Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, "Genelkurmay açıklama yapmamalıydı" diyen AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Hans Jörg Krestchmer'e, "Yabancı ülke ve kuruluş temsilcilerinin bulundukları ülkede gözetilmesi gereken bir davranış kodu bulunmaktadır. Biz buna özen gösterilmesini bekleriz" dedi.
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, haftalık basın toplantısında, bir gazetecinin, Kretschmer'in Genelkurmay'ın YÖK açıklaması üzerine yaptığı yorumu anımsatması üzerine "Yabancı ülke ve kuruluş temsilcilerinin bulundukları ülkede gözetilmesi gereken bir davranış kodu bulunmaktadır. Biz buna özen gösterilmesini bekleriz" dedi.
DYP: KRETSCHMER İÇİŞLERİNE MÜDAHALE ETTİ
DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hans Jorg Kretschmer'in Genelkurmay Başkanlığı'nın Yükseköğretim Kanunu Tasarısı'yla ilgili açıklaması konusundaki sözlerinin Türkiye'nin içişlerine müdahale anlamına geldiğini belirterek, Kretschmer'in Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla derhal uyarılması gerektiğini bildirdi.
Kretschmer'in, YÖK Tasarısı konusunda dün yaptığı açıklamada, ''Ordudan, Irak ve Kıbrıs konusunda olduğu gibi 'hükümet karar verir' şeklinde olumlu bir yanıt görmüyoruz, genel siyaset, ordunun görüş belirtmesi gereken konular değildir. Ordunun tavrı geriye doğru bir adım'' dediğini anımsatan Kandemir, yazılı açıklamasında şunları kaydetti:
''Halen AB üyesi olmayan, hatta üyelik müzakereleri için AB'nin henüz tarih dahi vermediği egemen bir ülkede diplomatik temsilci sıfatı ile görev yapan bir memurun, görevli olduğu bu ülkenin içişlerine doğrudan müdahale anlamına gelen ve uluslararası diploması kurallarına tamamen ters düşen bu denli cüretkar ve pervasız beyanlarının görmezlikten gelinmesi ya da geçmişte olduğu gibi, şu veya bu şekilde geçiştirilmesini kabul etmek mümkün değildir.
Türkiye gibi asırlara dayanan bir tarih ve diplomasi geçmişine sahip bir ülkede, devlet ciddiyeti ve ülke saygınlığının öneminin bilincindeki bir hükümetin, selefi Karen Fogg'un benzer beyan ve tutumunun yol açtığı sonuçları unutmuş görünen Kretschmer'i Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile derhal uyarması ve kendisine tanınacak makul bir süre içinde Brüksel'deki makamlarca geri alınmaması halinde 'persona non grata' (istenmeyen şahıs) ilan edileceğini tebliğ etmesi, bizlere yakışır bir tutum olurdu.''
ANAP: İMAM HATİPLER DE YÖK DE SORUN
ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas, ''İmam hatipler nasıl önümüzde bir sorunsa YÖK de idari, mali özerkliğin, bilimsel araştırmanın önünde bir engel olarak duruyor'' dedi.
Nas, Atılım Üniversitesi öğretim üyelerinin düzenlediği sohbet toplantısına katıldı. Burada konuşan Nas, Türkiye'nin gündeminin kolay kolay normalleşmediğini ifade ederek, makro ekonomik göstergelerdeki düzelmelerin mutlaka devlet etme ve siyaset yapma anlayışında köklü bir değişiklikle desteklenmesi gerektiğini söyledi.
YÖK Yasa Tasarısı'na da değinen Nas, hükümetin imam hatip meselesini çözmek yerine yarayı daha da kaşıyarak açtığını ileri sürdü. Üniversitelerin bilimsel ve mali özerkliklerini kısıtlayan yapının bir an önce değiştirilmesi gerektiğini belirten Nas, ''İmam hatipler nasıl önümüzde bir sorunsa YÖK de idari, mali özerkliğin, bilimsel araştırmanın önünde bir engel olarak duruyor'' dedi.
Nesrin Nas, ''Tasarı yasalaşırsa Cumhurbaşkanı'nın tavrının ne olmasını bekliyorsunuz'' sorusu üzerine, yapılan değişikliklerin Anayasa değişikliğini de zorunlu kıldığını belirterek, ''Cumhurbaşkanı'nın şimdiye kadar ki tutumundan yola çıkarsak Meclis'e iade edebileceğini düşünüyorum'' yanıtını verdi.
DSP: GETİRİLMEK İSTENEN SİSTEM, LAİK SİSTEMİ ZEDELEYECEK
DSP Eğitim AR-GE Kurulu Başkanı Necdet Tekin, YÖK Yasa Tasarısı ile getirilmek istenen sistemde, cumhuriyetintemeli olan demokratik ve laik sistem ile eğitim birliğini zedeleyecek unsurlar bulunduğunu söyledi.
Tekin, DSP Parti Okulu'nda kurul üyeleri ile düzenlediği basın toplantısında YÖK Tasarısı'na yönelik eleştirilerde bulundu.
Tekin, yapılmak istenen düzenleme ile ''Mesleki teknik eğitim'' kılıfı kullanılarak imam hatip liselerinin üniversitelerin tüm bölümlerine girebilecekleri bir yapılanmanın anahtarının bilimsel değil siyasi bir makama teslim edileceğini belirtti. Tekin, ''Bu teklifle getirilmek istenen ilk ve ortaöğretimin her kademesi için zorunlu din eğitimi, aslında bütün ilk ve orta öğretimi imam hatipleştirme girişimidir'' dedi.
GENELKURMAY'IN UYARISI
Genelkurmay, 6 Mayıs'ta zehir zemberek bir açıklama yaparak üniversiteye girişte imam hatiplerin önünü açan YÖK yasa tasarısına karşı karşı çıktığını açıklamıştı. Genelkurmay Başkanlığı'nın sert açıklamasında, 'cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılığı şüphesiz olan kesim ve kurumların bu değişiklik tasarısını benimsemesinin beklenmemesi’ gerektiği kaydedildi.
Genelkurmay, Nisan 2004'de aynı konu üzerinde yaptığı açıklamadan bu yana değişen birşey olmadığını vurgulayarak, imam hatiplerin "sadece din hizmetinde görevlendirilecek eleman yetiştiren öğretim kurumları olarak tanımlandığını dikkat çekerek yapılmak istenen değişikliğe karşı çıkılmıştı. Genelkurmay'ın açıklaması şöyleydi:
"Türk Silahlı Kuvvetleri, Avrupa Birliği sürecinde ülkemizin önünü açıcı ve yapıcı katkı sağlamak amacıyla, son Anayasa değişiklikleri içerisinde yer alan doğrudan kurumumuzla ilgili konularda dahi karşı görüş belirtmek için haklı gerekçeleri olduğu halde, görüş belirtmekten özenle kaçınmıştır.
Nisan 2004’de gerçekleştirilen basın toplantısında, kamuoyuna yeterince yansıtılmayan, ancak Kurumumuzun vazgeçilmez kabul ettiği ve açıkça taraf olduğu konular açıklanmıştı.
Bu çerçevede, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan Yüksek Öğretim Kanunu Değişiklik Tasarısına ilişkin gelişmeler dikkatle izlenmektedir.
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 32. Maddesi; ‘İmam Hatip Liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur’an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan orta öğrenim sistemi içinde, hem mesleğe hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır’ hükmünü amirdir.
Kanun maddesinin gerekçesinin yazılı olduğu Meclis ve Senato komisyon raporlarında da belirtildiği gibi, burada kastedilen yüksek öğrenim kurumlarının, kendi alanlarındaki yüksek öğrenim kurumları olduğu açıktır. Ayrıca, 430 Sayılı Tevhidi Tedrisat Kanununun 4. Maddesi; Milli Eğitim Bakanlığı’nca, dini bilgiler konusunda yüksek uzmanlar yetiştirmek üzere üniversitede bir ilahiyat fakültesi kurulmasını ve ayrıca, imamlık ve hatiplik gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevli memurların yetişmesi için de ayrı okullar açılmasını öngörmektedir.
KANUNA UYGUN DEĞİL
Görüldüğü üzere, söz konusu kanunlar; imam hatip liselerini, sadece din hizmetinde görevlendirilecek eleman yetiştiren öğretim kurumları olarak tanımlamaktadır. Olaya bu açıdan bakıldığında, söz konusu değişiklik tasarısının bahse konu bu kanunların lafzına ve ruhuna uygun olduğunu söylemek mümkün değildir.
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 32. Maddesi ve 430 Sayılı Tevhidi Tedrisat Kanununun 4. Maddesi ile tesis edilen sistemin dışına çıkacak uygulamaların, söz konusu maddelerin amaçladığı ‘öğrenim birliğ’ ve ‘laik eğitim ilkelerini’ zedeleyeceği açıktır.
Bu nedenle, Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılığı şüphesiz olan kesim ve kurumların bu değişiklik tasarısını benimsemesi beklenemez. Değişiklik tasarısının getirdiği diğer önemli husus ise Yüksek Öğretim Kanununun 6. Maddesindeki Yüksek Öğretim Kurulu’na ait bazı yetkilerin üniversitelere devrine imkan veren değişikliktir. Bu yetki devriyle amaçlanan hususlar üzerinde de hassasiyetle durulması gerekmektedir.
ALTI AYDA NE DEĞİŞTİ?
Hatırlanacağı gibi, 2003 Ekim ayı içerisinde, meslek liselerine ilişkin bir kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş, ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine gündemden düşürülmüşken, yaklaşık altı ay sonra, ne değişmiştir ki aynı kapsamda bir kanun tasarısı, birçok kurum ve kesimin karşı çıkmasına rağmen yeniden gündeme getirilmiştir. Bu tavrı görmezden gelmek mümkün değildir.
Elbette yüksek öğretim sisteminin düzeltilmesi gereken pek çok yönü bulunmaktadır. Burada esas olan, ‘çağdaş uygarlık düzeyini hedefleyen bir toplum için öğretimin kalitesini artırmak, öğretim ve istihdam arasındaki dengeyi sağlamaktır. Bu düzenlemeler bilimsel kavramlar içerisinde, Anayasa ve kanunlarla çizilen çerçevede eğitim ve öğretim sistemini bir bütün olarak ele almak suretiyle yapılmalıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti nitelikleriyle ilgili düşünceleri ve tavrı dün ne ise bugün de aynıdır ve yarın da aynı olacaktır. Hiç kimsenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu düşünce ve tavrı üzerinde şüphe ve yanılgı içinde olması düşünülemez.
ÇOK CİDDİ SORUN YARATIR
Türkiye’nin son derece hassas meselelerinin olduğu bir ortamda, gereksiz yere ilave ciddi sorunları beraberinde getireceği açık olan bu değişiklik tasarısına ilgili kurum ve kuruluşların dikkatle ve sağduyu içinde yaklaşacaklarına ve Yüce Milletimizin bu konuya gerekli hassasiyeti göstereceğine inanılmaktadır."