|
İKİ yıldır enflasyonu indirmeye yönelik çabaların sonuçları tek kelime ile başarılıdır. 2001 Krizi’nin sonucu olarak yüzde 100’e gelen enflasyon yıllık bazda yüzde 10 civarına düşmüştür.
Enflasyon düşerken, ekonomik büyüme de uzun dönemli ortalamanın üzerinde olmuştur. Gösterilen performans küçümsenemez.
Gelinen noktada, hem enflasyon dinamiklerinden kaynaklanan hem de dış etkenlerin oluşturduğu bazı olumsuzluklar vardır. Olumsuzluklardan morallerin bozulmaması, aksine, enflasyonu kalıcı olarak düşürmeye yönelik çabaların daha da yoğunlaştırılması gerekmektedir.
Otuz yıldır ilk kez enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirebilecek bir şansı yakalamış bulunmaktayız. Şansımızı iyi değerlendirmek durumundayız.
Dünya piyasalarında petrol fiyatlarının yükselmesi yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada kısa ve orta dönemde enflasyon için çok önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Dışarıdan gelen bu tehditle mücadelenin tek yolu sıkı para ve maliye politikalarından geçmektedir. Dünya 1973 ve 1978 petrol krizlerini bu yolla aşmayı başarmıştı.
Son dönemlerde döviz kurlarının yüzde 20’ye yakın artması kısa dönemde enflasyonu olumsuz etkileyecek bir olgudur. ‘Aşırı değerli’ Türk Lirası söylevleriyle enflasyonla başarılı bir mücadele yapamayız. Enflasyonla başarılı mücadele, reel olarak değeri artan Türk Lirası’nın mikro düzeyde yarattığı olumsuzlukları yine mikro düzeyde ancak verimlilik artışları yoluyla olur.
Ekonominin son bir buçuk yıldır artarak ısınması enflasyonla mücadelenin önünde bir başka tehdit oluşturmaktadır. Bazı makro ekonomik dengelerin orta dönemde sürdürülemeyebileceği beklentisi ileriye dönük fiyat beklentilerini de olumsuz etkilemektedir. Bu aşamada, enflasyonla mücadeleyi yalnızca Merkez Bankası’na bırakmak çok gerçekçi değildir. Henüz o noktaya gelebilmiş değiliz.
Yaz aylarında tarım fiyatlarındaki gevşemeyle aylık bazda enflasyon rakamları son iki aydır gözlenen enflasyondan daha düşük çıkacaktır. Ama, yaz aylarının mevsimsel avantajlarını da tam olarak kullanamayacağımız anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, yıl sonunda hedeflenen enflasyon rakamları civarında bir gerçekleşme başarı sayılmalıdır.
Enflasyonun hedeflenenin üzerinde çıkması ise beklentiler yoluyla yeni enflasyonist dinamikleri devreye sokabilecektir. Bu riski ortadan kaldırmanın tek yolu daha sıkı para ve maliye politikalarından geçmektedir.
Hangi açıdan bakarsak bakalım, ekonomik büyümenin bugün geldiği nokta makro ekonomik dengeler üzerinde
çeşitli rahatsızlıklar yaratmaktadır. İktisadi açıdan piyasadaki rahatsızlıkların önemli bir kaynağı da budur.
Piyasalar tedirginliği üzerinden atamıyor
ORTALIK bir kez karışınca durulması hem kolay olmuyor hem de zaman alıyor. Büyük bir dikkatle belli yerlere getirilen dengeler bir anda bozuluveriyor. O ya da bu nedenle, üç haftadır mali piyasalarda gözlenen tedirginlik devam ediyor.
İyi haberlere çok önem verilmiyor. Kötü haberler abartılarak mali piyasalara yansıyor. Tedirginlik dönemlerinde piyasaların böyle davranması normal karşılanmalı. İyimserlik dönemlerinde de bunun tam tersi oluyordu. Spekülatif karakterleri nedeniyle, bizim mali piyasalarımız uçlarda dolaşırlar.
Dolar/Euro kurundan bağımsız olarak dolar kuru 1 milyon 550 bin liranın altına gelmekte zorlanıyor. İyi bir haber kurlarda hafif bir düşüşü getirdikten sonra yeniden tırmanış başlıyor. Böyle ortamlarda, yeni olumsuz haberler üretmekten kaçınmamız gerekmektedir.
Faizler ise yüzde 30’un üzerine çıktı. Kurlara göre daha az bir oynaklık gösterse de, reel faizlerin yüksekliği yeniden borçların çevrilebilirliğini sorgulatacaktır. Bir anlamda, bu gelişme de Merkez Bankası’nın elini kolunu bağlamaktadır. Yani, bazı dengeleri yerine oturtmak için gerekebilecek bazı ekonomi politikası araçları kısa dönemde ‘kullanılabilir’ olmaktan çıkmaktadır.
Piyasalara ileriyi görebilecek bazı verilerin verilmesi tedirginliği azaltıcı bir rol oynayabilecektir. Aksi taktirde, önümüzdeki birkaç ay içinde çıkacak yeni ekonomik veriler tedirginliği daha da artırıcı bir rol oynayabilirler. Her zaman olduğu gibi, beklentilerin doğru idaresi yeniden çok önemli bir konuma geldi.
Dış ticaret verileri
BİR yılı aşkın bir süredir ithalat ile ihracat arasındaki fark artmaktadır. Dış ticaret açığı ve ona bağlı olarak cari işlemler açığı ekonomik gündemin orta yerine oturmuştur.
Bu yılın mart ayında ithalat ve ihracat rakamları rekorlar kırmıştır. Yalnızca mart ayı verilerine bakarak ne ‘ihracat patladı’ diyebiliriz ne de ‘ithalat aldı başını’ gidiyor diyebiliriz.
Mart ayında dış ticaret istatistiklerinin şişmesi şubat ayındaki bayram nedeniyle çalışılan gün sayısının azlığından (yalnızca 17 gün) kaynaklanmaktadır. Yani, şubat ayına ait olması gereken bazı ithalat ve ihracat rakamları mart ayına sarkmıştır. Dolayısıyla, rakamlar şişmiştir.
Genel eğilimlere bakıldığında, dış ticaret açığının büyümekte olduğu ise gayet açıktır. Grafikten bu gerçek çok daha açık bir şekilde görülmektedir.
İki yıl evvel 12 aylık bazda 8.5 milyar dolar olan dış ticaret açığı bu yılın mart ayı itibariyle 25 milyar doları (üç kat artış) aşmıştır. Dış ticaret açığı 2001 yılının şubat ayında rekor kırmış ve 27.5 milyar dolar olmuştu. Eğilim devam ederse, rekorumuzu bu yılın haziran ya da temmuz ayında egale edeceğiz.
İthalat artışının arkasında ara mallar ithalatı vardır. Kamuoyunun izlenimlerinin aksine, Türkiye doğru dürüst tüketim malları ithal etmemektedir. Tüketim malları ithalatının toplam içindeki payı yüzde 12-13 civarındadır. Unutmayalım ki, refahın kaynağı tüketimdir. Yatırım da, üretim de sonuçta tüketim için yapılan faaliyetlerdir. |