|
HİÇBİR şey ona ‘doğanın’ ne olduğunu anlatamıyor.
Çevreciler ona; bir ormanın, bir ırmağın, bir nehrin, bir sulak alanın, bir sazlığın, bir meranın, bir yaylanın, bir ovanın ne anlama geldiğini bir türlü öğretemiyorlar.
Anlatıyorlar, anlatıyorlar, boşuna...
Diyelim ki kuşları anlatamıyorlar.
Çünkü o kuşlardan sadece kargayı tanıyor.
Başka tanıdığı kuş yok.
Hayvanların küçüğüne topluca ‘haşere’, büyüklerine topluca ‘mahlukat’ diyor.
‘Karga’ deyince mutlanıyor.
Çünkü onu tanıyor.
*
Yeryüzünde sadece buralarda bulunan bir sarı kanatlı çalıkuşunun onun gözünde hiçbir anlamı ve önemi yok.
Kaç asırdır her sabah ona şarkı söyleyen tarla kanaryasının sesini bile duymuş değil.
Turnalar alay alay geçerken dönüp bakmıyor bile.
Serçelerin, sığırcıkların, kumruların ilkbahar gelince yaptıkları aşk dansları umurunda değil.
Çevrede yaşayan binbir türlü canlı var, görmüyor...
Kumrular, üveyikler, sincaplar, dikkuyruk ördekleri, yunuslar, Akdeniz fokları, carettalar...
Tüm bunları bilmiyor.
‘Kuş’ deyince aklına bir tek kuş geliyor:
Karga...
O tek tanıdığı kuştur.
*
Ve kargadan başka kuş tanımayanların bir kısmı halk, bir kısmı sanayici, bir kısmı müteahhit, bir kısmı bürokrat, bir kısmı siyasetçi olunca işte böyle oluyor.
Cennet gibi güzel bir ülke, bir anda tükeniyor.
Sazlıkları, sulak alanları kurutup tarla yapıyorlar. Ormanları kesip kooperatif evleri ile dolduruyorlar.
Nehirler-ırmaklar kanalizasyon oluveriyor.
Denizi çöplük olarak kullanıyorlar.
Cennet bitiyor.
Ona bir avuç temiz suyun, bir yeşil dalın, bir nefes temiz havanın, bir ağaç gölgesinin, bir göl kokusunun, bir kuş sesinin ne olduğunu anlatmak mümkün olmuyor.
‘Kuş’ deyince...
O bir tek kargayı tanıyor... |