13/05/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Bilim
13.05.2004
Aklımızın yönetimine dışarıdan göz dikildi!
 

Sizi sürekli olarak rahatsız eden travmatik anılarınızı, belleğinizden silmek istemez misiniz? Böyle bir temizlik sizi mutlu edebilir, ancak birinin bunu sizin adınıza yapmasına izin verir misiniz? Veya hipersonik dalgalar şeklinde doğrudan beyninizi hedef alan reklam sloganlarının saldırısı altında yaşamak ister misiniz? İnsan aklının yönetimi, yeni sinirbilim teknolojileriyle başkalarının eline geçme olasılığı ortaya çıktı...

Kaliforniya’da 2000 yılında kurulan Bilişsel Özgürlük ve Etik Merkezi işte bu konularda bireysel hakları koruyor. Derneğin kurucularından hukukçu Richard Glen Boire, insan aklının kontrolunu ele geçirmeği amaçlayan bu teknolojilerin her gün biraz daha geliştiğine dikkat çekerek, düşünce özgürlüğünün ciddi bir tehdit altında olduğunu, aklın yönetimi üzerinde bireyin hakkının asla zedelenmemesi gerektiğini söylüyor. Aşağıda New Scientist dergisinde (24 Nisan 04) Boire ile yapılan ilginç söyleşi yer alıyor.

Êİnsan aklını etkilemeyi hedefleyen bu teknolojiler karşısında kaygı duymalı mıyız?

Düşünce özgürlüğü şu anda ABD’de ve pek çok ülkede varolan anayasal hakların temelini oluşturur. Sinirbilimin ve sinirteknolojilerinin gelişmesiyle, bu özgürlükler ciddi bir tehlike altında. Çünkü düşünce özgürlüğü konusundaki yasalar daha tam olarak olgunlaşmış değil. Yasal özgürlüklerin en önemlisi olmasına karşın nedense tam ve açık olarak ifade edildiğini söyleyemeyiz. Bilişsel Özgürlük ve Etik Merkezi’nde (Center for Cognitive Liberty and Ethics-CCLE), mahkemeler, siyasetçiler ve sivil toplum örgütleri için temel oluşturacak yasal kuram ve ilkeleri belirliyoruz.

ÊŞu anda ne tür sinirteknolojileri gündemde?

‘Bellek Yönetimi İlaçları’ adını verdiğimiz çok sayıda yeni ilaç gündemde. Bunlar pek yakında piyasaya çıkacak. Bunların bazıları belleği güvenli bir şekilde iyileştirmeyi hedefliyor. Bazıları ise travma sonrası stres rahatsızlığı olan hastaların beyinlerindeki rahatsız edici anıları silmeye veya şiddetini azaltmaya yönelik ilaçlar.

Bu ilaçlar halihazırda satılıyor mu?

Bazıları satılıyor. Bir beta bloker olan Propranolol’u ele alalım. Bu aslında bir yüksek tansiyon ilacıdır. Ancak bu ilaç travmatik bir olaydan sonra 6 saat içinde alınırsa, travmatik olay büyük ölçüde bellekten siliniyor, hasta olayı neredeyse hiç hatırlamıyor. Bazıları bu tür ilaçların, uçak kazası gibi korkunç olaylara tanık olan kurtarma ve yardım ekipleri tarafından kullanılmasını öneriyor. Bazıları ise şiddetli çatışmalardan sonra askerlerin kullanmasının doğru olacağını söylüyor.

ÊPropranolol bu amaçla hiç kullanıldı mı?

Şimdilik hastanelerin acil servislerinde test edildi. 2002 yılında acile kaldırılan trafik kazası kurbanlarına deneme amacıyla propranolol verildi. Bir ay sonra ilacı alan kurbanlarda travma sonrası stres sendromunun, benzer kazalara maruz kalmış, ancak plasebo verilmiş deneklere göre daha hafif seyrettiği görüldü.

Êİlaç yarar sağlamış gibi görünüyor.

Evet, bu tür uygulamalarda yararlı. Ancak kişilere seçim hakkı tanındığı sürece. Bizler, CCLE olarak acile kaldırılan hastaların tümüne otomatik olarak bu ilacın verilmesinden kaygı duyuyoruz. Sözgelimi çok şiddetli bir terör olayına maruz kalmış bir kişi yaşadıklarını bir daha anımsamak istemiyor olabilir, ancak tanık olmak istiyordur. Acil servislerde çalışan doktorlar hastalarının bu tür rahatsız edici anılarından arındırılmasını onaylayabilirler, ancak bazı hastaların anılarını bütünüyle korumak istemelerine de saygı göstermek zorundalar. Yani hastaya seçim yapma şansı tanınmalıdır.

ÊUfukta başka ne tür gelişmeler görülüyor?

Gelecek 5 veya 10 yıl içinde belleği güçlendirici ilaçların düşünce özgürlüğü konusunda çok ciddi sorunlar yaratacağını düşünüyorum. Bir cinayet olayında tek tanık olduğunuzu varsayın. Böyle bir durumda bu ilaca hayır deme şansınız kalır mı? Yetkililer size şunu söyleyebilir: ‘Gördüklerinizi anımsamanız bizim için çok önemlidir. Bu nedenle bu ilacı alıp, mahkemede gördükleriniz anlatmanızı istiyoruz.’

ÊSinirteknolojilerinde zorlama ve baskı olasılığı var mı?

Bence var. ‘Beynin parmakizi’nin alınması işlemini ele alalım. Bu, FBI tarafından test edilmekte olan gerçek bir teknolojidir. Bu işlemde sanığa cinayetle ilgili birtakım görüntüler gösterilirken, sanığın beyninden yayılan P300 elektrik dalgaları kaydedilir. Bu teknolojinin gücü P300 dalgalarının istemdışı olmasından kaynaklanıyor. Yani sanık sonuçları kontrol edemez. Bu teknolojinin poligraftan daha güvenilir olduğu söyleniyor.

CCLE, beynin parmakizinin alınmasına onay alınması koşuluyla karşı çıkmıyor. Bizim tüm kaygımız yasaları uygulayanların bu teknolojiyi baskı uygulayarak kullanmaları. Bu türlü bir uygulama kesinlikle yasaklanmalıdır, çünkü bellek gibi insanların en özel ve en mahrem alanlarına el atmış oluyorlar.

ÊBellek kontrolunun dışında, ilginizi çeken başka hangi sinirteknolojileri söz konusu?

Hipersonik ses. Bu, pazarlama veya başka konulara ilişkin sloganları, yalnızca tek kişiye aktarmakta kullanılan yoğun bir ses ışınıdır. İnsanlar bu sesi, sesin dar yayılma alanına girmedikleri sürece duymazlar.

ÊÇok eğlenceli gibi görünüyor.

Evet, öyle. Bu teknoloji çok eğlendirici olabilir. Ancak aynı zamanda çok da saldırgandır. Çok anidir ve sanki telefonun içinden geliyormuşcasına etkisini beyninizin içine gönderir. Geçen eylül ayında Forbes dergisinin yazdığına göre, hipersonik sesin yaratıcısı olan American Technology Corporation, bu sesi Tokyo sokaklarında bulunan meşrubat makinelerinin içine yerleştirmiş. Makinelerin önünden geçerken birdenbire beyninizin içinde bir bardağa düşen buz kalıplarının ve gazlı bir içeceğin kapağının açılırken çıkarttığı ‘pısss’ sesini duyuyorsunuz. Doğal olarak önce irkiliyorsunuz ve sesin nereden gelmiş olabileceğini araştırıyorsunuz. Daha sonra bir reklamın tecavüzüne uğradığınızı anlıyorsunuz.

ÊBu teknolojinin kötüye kullanılma olasılığı çok yüksek değil mi?

Bu pahalı bir teknoloji değil. Hipersonik ses çıkartan cihazların fiyatı yaklaşık 600 dolar civarındadır. Ve giderek de ucuzluyorlar. Bazı insanların dengesini bozmak için bunlardan yararlanan insanlar çıkabilir. Kurban gaipten sesler duyduğunu sanarak dengesini yitirebilir. Böyle bir konuda da yasalarda çok büyük bir kara delik mevcut.

ÊCCLE’nin finansmanı nasıl sağlanıyor?

Hükümetten yardım almıyoruz. Mali desteğimizin büyük bir kısmını internetin gelişimiyle ilgilenen kişiler sağlıyor. Bu insanlar interneti haberleşme alanında çok büyük bir olanak olarak değerlendirseler de, internetin sağladığı olanakların modası geçmiş yasal kavramlar nedeniyle yarar sağlamayacağından kaygı duyuyorlar. Bu insanlar sinirteknolojileri gibi yeni teknolojilerin kötüye kullanmasını, yanlış kullanılmasını veya yanlış uygulanmasını engellemek istiyor. Ayrıca bu insanlar düşünce özgürlüğünün daraltılmasını değil, genişletilmesinden yanalar.

ÊYasal açıdan kazandığınız büyük bir başarı var mı?

Geçen yıl Anayasa mahkemesinde çok önemli bir dava kazandık. Amerikan hükümeti dolandırıcılıkla suçladığı bir sanığa, duruşma sırasında ‘aklını başına toplaması’ için antipsikotik ilaç vermeyi planlıyordu. Biz devreye girerek sanığın savunmasını üstlendik ve bu ilacın verilmesini engelledik.

ÊKazancınız ne oldu?

Burada önemli olan Anayasa Mahkemesi’nin sanıklara ilaç uygulanmasını gerektiren yasal durumları belirlemesi oldu. Bu aşamada mahkeme insanın akıl bütünlüğünün kişinin özel hakkı olduğunu kabul etti. Bizler kurum olarak mahkemenin şunu anlamasını istiyorduk: İnsanların özel yaşam hakkını, özerkliğini ve beyin kimyası üzerindeki seçim hakkını korumazsak düşünce özgürlüğünün ne anlamı kalır ki?

ÊAklın kontrolu kimin elinde olmalı?

Şurası çok açık ki, beyne doğrudan müdahale ederek düşünceleri değiştirebilirsiniz. Kim olduğunuzu düşünceleriniz belirlediğine göre ve düşünce özgürlüğü bütün diğer özgürlüklerin anası olduğuna göre, aklın yönetimi hükümetlerin değil bireyin kontrolunda olmalıdır. Düşünce özgürlüğü olmazsa geriye ne kalır? Burada üzerinde önemle vurgulamak istediğim konu, bilişsel özgürlüğün yüzyılımızın en büyük sivil haklarından biri olduğunu kabullenmemizdir. 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com