Erzurum Nenehatun Doğum Hastanesi Başhekimi Dr. Ramazan Kabataş, hastanelerinin bölge hastanesi konumunda olduğunu, kendilerine bölgenin bir çok ilinden hasta geldiğini söyledi.
Gelen hastalar içerisinde 14-15 yaşlarında gebelerin bulunduğunu anlatan Kabataş, çocuk yaşta, okul çağındaki genç kızların gebe olarak doğum hastanesine gelmesinin toplumun önemli yarası olduğuna dikkat çekti.
Bunların, genellikle kırsal kesimlerde yaşadıklarını ve erken evlilik nedeniyle çocuk yaşta gebe kaldıklarını anlatan Kabataş şunları söyledi:
''Bu durum eskiden daha fazlaydı. Şimdi nadiren rastlıyoruz ama biliyoruz ki, kırsaldaki yerleşim birimlerinden hastaneye getirilmeden doğurtulan çocuk yaşta gebeler var. Bunun için bir rakam veremiyoruz''dedi.
Kabataş, çocuk yaşta gebeliklerin hem anne hem çocuğun sağlığı açısından pek çok zararları beraberinde getirdiğini, bu bilinçsizliğin anne-çocuk ölümlerini artırdığını vurguladı.
''HER GEBELİK BİR YIKIMDIR''
Kabataş, her gebeliğin kadın için özellikle fiziki açıdan bir yıkım olduğunu belirterek, ''Hastanemize, 19'uncu çocuğunu doğurması için getirilen kadın bile hatırlıyorum. Bu, bölgede yaygın. Bu doğumu yapan kadının da, doğurduğu çocuğun da sağlığı risk altında kalıyor. Bu yüzden anne ya da çocuk, hayatını kaybedebiliyor'' dedi.
Kabataş, bu olayların önüne geçilebilmesi için özellikle kırsaldaki yerleşim birimlerindeki insanların daha fazla bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
''TÜRKİYE'NİN İSTATİSTİKLERİNDE DOĞU ÇOK ETKİLİ''
Atatürk Üniversitesi Aziziye Hastanesi Kadın Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kadanalı da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Doğu'daki anne-çocuk ölümlerinin bu konudaki Türkiye geneli istatistiklerini belirlediğini söyledi.
Kadanalı, DİE'nin yaptığı en son araştırmada, riskli doğum olarak adlandırılan 18 yaş altı ve 35 yaş üstü gebeliklerin Türkiye'de en fazla Doğu Anadolu Bölgesi'nde olduğunun belirlendiğini kaydetti.
Bölgede, bir kadının, kadınlığının, doğurganlığı ile ölçüldüğüne dikkat çeken Kadanalı, şöyle devam etti:
''Bölgenin özellikle kırsal kesiminde, kızlar zaten küçük yaşta evlendiriliyor. Toplum, evlenen kız kaç yaşında olursa olsun onun hemen gebe kalmasını bekliyor. Kadınlığı bu şekilde değerlendiriliyor.''
Çocuk yaştaki gebelerin çocuklarını doğurduktan sonra, ona bakmayı da bilmediğini anlatan Kadanalı, bunun da çocuğun sağlıksız şekilde yetişmesine neden olduğunu dile getirdi.
''KADINLAR DEĞİL, ERKEKLERİ EĞİTMELİYİZ''
Bunun yanında, evlendikten sonra yıllarca sürekli gebe kalan kadınların da bulunduğuna işaret eden Kadanalı, ''Bölgede öyle kadınlar var ki, gebe kalınmadan bir yaşamın nasıl bir şey olduğunu unutmuş. Çünkü kadın sürekli gebe. Bir çocuğunu doğuruyor ardından hemen ikincisi, üçüncüsü...'' diye konuştu.
Bölgenin birçok yerleşim biriminde, toplumun, kadını bir doğurma makinası olarak gördüğünün altını çizen Kadanalı, bazı erkeklerin, tarlasında çalışacak daha fazla işgücüne sahip olabilmek için kadını tamamen bir çocuk yapma makinası olarak kullandığını kaydetti.
Aile planlamasında şimdiye kadar genellikle hep kadınların eğitilmesine çalışıldığını, ancak başarılı olunamadığını vurgulayan Kadanalı, ''Aslında erkekleri eğitmeliyiz, çünkü zaten hedef kitlede, evde kadının değil erkeğin sözü geçiyor'' dedi.
''ÖLÜM KORKUSUYLA GİZLENEN GEBELİKLER''
Kadanalı, yine özellikle Doğu'da kırsalda yaşanan başka bir olaya dikkat çekerek, bazı evlilik dışı gebe kalan kadınların, ailesi tarafından öldürülebileceği korkusuyla, gebeliklerini uzun süre gizlediklerini söyledi. Ailesi tarafından, hamileliğin bazı belirtileri başka bir hastalık olarak düşünülerek hastaneye getirilen evlilik dışı gebe kalan genç kadınlara rastladıklarını anlatan Kadanalı, ''Genç kadının, muayenede gebe olduğu ortaya çıkıyor.
Ancak kadın (eğer açıklarsanız beni öldürürler) diyor. Bölgede bu tür olayların yaşandığı bilindiği için hekim de zor duruma düşüyor. Böyle olaylarla da karşılaşıyoruz'' diye konuştu.
Kadanalı, bu durumda olan gebelerin, sağlıksız yöntemler uygulayarak çocuklarını düşürmeye çalıştıklarını da gözlemlediklerini sözlerine ekledi.