16/05/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Gündem
16.05.2004
Sedat ERGİN
Bir aşkın bitişine dair
  
seergin@hurriyet.com.tr
 

AŞKIN kaybolması ya da paslanması böyle bir duygu olmalı. Çocukluğunuzdan beri yan yana gördüğünüzde sizi heyecanlandıran o iki rengin, yani siyah ve beyazın artık içinizde o tuhaf mutluluk kıpırtısını uyandırmamasından söz ediyorum.

Şimdi o renklere baktığınızda yalnızca bir boşluk duygusunun içinde buluyorsunuz kendinizi.

Kendinizi ne kadar zorlasanız da, o duygu geri gelmiyor.

Ruhun bedenden ayrılmasında olduğu gibi sizi terk edip gitmiş...

Doğru söyleyin, yoksa siz mi onu terk ettiniz?

Ne yapsanız, olmuyor işte... Televizyonun karşısına geçip izlediğinizde sanki adını sanını bilmediğiniz, soluk yüzlü oyunculardan kurulu herhangi bir takımı izliyorsunuz.

Kazanmaları ya da kaybetmeleri, sizin için fark etmiyor.

İçinizdeki bir tel dokunulduğunda ses vermiyor. Susmuş.

Ve birden üzerinize çöken o acı yüzleşme. Kendinizi bildiğiniz günden bu yana duyduğunuz bütün o sevinç ve heyecanlar, hepsi nereye gittiler?

Yoksa kendinize mi yabancılaşmaya başladınız?

* * *

Hemen anlatayım. Uzaklaşma, bu yıl ligin ikinci yarısında birbiri ardına alınan yenilgilerle başladı.

Yani, takımın ilk yarıyı sekiz puan farkla lider bitirip, sonra tepetaklak aşağı gidişindeki yüz kızartıcı beceriksizlik, kötü yönetim ve dağılmayla birlikte...

Kendinizi özdeşleştirdiğiniz bir kulübün bu ölçüde kötüleşmesi, ister istemez sizin de kendinizi sorgulamanıza yol açıyor.

Salt taraftarlık duygusu nedeniyle kendinizi bu ölçüde bir dibe vurma olayıyla ilişkilendirmeye hakkınız var mı ki?

Kopma, galiba o noktada, ‘ne halleri varsa görsünler’ dediğiniz an başlıyor.

Ve sizi başlangıçta tehlikeli gözüken bir kulvara taşıyor ve şu rahatsız edici soruyu tetikliyor:

Son tahlilde bir yönetimin affedilmez hatalarının, sahada koşturan ve kendilerine bile saygısı olmayan, profesyonellikten uzak oyuncuların sorumsuzluklarının sizi üzmesine neden izin vereceksiniz?

Onlar, neden sizin ruh dünyanızda sarsıntı yaratsın?

Hatta, taraftarlık duygusundan kurtulmanız, bir anlamda kendinizi, aklınızı özgürleştirmenizi sağlamayacak mıdır?

* * *

Bu sorular, aslında yalnızca bu yıl değil, takımın her başarısızlık döneminde zihnimi karabasan gibi rehin alan düşüncelerdi.

Ancak sonradan takımın başarılı olmasıyla aşılıyor ve her şey eskisi gibi yerli yerine oturuyordu.

Ama son günlerde gazetelerde dehşete düşerek okuduğum haberler, son kalan bağları da galiba tümüyle koparıyor.

Bu haberlerde Beşiktaş’ın yeraltı dünyasıyla ilişkileri anlatılıyor.

Biz Beşiktaşlılık ruhundan, üstün vasıflarımızdan dem vurur, hatta bize arabacı denmesinden neden gocunmamamız gerektiğini anlatırken, yeraltı dünyası ile kulüp arasında garip ilişkiler yürümüş.

Bunları burada anlatmaya elim gitmiyor. Gazetelerden okuyabilirsiniz.

Bu haberlerde yeraltı dünyasının ünlü isimleri, kulübe nasıl üye oldukları, DGM soruşturmaları, BJK antetli káğıtlar üzerinde yapılan vize sahtecilikleri anlatılıyor.

Biz Beşiktaş kültürü derken, kriminal bir kültür kulübün kapısından içeri girivermiş.

* * *

Bu durumda artık yapacağınız tek bir şey kalıyor.

Cüzdanınızı açıyorsunuz ve 10.819 numaralı siyah beyaz BJK kimliğini diğer kimlik kartlarınızın arasından çıkartıyorsunuz.

Diğer kimlik kartlarınız arasında artık ona ayıracağınız bir yer yok.

Bir dahaki sefer İstanbul’a gittiğinizde, Beşiktaş stadının yanından aşağı inerken, muhtemelen boş tribünler ve yeşil sahanın sessizliği geçmişin uğultusunu bastıracaktır.

O an, belki, gazhane tribününde babasının elinden tutmuş küçük bir çocuğun belli belirsiz siluetini görüp bakışlarınızı ondan kaçıracaksınızdır.

Onların duymadığı utancı yaşamak da size kalmıştır.


Sedat ERGİN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Bu yara kolay kapanmaz
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Parasını kızlarla yiyen adam
 
    Ali Atıf BİR
  Karaoke Kapitalizmi
 
    Bekir COŞKUN
  Bakan ile kuş...
 
    Doğan HIZLAN
  Hürriyet, Genç Tiyatro’yu destekliyor
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  PKK olayını unutmayalım
 
    Enis BERBEROĞLU
  28 Şubat koalisyonu
 
    Ercan KUMCU
  Rekabet üzerine çeşitlemeler (1)
 
    Erkan ÇELEBİ
  ‘Beyaz bayrak’lı pompaya son
 
    Ferai TINÇ
  Avrupa’ya lobi için Patrik de devrede
 
    İlter TÜRKMEN
  Avrupa Konseyi’nde Türkiye
 
    Yurtsan ATAKAN
  Şart midur? Evet şarttur
 
    Murat BARDAKÇI
  Paris’e kaçan Helen’in anası da Zeus’a kaçmıştı
 
    Pakize SUDA
  Yazar değil, okurum
 
    Yalçın BAYER
  AKP nerede hata yapıyor
 
    İlhan SÖYLER
  Çınar devrildi
 
    Şükrü KIZILOT
  Futbolculara vergi cenneti
 
    Serdar ULUER
  Onur mücadelesi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com