|
BEN hiç gitmedim. Ama gidenlerin yazdıklarından okudum.
Kudüs’te Zeytin Dağı’nın eteklerinde bizlerin çok iyi bilmediği küçük bir türbe varmış.
Bu türbenin altında bir düğün şarkıcısı yatarmış.
Aşağıda anlatacaklarım, işte bu kadının hikáyesidir.
* * *
Bundan 1287 yıl önce, yani 717 yılında Basra civarındaki çölde bir kız çocuğu doğdu.
Babası yoksul bir insandı.
Evlendikten sonra daha kolay yaşayabileceği umuduyla Basra’yı terk edip çöle yerleşmişti.
O gün doğan kız, bu yoksul insanın dördüncü çocuğuydu.
Çocuklarının hepsi kızdı.
Yeni doğan çocuğa Rabia adı verildi.
Öteki üç çocuğun adı da Rabia’ydı.
Rabia 11 yaşındayken babasını kaybetti.
Çöl hayatı zordu. Burada yalnız yaşayamayacağını düşünen annesi, dört kızını yanına alıp yeniden Basra’ya gitmeye karar verdi.
Ancak yolda eşkıyanın baskınına uğradı.
Eşkıya, Rabia’nın annesini öldürdü. Dört kızın her biri, bir haydudun kölesi oldu.
* * *
Rabia çok güzel bir kızdı. Ayrıca çok güzel sesi vardı.
Onu alan kötü adam, kölesini çalıştırıp sırtından para kazanmaya başladı.
Rabia güzelliği ve sesi sayesinde aranan bir düğün şarkıcısı oldu.
Ama sefil bir hayat yaşadı.
Otuz altı yaşına kadar her şey böyle devam etti.
Sonra bir gün o tuhaf şey oldu.
* * *
O sabah kalktığında iç dünyasında farklı hiçbir şey yoktu.
Yine bir düğünde şarkı söyleyecekti.
Elbiselerini giydi ve düğüne gitti.
Yine o şen şakrak şarkılarını söylemeye başladı.
Ancak üçüncü şarkının ortasında birden garip şeyler hissetti.
Şarkılar ağzından farklı şekilde çıkıyordu.
İçinden bir duygu, sanki şarkıları alıp hep başka bir yere doğru götürüyordu.
Sanki içinde başka biri vardı ve şarkıları o söylüyordu.
* * *
Rabia o günden itibaren düğünlerde şarkı söylemeyi, dans etmeyi bıraktı.
Şarkılarını sadece içindeki o varlığa söylüyordu.
Sahibi artık kendisine para getirmeyen Rabia’ya çok kızdı.
Onu günlerce dövdü.
Ama hiçbir şey fark etmiyordu. Rabia köşesinde öylece suskun biçimde oturuyordu.
Sonunda sahibi onu köle pazarında satmaya karar verdi.
Boynuna bir ip geçirip, sürükleye sürükleye Rabia’yı Bağdat köy pazarına getirdi.
Orada iyi bir adam, Rabia’yı alıp evine getirdi. Ona yiyecek verdi ve çok iyi baktı.
O ana kadar hiç ağzını açmayan Rabia konuşmaya başladı:
‘Benden Allah’a hizmet edecek bir şey istersen, o seni ödüllendirir. Ama benden kendin için bir şey istersen, benim sana verecek hiçbir şeyim yok.’
İyi adam, ‘Ben senden sadece evlenmeyi istiyorum’ dedi.
Rabia’nın cevabı ise şuydu:
‘Ben sadece Allah sayesinde varım. Bütün varlığım onundur. Eğer benimle evlenmek istiyorsan, beni ondan istemen gerekir.’
* * *
Sessiz düğün şarkıcısı Rabia’nın ünü bütün Basra’ya yayıldı.
İnsanlar gelip onu ziyaret etmeye başladı.
Onun mucizeler gerçekleştirdiğine inandılar.
Hasan El Basri adında biri, bir gün göl kenarında Rabia’ya rastladı. Elindeki seccadeyi gölün üzerine serip, ‘Rabia, gel namazını burada kıl’ dedi.
Rabia ise sakin bir biçimde şu cevabı verdi:
‘Hasan, eğer herkesi şaşırtacak bir mucize istiyorsan, ötekilerin yapamayacağı bir şey yapmalısın.’
Bunu söyledikten sonra kendi seccadesini havaya serip üzerine oturdu ve ‘Gel sen de bin ve göklerde uçarken herkes seni görsün’ dedi.
Hasan gözleri faltaşı gibi açılmış ona bakarken devam etti:
‘Senin yaptığını göldeki balık da yapabiliyor. Benim yaptığımı ise havadaki sinek de yapabilir. Bizim işimiz böyle şeyler yapmak değildir. İkimiz de kendimizi gerçek şeylere vakfetmeliyiz.’
* * *
Ölümüne yakın bir süre kala Kudüs’e göç etti. Orada Zeytin Dağı’nda küçük bir evde sade bir hayat sürdü.
Ölümünden sonra ona bir türbe yapıldı.
İşte o türbede eski düğün şarkıcısı Rabia yatmaktadır.
Yani İslam’ın Mecdeli Meryem’i.
Hani şu Da Vinci Şifresi kitabında hayatını iyice öğrendiğimiz Maria Magdelena’sı gibi diyebilirsiniz.
(*) Priya Hemenway’ın ‘The Little Book of Western Wisdom’ adlı kitabından. |