E o zaman öğrenelim genel tavrınızı!

- Ben karşıdan iyice işaret gelmeden gitmem...

Filme mi kadına mı?

- İkisine de. Önce ikna olmam lazım. Film söz konusuysa senaryoya, kadınlar söz konusuysa ilgi duyduklarına. Her gördüğüm kadına gitmem, her okuduğum senaryonun da üzerine atlamam! Arsızlık yapmam.

Siz bir korkak olabilir misiniz?

- Zannetmiyorum. Israrcı değilim demeyi tercih ederim. Tek taraflı şeylere inanmam. Erkek dünyasının yorumları vardır: ‘‘Bir kadın hayır diyorsa, o aslında evet'tir. Üzerine gideyim. Dur biraz daha taciz edeyim...’’ Hayır kardeşim, kadın hayır diyor!

Ama bazen de kadınların ‘‘Hayır’’ı gerçekten ‘‘Evet’’tir!

- İyi de o hissedilir. Sezgiler ne güne duruyor? Ben işaret almaya inanan bir erkek ekolünden geliyorum...
Ayşe ARMANBen de Şener Şen’i özledim
Son filmi Eşkıya üzerinden 8 yıl geçti. Arada İkinci Bahar dizisi var ama bir sinema filmi seyredebilmek için 8 yıl beklemek zorunda kaldık. O müthiş çetenin (Yavuz Turgul, Mustafa Oğuz, Şener Şen ve Vargılar) yeni bir film yapacağını öğrendiğimde heyecana kapıldım. İnsanları damardan yakalayacak bir şeyler üreteceklerinden hiçbir kuşkum yok. Filmin formülü şu: Hayat kadar basit. Şener Şen, değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan biri. Arkadaşlık da onlardan biri. Ama bu filmi de Yavuz Turgul'la çekmesinin nedeni arkadaşlık değil. Bu konuda yapabileceği bir şey yok, çünkü en iyi teklif yine ondan gelmiş. Şener Şen, Türkiye'ye gelmiş en baba oyunculardan biri. Bunun aksini söyleyebilecek biri varsa alnını karışlarım. Ama işte o adam şunu diyebiliyor: ‘‘Önce senaryo, sonra yönetmen, sonra oyuncu gelir.’’

Daha fazla bu adamı anlatmaya gerek var mı? Okuyun işte röportajı...

Bunca zamandır biz sizi özledik. Siz bizi neden özlemediniz?

- Özlemediğimi kim söyledi? Kim söylediyse yalan söylemiş. Hem sizi hem de kendimi özledim...

O ne demek?

- Seyirci yanımla ‘‘Şener Şen bir film yapsa da, ben de izlesem!’’ dedim. Ama yapacak bir şey yoktu, çünkü yapacak iyi bir şey yoktu!

Valla onu bunu bilmem, kendinizi özgür hissediyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Siz bizi mutlu etmek için varsınız. Yokluğunuz bizi üzüyor. Hiç mi sosyal sorumluluğunuz yok?

- Böyle bir misyonum olduğundan haberdar değildim. Hatırlattığın için teşekkür ederim. Ne var ki, kasıtlı bir şey değildi...

Peki hayatla ilgili öyle bir şey söyleyin ki ikna olalım, sizi mazur görelim: a) Zamanımı kadınlara ayırmayı tercih ettim. b) Yorulmuştum. Beslenmek yeniden üretebilmek için okudum, gezdim, izledim, dinledim. c) Kendi içime yolculuk yaptım. d) Hiç bu kadar uzun boylu değil, tembellik hakkımı kullandım...

- A şıkkı olmadığı kesin...

ÖBÜR ŞIK NEYDİ?

Neden?

- Ömrüm boyunca kadınlarla ilgili özel bir telaşım, özel bir çabam olmadı da ondan. Kadınlardan mahrum kalmadım ama peşlerinden koşturacağım diye kendimi helak da etmedim. Her şey doğal akışı içinde sürdü. b) şıkkına gelince: Benim yaşım yorulmak için erken, beslenmek için geç...

Cümlenin birinci kısmını anladım da, ikinci kısmını kavrayamadım. 63, çok da büyük bir yaş sayılmaz!

- Ben de ‘‘Bir ayağım çukurda’’ demiyorum. Her ne kadar insan her yaşta bir şeyler öğreniyorsa da, belli şeyleri damıtarak bu yaşlara geliyor. Yani beslendinse beslendin, yoksa cılız halinle ömrünün sonuna kadar gidersin. Allah'a şükür böyle bir endişem olmadı. Öbür şık neydi?

Kendi içine yolculuk?

- Bir an geliyor, kendinle hesaplaşmak zorunda hissediyorsun. Artık buna yolculuk mu dersin, ne dersin. Geçmişe bakıp şöyle diyorsun: ‘‘Ben ne yaptım bugüne kadar? Mutlu muyum ürettiğim işlerden? Kaçını becerdim? Kaçını beceremedim?’’ Baktım ki, fena da sayılmaz benim durumum. Sanırım, akılda kalan birkaç film yaptım. Ve istedim ki, gerçekten içime sinen bir filmle tekrar izleyici karşısına geçeyim. Tembellik hakkımı da biraz kullanmışımdır ama esas olarak kendime uygun bulduğum bir senaryoda olmam önemliydi...

Yani ortalıktan kaybolmanızda, yapılan işlerin pespayelik seviyesi etkiliydi!

- Ben meseleyi daha kibar koymayı tercih ederim: Sinema dediğin şeyde, herkes kendine uygun bir dünya yaratmaya çalışır. Senaryoyu okursun, o dünyada yer almak istersin ya istemezsin. Senin bakışına göre ya iyidir ya da sana uygun değildir. Yani ‘‘kötüdür’’ diyemem, ‘‘pespayedir’’ hiç diyemem. Benimki de o hesap. Bütün senaryoları okudum. Ama n'apim, en iyi teklif yine Yavuz'dan geldi.

Pek çok teklif aldığınızdan şüphemiz yok da, hiçbirinde mi kendinizi göremediniz?

- Öyle diyebilirim. Göremedim...

Siz çok mu kendinizi beğenmiş birisiniz? Hiç mi ortalama, idare eder, ‘‘eh işte’’ projelerde yer alamazsınız!

- ‘‘Kendini beğenmiş bir adam değilim’’ demek bile bir kibir aslında. Bu tür tuzaklardan olabildiğince uzak bir hayat sürüyorum ben. Star gibi yaşamıyorum, kendimi öyle algılamıyorum. Fakat benim geldiğim yol uzun bir yol. Başlarda deneme-yanılma yöntemleriyle birtakım şeyler yapıyorsun, içine sinmeyen projelere de imza atıyorsun. Ama giderek, istemediğin şeyleri hayatından ayıklama lüksüne sahip oluyorsun. Elit bir seçicilik değil sözünü ettiğim. Şöyle bir yol ayrımına geliyorsun: ‘‘Ben bu insanlara ne söylemek istiyorum? Bunu en iyi nasıl söyleyebilirim?’’ Yani benim derdim ‘‘Orada da görüneyim. Burada da olayım’’ hiç olmadı.

İyi de insan korkmaz mı? ‘‘Bu piyasadan silineceğim, yok olacağım, unutulacağım’’ gibi insani hislere kapılmaz mı?

- Bende böyle duygular yok. Katiyen. Ki 8 yıl uzun bir süre. İnsanı korkulara gark edecek kadar uzun bir süre. Ama yaptığım işte, benim için hem var olmak hem de mutlu olmak önemli. Pek çok teklife ‘‘Tamam’’ diyebilirdim, var olabilirdim ama mutlu olmazdım...

Siz ‘‘Starların el kitabı’’na uygun davranmıyorsunuz...

- Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum. Tuzaklardan uzak durabilmişim demek ki...

Peki bu geçen sürede, ‘‘tuzak’’lardan uzak durumayanlar adına hiç utandığınız oldu mu? Ben bazen birini izlerim ve üzerime vazife değilken onun adına utanç duyarım: ‘‘O projeyi niye kabul etti? Nasıl oldu da tamam dedi?’’

- Daha gençken ben de böyle duygulara kapılırdım: ‘‘Neden böyle yapıyor? Nasıl olur da sonuçlarını göremiyor?’’ Ama bir yaş geliyor, bunun ne kadar saçma olduğunu idrak ediyorsunuz...

Nasıl yani?

- Hepimizi biçimlendiren, karakterimizi oluşturan o kadar birbirinden farklı etken var ki. Demek istiyorum ki, onun niye öyle düşündüğünü, o teklifi, o filmi, o projeyi, artık her ne haltsa, neden kabul ettiğini biz anlayamayız. Hangi korkulardan geçti, oralara nasıl geldi, neden ‘‘Tamam’’ dedi? Anlamaya çalışmak bile nafile bir çaba. Hem bize ‘‘kötü’’ gelen ona gelmiyor. Biz nasıl diyebiliriz ki: ‘‘Kardeşim bu kötü!’’ Böyle bir hakkımız yok. Kimseyi, bize benzemediği için yargılamaya hakkımız yok.

Bir bilge gibi konuşuyorsunuz. Böylesine bir hoşgörüye sahip olabilmek için 60'ı devirmek mi gerekiyor?

- Bu soru galiba ‘‘Sen kendini yaşlı mı hissediyorsun’’un ters takla attırılmış hali! Yanılıyor muyum? Biraz hissetsem fena olmazdı gerçi. Filmden önce bir müzikal projesi vardı, sonbahara kaldı. Çünkü ben provalarda gençlerle birlikte ters takla atmaya başladım. Meğer 60'ı devirince, böyle şeylere kalkışmak çok da iyi bir fikir değilmiş. Bu haddimi ve yaşımı aşan hareketler boyun fıtığımın tetiklenmesine yol açtı. Beden yaşınla ilgili bir yaşlanma oluyor, o kadar...

ŞÖHRET SAHİBİ OLMAK TUZAK

Bu kadar sürede nasıl geçindiniz? Siz parasız yaşamanın sırlarını mı biliyorsunuz? Yoksa daha önceki projelerden kazandığınız para, 7 sülalenize yetecek kadar çok mu?

- Valla, yetinme diye bir şey var hayatta. Beni lüks ilgilendirmiyor. Hatta rahatsız ediyor. İlla, yalım olsun diye bir derdim yok. Hiç olmadı. 15 korumayla gezeyim, ‘‘Şener Şen geliyor...’’ densin, bunlar da bana göre şeyler değil...

Siz mesela bir restorana telefon açıp ‘‘Merhaba ben Şener Şen. Akşam için yer ayırtmak istiyorum...’’ demez misiniz?

- Rezervasyonda kolaylık olacaksa derim. Neden demeyeyim? Ne var ki, ben genellikle reservasyonsuz giderim. Yer varsa vardır, yoksa yoktur. Tabii ki, ismimle neler yapabileceğimin farkındayım. Ama Şener Şen isminin beni etkisi altına almasına razı değilim. Mesele bu. Çünkü isimler de birer tuzak. Her isim sahibi insan için bu böyle. Bir şeyleri iyi becerebilmek, bu yüzden de şöhret sahibi olmak tuzak...

‘‘Şöhret felakettir’’ mi diyorsunuz?

- Belki de. İnsanın dış gözünün hep açık olabilmesi lazım. Şöhret bunu engelleyebilir. Sizin iyi işler yapmanızı kilitleyebilir. Kendinize olağanüstü şeyler vehmedebilirsiniz. ‘‘Bensiz film olmaz’’ diyebilirsiniz. İyi oyuncu olduğunuza ve her şeye kadir olduğunuza o kadar inanabilirsiniz ki işi ‘‘Senaryo nedir? Yönetmen nedir? Yeter ki ben görüneyim!’’ kadara vardırabilirsiniz. İnsanın başına gelebilecek en büyük tehlike budur. Belki de bu yüzden, her filmde ben bütün bildiklerimi unutmaya çalışırım: Şener Şen yok, sadece bu işe hevesli biri var...

Her gördüğüm kadına gitmem her okuduğum senaryonun da üzerine atlamam

Bu yeni filmle ilgi korku var mı?

- Müthiş bir heyecan var diyelim. Üretim heyecanı: Düşündüğümüz gibi olacak mı? Bu işin altından kalkabilecek miyiz? Kafamızdaki şeyleri hayata geçerebilecek miyiz?

Bir filme başlamak, bir kadınla flört etmeye başlamaya benzer mi: ‘‘Acaba film iyi olacak mı? Acaba aramızda bir şey yaşanacak mı?’’ İnsan içinde benzer heyecanları, korkuları, merakları barındırır mı?

- Herkese göre farklı olabilir. Benim genel tavrım da giriyor tabii işin içine...

E o zaman öğrenelim genel tavrınızı!

- Ben karşıdan iyice işaret gelmeden gitmem...

Filme mi kadına mı?

- İkisine de. Önce ikna olmam lazım. Film söz konusuysa senaryoya, kadınlar söz konusuysa ilgi duyduklarına. Her gördüğüm kadına gitmem, her okuduğum senaryonun da üzerine atlamam! Arsızlık yapmam.

Siz bir korkak olabilir misiniz?

- Zannetmiyorum. Israrcı değilim demeyi tercih ederim. Tek taraflı şeylere inanmam. Erkek dünyasının yorumları vardır: ‘‘Bir kadın hayır diyorsa, o aslında evet'tir. Üzerine gideyim. Dur biraz daha taciz edeyim...’’ Hayır kardeşim, kadın hayır diyor!

Ama bazen de kadınların ‘‘Hayır’’ı gerçekten ‘‘Evet’’tir!

- İyi de o hissedilir. Sezgiler ne güne duruyor? Ben işaret almaya inanan bir erkek ekolünden geliyorum... 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com