17/05/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Seyahat
17.05.2004
Turizm nasıl yapılır diye merak edenlere Beyşehir’in cevabı şudur: İçtenlikle
 

Reyan Tuvi

Beyşehirli fotoğrafçı arkadaşım Reha Bilir ile sazlıkların ardından, gölün meşhur günbatımının son saniyelerini seyrediyoruz. ‘’Bu muydu?’’ der gibi bakınca, biraz keyfi kaçmış bir halde, savunmaya geçiyor: ‘‘Öyle, bir seferde karar verilecek bir şey değil bu, bugün hava çok puslu.’’ Birden, tartışmak üzere olduğumuz konunun anlamsızlığını farkedip, gülmeye başlıyoruz.

Beyşehir Gölü’ndeki günbatımı, renk ve batış süresi açısından, dünyanın birinci derecede gurupları arasında sayılıyormuş. Günbatımı üzerine, dünyanın belirlediği kriterler olduğunu bilmiyordum. Sanırım ben, herkesin kendi günbatımını kendisinin seçmesinden yanayım. Üstelik, Afrika’da çölün rengini değiştiren, İstanbul’da Sarayburnu’nu kızıla boyayan ya da Beyşehir Gölü’nde sarıdan laciverte, bir yelpaze gibi önünüze açılan günbatımları arasında seçim yapmak biraz acımasızca olmaz mı?

DENİZ GİBİ UÇSUZ BUCAKSIZ

Sonra Reha, Yeşildağ’da fotoğraf çekerken tesadüfen rastladığı ve adını ‘Leylekler Vadisi’ koyduğu bir yere götürüyor beni. Yaklaşık bir yıldır gezdiğimden, leylek görmemek için direniyorum. Üstelik köy mezarlığının hiçbir zaman kesilmeyecek ağaçları üzerine yuvalarını yapan bu kadar çok leyleği birarada görmeyi, gerçekten de beklemiyordum. Nisan başında gelip buraya yumurtlayan leyleklere, bu dönemde göl kıyılarında da sık sık rastlanıyor.

Her defasında, Beyşehir’e ‘’deniz’’ diyerek, dilimin sürçmesi nedensiz değil. Türkiye’nin bu en büyük üçüncü gölü, bir deniz kadar uçsuz bucaksız. Tek sineması da bir süre önce kapanmış olan, bu kentle balıkçı kasabası arasında bir kimliğe sahip yerleşim için, yaşamın renklendiği yegane yer, kıyıları. Adım başı, balıkçı lokantaları var. Ama, acaba balık var mı?

‘’Hatırlıyorum, çocukluğumda 15 çeşit balık vardı.’’ diyor Reha, ondan göldeki balık türlerini saymasını istediğimde... Hikayenin sonrası, insan eliyle yaratılan gerçek bir kabus; yanlış ve fazla su kullanımı sonucu, gölün üst katında yaşayan etobur balıklarla aşağıda yaşayan otobur balıklar birbirlerine yaklaşıyor ve etoburlar otoburları yemeye başlıyorlar. Otoburlar azaldıkça, göl otlanıyor ve sazlıklar oluşuyor. Kontrolsüz balık avıyla birlikte başgösteren balıkçının ekonomik sıkıntılarına çare olarak, göle levrek ‘’ekiliyor.’’ Balıkçı belini doğrultuyor ancak bu kez de, etobur levrek, birçok balık türünün ve kerevitlerin neslinin tükenmesine neden oluyor. Göldeki tek otobur olarak, gururla lokantaların tabelalarına konu olan sazan kalıyor. Bugün gölde sadece sazan, levrek ve kadife balığı var ve balıkçılık halen geçim için hayati önem taşıyor. Balıkçılığın yanısıra sazlıkların işlenmesinde de birçok kişi çalışıyor. Gölün sağladığı iş imkanı, yaklaşık 10- 15 bin kişinin ekmek kapısı.

Göller Bölgesi’nin iki ünlü gölü Beyşehir ile Eğirdir, ortak bir kaderi paylaşıyorlar. 1955’te de, Eğirdir aynı sıkıntıyı çekmişti. Kıyılarına yerleştiği gölün bozulan ekolojik dengesinin yanında, Eğirdir’in kendisi küçücük kalıyor. Minyatür bir yaşam ünitesi gibi. Sanki merkezi, bir gecede yoktan varedilmiş. Kasap, bakkal, manav, eczane hepsi yanyana. En uzak yer, 20 dakika yürüyüş mesafesinde, Yeşilada’nın ucundaki Ayios Stefanos Kilisesi. Eğirdir’in, bugün artık yarımadaya dönüşen Yeşil ve Can adlı iki adasında, eskiden Rum tüccarlar oturur, Eğirdir’e ulaşım kayıklarla sağlanırmış. Sonraları buralara Türkler de yerleşmiş. Mübadele sonrası, Selanikli Türkler gelmiş, bazı Rum ailelerse burada kalmışlar. O günlerin, taş, ahşap, cumbalı evlerinden hiçbir iz yok. ‘Şirin’ sıfatının hiç de yakışmadığı bu balıkçı yerleşimi, ne yazık ki, boyundan büyük bir betonlaşmaya sahne olmuş.

Eğirdir adının birçokları için, gölden farklı çağrışımları var. Eğirdir denince akla, Türkiye çapında ün salmış Kemik Hastalıkları Hastanesi ve varlığını Sivri Dağ’ın eteklerinde, ‘’Güçlüyüz, Cesuruz, Hazırız, Komandoyuz’’ diye ilan eden, Komando Dağ Okulu, geliyor.

Bir de ekimde toplanan elması var tabii; sarı ve kırmızı. Kiraz gibi elma da ihraç ediliyor ve temel geçim kaynaklarından biri.

BACKPACKER CENNETİ

Ağustos ve kasım ayları arasında, 600 yıldır olduğu gibi, Pınarbaşı’nda geleneksel panayır kurulur. Pınar Pazarı’nda buluşan yörüklerle Eğirdir halkı için, kış öncesi son buluşma ve alışveriş imkanıdır bu. Yörük, ürettiği ne varsa satar, kış için neye ihtiyacı varsa alır. Panayırın onuncu cumartesi günü ise, sadece kadınlar bir pazar kurar. Köylü, elmasını satmış, eline para geçmiştir. Keyfine diyecek yoktur. Kızlarını güzelce giydirir, panayıra getirir. Şekerli pideler, tuzlama balıklar, ovma helvalar, dolmalar yenir, içilir. O gün, evlenme çağına gelmiş delikanlıların anneleri, gözlerine kestirdikleri kızlara özel işlenmiş mendiller verirler. Birçok düğünün temeli, bu bereketli ortamda atılır.

‘’Sen de mi böyle evlendin?’’ diye soruyorum, İbrahim’e. Gülerek, ‘’hayır’’ diye cevap veriyor. İbrahim, Lale Pansiyon’un sahibi. 17 yıl içinde, anne ve babasıyla birlikte, burada bir ‘backpacker’ cenneti yaratmış. Burası, sırtında çantasıyla uzun yolculuklara çıkıp, az parayla çok yer görme peşinde olan, yolda tanışıp bir süre birlikte yolculuk eden, birbirleriyle nerede ucuz kalınabileceği konusunda bilgi alışverişinde bulunan, tek amacı, farklı doğa ve kültürleri yaşamak olan seyahatçilerin mabedi. Tavsiyeler ve internet derken, İbrahim’in dokuz odası 12 ay doluyor. İbrahim, kulaktan dolma olmasına rağmen, şık bir Fransızca ve rahat bir İngilizce konuşuyor. İbrahim’in annesi Neriman’cım da, Korelilere, Avustralyalılara, Japonlara, Fransızlara çocukları gibi bakıyor. Hepsi, çat pat birkaç Türkçe kelimenin ve kucaklaşmanın, bu ülkede kapıları açtığını öğreniyorlar. İbrahim, pansiyonunda kalmayanlara da, hiçbir karşılık beklemeden vakit ayırıyor ve civar hakkında bilgi veriyor. Turizm nasıl yapılır diye merak edenler için, ‘içtenlikle’ galiba burası için geçerli bir cevap oluyor.

Eğirdir kışın, her zamankinden sessizdir. Göl buz tutar, gölün kenarında, buzdan, bazen insan boyuna yaklaşan şaşırtıcı heykelcikler oluşur, buranın halkı, özellikle erkekler, çok eski zamanlardan beri ulaşım için kullanılan Buz Atı’na binerler. Kızağa benzeyen, bu yere yakın, geleneksel ulaşım aracı, hayvan kemiğiyle ağaçtan yapılırmış. Bugün göl buzla kaplanınca, geriye kalan birkaç buz atı Yeşilada’daki evlerin kilerlerinden çıkarılıp, çocuklara eğlensinler diye veriliyor.

O günlerden bir gün, Eğirdir Gölü tamamıyla donmuş, üzerini, yumuşak, bol kar kaplamıştır. Yüklü develeriyle Beyşehir’den yola çıkan bir yörük, Gelendost üzerinden, kasabaya doğru yol alırken, gölün üzerinde gittiğinin farkına varmaz. Taa ki, Eğirdir’in merkezine gelip, Hızırbey Camii’nde cuma namazına katılıncaya kadar... Cemaat, yörüğü görünce, ‘‘Ağam, nereden gelirsin, nereye gidersin?’’ diye sorar. ‘‘Ovanın düzünden geldim’’ diye cevap verir. Birden ne yaptığını anlayıp, sağ salim varabildiğine şükreder ve iki devesini kurban eder.

BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIM

Kate Clow’un çizdiği, St. Paul Parkuru’ndan yürümek ve köylerde konaklamak

Sabah erkenden, bir balıkçıyla balığa çıkmak

Işık hüzmeleri arasında, Eşrefoğlu Camii’nin ahşap sütunları arasında dolaşmak

Eğirdir’de taze sıkılmış elma suyu içmek

Beyşehir’in eski mahallesinde dolaşmak

Eğirdir’den Beyşehir’e, Yenişarbademli üzerinden, zor ama manzaralı yoldan gitmek

Elmalar toplanırken Eğirdir’de olmak

Pınar Pazarı’nın 10. haftasındaki kadınlar pazarında, işlemeli mendillerin kimlere verildiğini görmek

Zindan Mağarası’nda tek başına yürümek

Eğirdir’in meşhur peynirli şekerli pidesinden tatmak

Apollo kelebeğini ve Kasnak Meşesi’ni görmek

Eğirdir merkezden Yeşilada’nın sonuna kadar yürümek

FOTOĞRAFLAR: REHA BİLİR - REYAN TUVİ- ISPARTA KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ ARŞİVİ 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com