16/05/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Pazar
16.05.2004
İşte size Mr. Lübnan
 

Sedat ERGİN

Lübnan Başbakanı Refik Hariri hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, önce Forbes dergisinin internet sitesine girip ‘‘Dünyanın En Zenginleri’’ bölümüne tıklamanız yeterli. Hariri'nin ismi, içinde bulunduğumuz yıla ait listede dünyanın 109. zengini olarak karşınıza çıkıyor. Serveti 4.3 milyar dolar.

İkinci yüzlük listede 108. olan Hariri'den sonra 147. sırada 3.2 milyar dolarla Sabancı ailesi ve 186. sırada 2.7 milyar dolarla Ferit Şahenk yer alıyor.

Hariri, geçen yılki listede 83. sırada yer alıyormuş. Anlaşılan işler son zamanlarda biraz duraklamış.

Forbes'un notunda, Hariri'nin bu serveti kendi çabasıyla yarattığı da yazılı. Fakir bir Sünni ailenin çocuğu olarak 1944'te Sidon'da doğan Hariri, yüksek öğrenimini tamamlayıp öğretmen olduktan sonra şansını denemek üzere Suudi Arabistan'a gitmiş.

Ve 1992'de dünyanın en zengin müteahhitlerinden biri olarak Lübnan'a dönerek, 15 yıl süren iç savaşın yerle bir ettiği ülkesinin başbakanlığını üstlenmiş, Lübnan'ın yeniden imarında büyük bir başarı sağlamış.

Hariri, 1998'de cumhurbaşkanlığına seçilen Hıristiyan Emile Lahoud ile çatışınca başbakanlıktan ayrılmış, 2000 yılında yeniden başbakanlığa dönmüş.

ARAP DÜNYASINDA ERDOĞAN'A BÜYÜK SAYGI VAR

Bu ilginç şahsiyet, mülakat sırasında karşısındaki gazeteciyi zorlayan ölçülerde kapalı konuşuyor. Bazı sorularınıza iki ya da üç sözcükten oluşan kısa cümlelerle yanıt veriyor. Bazen de ‘‘evet’’ deyip susuyor. Özetle, uzun lafı sevmiyor.

Ancak konu Başbakan Erdoğan olunca, birden konuşkan bir hale geliyor. Hariri, Erdoğan'a toz kondurmuyor:

‘‘Dürüst, açık sözlü, birlikte çalışabileceğiniz bir insan. Daha önce kendisiyle Cidde'de karşılaşmıştık. Tanışır tanışmaz aramızda hemen bir yakınlık oluştu. Birden çok iyi dost olduk, çok iyi anlaştık.’’

Ve ekliyor:

‘‘Arap dünyasında kendisine büyük saygı duyuluyor.’’

BİR GAZETE, BİR RADYO VE BİR TV KANALIMIZ VAR

Kıyaslanmayacak kadar mütevazı ölçülerde olmakla birlikte, Erdoğan da Hariri gibi işadamı kökenli. İkisinin de işadamı kökenli, yani ticari kafaya sahip insanlar olmaları aralarındaki kimyanın bu kadar iyi gitmesinde bir faktör mü?

Hariri, ‘‘hayır’’ diye kestirip atıyor, ardından ekliyor:

‘‘Beni etkileyen samimiyeti oldu.’’

Hariri, ticari işlerinden bahsetmekten hoşlanmıyor. ‘‘Benim adımın altında hiçbir şey yok. Ama ailemizin adı altında yürüyor’’ diye konuşuyor.

Hariri, aynı zamanda bir medya patronu da. Ailenin sahip olduğu medya grubunun büyüklüğünü sorduğumuzda, ‘Bir gazete, bir TV kanalı ve bir de radyo istasyonu var’’ diye yanıtlıyor ve ekliyor:

‘‘Bu kadar yeter...’’

AKLI TÜRKİYE İLE SERBEST TİCARET ANLAŞMASINDA

Geride bıraktığımız hafta Ankara'ya resmi bir ziyarette bulunan Hariri, coğrafi olarak çok yakın olan, ancak aralarındaki işbirliği yeterince gelişemeyen Türkiye ile Lübnan arasındaki ekonomik ilişkilerin bir sıçrama yapması için hazırlanan bir dizi anlaşmaya imza attı.

Ziyaretin en önemli sonuçlarından biri, tarafların bir serbest ticaret anlaşması imzalanması için ön mutabakata varmalarıydı.

İlginç olan bir nokta, Hariri'nin Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini kuvvetli bir şekilde desteklemesi:

‘‘Türkiye AB'ye tam üye olursa, daha çok Avrupa ülkelerine benzemeye başlayacak. Türk dili, gelenekleri, tarihiniz yerinde duracak, ama pek çok şey de değişecek. Örneğin yasalar, insan hakları, demokrasinin derinleşmesi gibi... AB'ye tam üyeliğinizi destekliyoruz. Çünkü bizim de Avrupa'yla tarihsel olarak iyi ilişkilerimiz var. Tam üye olmanız Lübnan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesinin de güvencesi olacak.’’

Hariri, Lübnan'ın çok yakınında olan Kıbrıs'la da yakından ilgili. Türk tarafının referandumda evet oyu kullanmış olmasından övgüyle söz ediyor; ‘‘Maalesef, Annan Planı kabul edilmedi. Ancak ben birleşmiş bir Kıbrıs'ı görmeyi çok arzuluyorum. İkinci bir referandumda Kıbrıslı Rumların da evet diyeceklerini ümit ediyorum. Birkaç ay içinde olabilir’’ diye konuşuyor.

Hariri, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargonun hafifletilmesi önerilerine sıcak baktığını gizlemiyor:

‘‘Bu konudaki tutumunuzu belirlemeden önce Arap kardeşlerimizle bu konuyu istişare edeceğiz. Arap Birliği zirvesinde bu konuyu ele alacağız. Kıbrıslı Türkleri cesaretlendirmek ve destek verdiğimizi göstermemiz için bir şey yapmamız lazım. Ben Kıbrıslı Türklere yardım edilmesine olumlu bakıyorum. Ancak önce Arap Birliği'nin tutumunu beklememiz gerekiyor.’’

PASTA DA BÜYÜDÜ BİZİM PAYIMIZ DA

Hariri, Lübnan'ın yeniden imarının büyük ölçüde tamamlandığını anlatıyor, ‘‘Şimdi bütün mesele bu süreci, sağladığımız ilerlemeyi normal temposu içinde sürdürmek’’ diye konuşuyor. Bu başlıkta Hariri'ye şu soruyu yöneltiyoruz: Lübnan bir dönem Arap dünyasının en önemli ticaret merkeziydi. İç savaş nedeniyle bu alandaki konumunuzu Körfez ülkelerine kaptırmadınız mı?’’ Bu soruya verdiği yanıtta Hariri'nin işadamı bakışı hemen kendini gösteriyor: ‘‘Lübnan'ı yeniden eski kimliğine döndürmek istiyoruz. Ama pasta da büyüdü. Bizim pastadaki yüzdemiz küçük olabilir, ama pasta büyüdüğü için biçim yüzdemizin hacmi de aslında yükselmiş oldu.’’

ZORLAMA İLE BÜYÜK ORTADOĞU OLMAZ

Peki, Hariri, ABD'nin başını çektiği Büyük Ortadoğu projesine nasıl bakıyor? Bölgenin, Arap dünyasının artık kendini dönüştürmesinin zamanının geldiğini düşünüyor mu? Bölgenin kendisini hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları gibi değerlere açması yolundaki önerileri nasıl karşılıyor? ‘‘Bunlara kim hayır diyebilir ki? Kim, hiç kimse’’ diyor Hariri ve şöyle konuşuyor:

‘‘Bunlar tamam da, değişim dışarıdan dayatılmamalı. Örneğin, ABD'nin şu an Irak'ta yapmakta oldukları işler iyi bir örnek oluşturmuyor.’

‘‘Ama dönüşümün bir şekilde bir yerde başlaması gerekmiyor mu?’’ diye yönelttiğimiz soruya verdiği yanıttan biraz alındığı anlaşılıyor. ‘‘Lübnan var ya...’’ diye söze giriyor. ‘‘Ama Lübnan her zaman bir istisnaydı...’’ dediğimizde, şöyle konuşuyor:

‘‘Arap dünyası zaten demokrasiye doğru yol alıyor. Mısır 10 yıl öncesinin Mısır'ı değil. İnsanlar artık görüşlerini açıkça söyleyebiliyorlar. Yüzyılların içinden gelen gelenekleri kısa zamanda değiştirebilmeniz o kadar kolay değil. Belki onyıllar alacaktır. Bir de Ortadoğu sorunu muhakkak çözülmelidir.’’

IRAK'IN DAĞILMASINDAN VE BAĞIMSIZ KÜRT DEVLETİNDEN KAYGILIYIZ

Bölgeden söz ederken Irak'ın dağılması olasılığına ilişkin kaygılarını oldukça kuvvetli ifadelerle kayda geçirmesi dikkat çekiyor: ‘‘Bu konuda çok kaygılıyız. Bu ülkenin bölünmesini istemiyoruz. Irak'ta olanlar çok ciddi.’’ Irak'ın parçalanması olasılığından söz ederken Hariri'nin projektörlerini birden İsrail faktörüne çevirmesi dikkat çekici:

‘‘Irak'ın parçalanması, Arap dünyasında İsrail'in Arap ülkelerinin parçalanmasını istediği yolunda zaten var olan yaygın inanışı daha da güçlendirecektir.’’

Bu arada, Hariri yine kuvvetli ifadelerle bağımsız bir Kürt devletinin kuruluşuna karşı olduğunu duyuruyor, ‘‘Buna sıcak bakmıyoruz. Bölgedeki diğer ülkeler de örneğin Türkiye, Suriye ve İran da buna karşı’’ diyor.  



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com