Başbakan Recep Tayip Erdoğan, önemli toplantılar öncesinde Türkiye'nin güvenli olmadığı yönündeki haberlere tepki göstererek, ''Türkiye güvenli bir ülkedir. Bu tür haberleri üretenler kime çalışıyor, ne yapmak istiyor?'' diye sordu.
Erdoğan, AKP Meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada, bu yılın sonunda AB üyeliği açısından son derece önemli bir kararın ortaya çıkacağını belirterek, Türkiye'nin tüm dünya devletlerinin bakan, başbakan, devlet başkanlarının uğrak yeri haline geldiğini söyledi.
Bu gelişmeler yaşanırken kendisini üzen bazı gelişmeler yaşandığını anlatan Erdoğan, medyaya seslendi. İslam Konferansı Örgütü ve NATO Zirve toplantıları öncesinde basında ''güvenlikle'' ilgili haberler çıktığını anımsatan Erdoğan, zirve toplantıları öncesinde ''Türkiye'nin güvenlikli olmadığı ve olmayacağı'' imajını verecek haberlerin ülke için hiç hayırlı bir yaklaşım olmadığını vurguladı.
"SAÇMA SAPAN, UYDURMA HABERLER"
Türkiye'nin güvenli bir ülke olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
''Soruyorum sizlere; bu tür haberleri üretenler acaba kime çalışıyor, ne yapmak istiyor? Ülkemizi dünyadan dışlamak mı istiyorlar? Böyle saçma sapan, uydurma haberler olur mu Allah aşkına? Ülkede tüm tedbirleri alan, bu noktada gayretleri gösteren yetkili ve bu konuda kabiliyetli olan güvenlik güçlerimize karşı bu tür zaaf girişimlerini asla doğru bulmuyorum.
Bu zafiyet getirecek bir taban oluşturacaktır. Böyle bir yaklaşımın içinde olmayı bir defa milli menfaatlerimize ters yaklaşımlar olarak görüyorum. Bunlar doğru şeyler değil.
"ÇİRKİN YAKLAŞIM"
Sadece NATO Zirvesi ile alakalı olarak ülkemize gelecek yetkili kişiler ile onların yanında gelecek insanlara baktığımız zaman şu anda dünyayı yöneten ülkelerin, dünyada etkin olan ülkelerin başkan ve başbakanları burada olacak, bizim ev sahipliğimizde olacak.
Bu, Türkiye'nin dünya ile bütünleşmesinin bir zirve toplantısı olacak. Bu zirve ile ilgili olarak kalkacağız, ülkemizi güvenlikli olmayan bir ülke olarak göstereceğiz, bu çok çirkin bir yaklaşımdır.
Ben bu tür yaklaşımlardan gerek yazılı gerek sözlü medyamızı dikkatli davranmak suretiyle özen göstermeye davet ediyorum. Eğer bu özeni gösterirsek buradan ülkemiz de bizler de kazanırız.''
''MADEM GÜVENLİ DEĞİL''
Başbakan Erdoğan, bu ay sonunda dünya basının Türkiye'de toplanmasının ''iftiharla'' takdim edildiğini belirterek, bin 500 gazete patronu, köşe yazarı ve yöneticisinin Türkiye'ye geleceğini söyledi.
Bununla da iftihar duyduklarını belirten Erdoğan, ''Eğer Türkiye, öyle güvenlikli bir ülke değilse, bin 500 gazete patronu ve yöneticisini ülkemize niçin davet ediyoruz, niçin onlara bir patronaj görevi üstleniyoruz. Bunlar çelişki değil mi?'' diye sordu.
"KAR SUYU KAÇIRMAYIN"
Türkiye'nin güven veren bir ülke olmanın mutluluğunu turizmdeki patlamada yaşadığını, otellerin doluluk oranını yüzde 100'e ulaştığını anlatan Erdoğan, böyle bir noktada kimsenin ''kar suyu kaçırmaya" çalışmamasını istedi.
Daha hassas olunması gereğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu toplantılardan Türkiye kazanacak, bu ayrıca Türkiye'nin AB sürecini çok daha farklı etkileyecek. Bunu çok açık ve net söylüyorum: Bu konuda, kendimize güveniyoruz, inanıyoruz, gerekli tüm tedbirleri alıyoruz.
Efendim şu kadar polis görevlendirilmiş... Tabi görevlendirilecek. Dünyanın neresine gidersek gidelim, herhangi bir zirve toplantısına gittiğimizde o ülkelerde de aynı tedbirler alıyor.
O tedbirler, görevlilerin en tabi görevidir. Milyonda bir ihtimal de olsa o tedbiri almak zorundasınız. Tabi ki bunlar yapılacak. Türkiye'de yapılan da sadece budur.''
''DEMOKRASİ VE BARIŞTAN VAZGEÇİLMEYECEK''
Gerek NATO, gerek İslam Konferansı Örgütü, gerekse gazete patronlarının toplantısının Türkiye'de çok ciddi hareketli bir dönemin geçmesinin en güzel örnekleri olacağına olan inancını dile getiren Erdoğan, ''İnşallah, Aralık 2004'te AB ile müzakerelerin başlanmasının bir tarihi olacaktır. AB ülkelerinin Türkiye'ye yönelik olarak hükümetimiz yetkilileriyle ortaya koymuş oldukları samimi ve istekli gayretleri hakkaniyetle değerlendirdiklerini görüyorum. Türkiye geleceğin en güçlü, en müreffeh, en ileri ülkelerinden biri olma yolunda çıktığı yolu başarıyla tamamlayacak'' diye konuştu.
Erdoğan, Türkiye'nin, tüm bu adımları atarken demokrasi ve barış değerlerinden de asla vazgeçmeyeceğini bildirdi.
MECLİS'İN GÜNDEMİ
Erdoğan, TBMM'nin yoğun bir yasama yılı geçirdiğini ve geçirmeye devam ettiğini belirterek, önümüzdeki günlerde basın, yerel yönetimlerle ilgili tasarılar, TCK, özürlüler, aile kurumu ve kadının statüsü ile ilgili düzenlemelerin görüşüleceğini söyledi.
Bütün bu yasa çalışmalarının Türkiye'nin geleceğine yön vereceğini, ülkenin ilerlemesi ve bazı sorunların çözümü için ihtiyaç duyulan çalışmalar olduğuna işaret eden Erdoğan, ''Bu düzenlemelerin her bir maddesine gereken önem ve dikkati gösterdiğinizi, Türkiye'yi çağdaş hukuki bir yapıya kavuşturacak büyük değişim için gayret gösterdiğinizi biliyorum. Hepinize teşekkür ediyorum'' dedi.
TBMM'nin bugün dış politika konusunda bir genel görüşme yapacağını, hem ülke ve hem de dünyaya yönelik Ortadoğu'daki mevcut gelişmeleri değerlendirme fırsatı bulacağını ifade eden Erdoğan, Meclis'in bu konuda ne düşündüğünü, nasıl bir kolektif akıl oluşturduğunu herkesin göreceğini söyledi. Erdoğan, TBMM'nin bugünkü gündeminin farklı bir anlam ve geleceğe yönelik mecburiyeti yüklenmesi açısından önemli olduğunu kaydetti.
"KİMSENİN GÜCÜ HALKIN AYARINI BOZMAYA YETMEZ"
Erdoğan, ''Toplumu durdurmak isteyen yanlış gündemler artık yankı bulmuyor, halkın gündeminde yer almıyor. Kimsenin gücü halkın ayarını bozmaya yetmez'' dedi.
Erdoğan şunları söyledi:
''Alınan mesafe bütün alanlarda hissediliyor ve toplumu durdurmak isteyen yanlış gündemler artık yankı bulmuyor, halkın gündeminde yer almıyor. Yola çıkarken söylediğimiz gibi Türkiye'yi girdiği büyüme yolunda tökezletme çabaları beyhude çabalar ve çırpınışlar olarak kalıyor.
Toplumun aklı ve vicdanı, en doğru, en sahici ayarlamayı kendiliğinden yapıyor. Kimsenin gücü bu millet ayarını bozmaya yetmeyecektir.
Ülke olarak geldiğimiz noktadan sadece daha ileriye gitmenin hesabı içindeyiz. Demokrasi ve hukuk devletinin şemsiyesi altında bütün vatandaşlarımızın yüreği ısınıncaya kadar, vatandaşlarımızla el ele koşmaya devam edeceğiz.''
"EKONOMİ SAĞLAM BASIYOR"
Son zamanlarda dünyada yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, petrol fiyatlarında tarihte görülmemiş olağanüstü artışlara rağmen Türk ekonomisinin bunu adeta şoku yok etmek, şoku emmek suretiyle piyasalara fazla hissettirmeden aşma yolunda olmasının, ekonominin nerelere oturduğunu ve yere ne derece sağlam bastığını açıkça gösterdiğini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Demokrasi başta olmak üzere ekonominin, siyasetin, kamu düzeninin artık sarsılan dengeleri yerli yerine oturmaktadır. Alınan mesafe, bütün alanlarda kendini çok açık, net göstermektedir. Toplumu durdurmak isteyen yanlış gündemler artık milletimiz arasında gördüğünüz gibi iltifat bulmuyor, halkın gündeminde yer almıyor.
Yola çıkarken söylediğimiz gibi; Türkiye'yi girdiği büyüme yolunda tökezletme çabaları, beyhude çabalar ve çırpınışlar olarak toplumun gerek hafızasında gerekse tepkilerinde karşılık buluyor.
DAHA İLERİYE GİTME HESAPLARI
Toplumun aklı ve vicdanı en doğru, en sahici ayarlamayı kendiliğinden yapıyor. Kimsenin gücü, artık bu millet ayarını bozmaya yetmeyecektir. Bu böyle bilinmelidir.
Ülke olarak geldiğimiz noktadan sadece daha ileriye gitmenin hesabını yapıyoruz. Daha ileri nasıl gideriz, muassır medeniyetler seviyesinin üzerine nasıl çıkarız, hep bunun hesabı, hep bunun gayreti içindeyiz.
Demokrasi ve hukuk devletinin şemsiyesi altında bütün vatandaşlarımızın yüreği ısınıncaya kadar, vatandaşlarımızla el ele koşmaya devam edeceğiz. Her vatandaşımızın hukukunu korumak için canla başla çalışıyoruz.''
EKONOMİ
Erdoğan, ekonomi politikalarının sosyal ayağını sağlam tutmaya özen gösterdiklerini ifade ederek, toplumun hükümetten en önemli taleplerinden birisinin de bu olduğunu söyledi.
Bu yüzden sağlık sektöründen tarım sektörüne, esnaf ve sanatkarın durumundan sanayiciye kadar bütün alanlarda kalıcı tedbirler ve iyileştirmeler yaptıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, eşgüdüme, koordinasyona, dil ve hedef birliğine, ürettikleri politikaların birbirini tamamlar nitelikte olmasına büyük özen gösterdiklerini belirtti.
EKONOMİ KOORDİNASYON KURULU
Ekonomi yönetiminde etkinlik ve odaklaşmanın sağlanması için Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nun Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener'in başkanlığında geçen hafta ilk toplantısını yaptığını hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu kurulumuz, artık ekonomik alanlarla doğrudan ilgili bakanlarımız başta olmak üzere, gerektiğinde sivil camiayı da davet ederek, kendi bürokratlarını da davet ederek ekonomi bürokrasisiyle bir işbirliği içinde çalışacak ve haftalık değerlendirmelerle ekonomiyi daha yakın takibe almak suretiyle gerek 1 haftalık durum nedir, 1 hafta sonra neler olabilir, bizim Hükümet programımız ne durumdadır.. Bu şekildeki takipte benim de zaman zaman katılacağım toplantılar olarak devam edecek.
ORTA VE UZUN VADELİ PERSPEKTİFLER
Alınan kararların takibi ve sonuçlarının değerlendirilmesi ise Bakanlar Kurulumuzca gerçekleştirilecektir. Bu kurulun dikkatle çalışacağına, orta ve uzun vadeli perspektiflerle hükümetimizin ürettiği politikalara önemli katkılarda bulunacağına inanıyorum.
Biz, kısa vadeli, günü kurtaran değil uzun vadeli projeksiyonlar içinde siyaset üretmeliyiz. Ürettiğimiz siyaset topluma fayda olarak dönmeli ve toplum bizimle ne kazandığını kolayca hesap edebilmelidir.
Hukuk devleti ya da demokrasi sadece politik nutuklarda değil, eczane kapısından, hastane kapısından, okul kapısından, belediye kapısından, karakoldan içeri girerken de görülebilir, dokunulabilir olmalıdır.''
İLAÇ VE HABERLEŞMEDE İNDİRİM
Sosyal hukuk devletinin, vatandaşlarının hukukunu önceleyen; mevzuatı, bürokrasiyi değil, hızlı ve zamanında hizmeti esas alan, herkese rekabet hakkı tanıyan devlet olduğunu kaydeden Erdoğan, bu adımları attıklarını ifade etti.
Erdoğan, günlük hayatın en önemli iki kalemi ilaç ve haberleşmede büyük indirimler sağladıklarını bildirerek, şöyle devam etti:
''Sağlık Bakanlığımız bugüne kadar keyfi veya subjektif olarak belirlenen bir kronik yaraya parmak bastı. İlaç fiyatları subjektif kriterlere göre değil, objektif kriterlere göre yeniden düzenlendi.
Sağlık Bakanlığımız bünyesinde İlaç Fiyat Edindirme Komisyonu oluşturuldu ve ilk hamlede ilaç fiyatlarında yüzde 20'ye yakın indirim sağlandı.
Yapılan düzenlemeyle farklı ilaçlarda yüzde 80'den yüzde 8'e kadar indirim sağlanıyor. 1984 yılından bu yana dövizin hep artacağı varsayılarak başıboş bırakılan ilaç sektöründe şeffaf bir kararnameyle yeni bir kriter getirildi. 14 Nisan 2004 tarihli İlaç Fiyat Kararnamesi ile döviz fiyatlarındaki düşüş ihtimali de ilaç fiyatlarına düşüş olarak yansıyabilecektir.
İLAÇTA AVRUPA İLE KIYASLAMA
Yani ilaçta AB üyesi ülkelerin 5 tanesi seçip alınarak bunların içerisinde en düşük ilaç fiyatı herhangi bir ilaçta hangisinde ise o bizde azami ilaç fiyatını teşkil edecek. Mesela; astım tedavisinde kullanılan Salbutam'ın ilacı fiyatı yüzde 50 azalarak 20 milyon 565 bin liradan 13 milyon 270 bin liraya, Parkinson ilacı Permax yüzde 80 ucuzlayarak 14 milyon 570 bin liradan 2 milyon 900 bin liraya,Antibiyotik olarak kullanılan Kefsid yüzde 68.4 ucuzlayarak 4 milyon 350 bin liraya, Kolesterol düşürücü olarak kullanılan Zocor adlı ilaç yüzde 76.3 ucuzlayarak 46 milyon 98 bin liradan 10milyon 420 bin liraya inecektir. Yaptığımız tahminlere göre sadece bu düzenleme ülkemize 500 milyon dolarlık bir tasarruf imkanı sunacaktır.''
Erdoğan, döviz kurundaki yüzde 10-15'lik artışın her zaman olduğu gibi bugün de ilaçta belli bir fiyat artışı getirmesinin doğal olduğunu belirterek, ''bazı yazılı görsel medya (efendim işte dövizdeki artışlar buraya yansıyacak, fiyatlar şöyle olacak böyle olacak) gibi yine hedef saptırmanın arayışına giriyorlar. Hayırlı bir adım var ya... Nasıl kafalar karıştırılacak onun yolları aranmaya çalışılıyor. Kimse kimseyi aldatmaya girmesin'' diye konuştu.