|
Şu anda Ankara’da iş başında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde AB’ye tam üyelik idealine sıkı sıkıya bağlı bir hükümet bulunuyor. (Bir itirazı olan var mı?)
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti için bütün yollar AB’den geçiyor.
Bunun nedenini anlayabilmek için şu soruları gözden geçirmeliyiz:
1) AB’ye tam üyelik hedefi, AKP açısından Türkiye’nin yönelmesi gereken bir uygarlık projesi olarak görülüp, bu kavrayışın sonucu ölçülüp biçilmiş, bilinçli ve samimi bir tercihin ifadesi midir?
2) Yoksa bu hedef, Necmettin Erbakan’ın sadık öğrencileri olarak yetişmiş bir kadronun, sonradan değişim ihtiyacını hissedip, Milli Görüş’ten koptukları anda içine düştükleri büyük ideolojik boşluğu doldurmalarına yarayan, her derde deva bir hazır reçete olarak mı görülmüştür?
3) Ya da, yeni bir parti kurmak üzere yola çıktıklarında merkeze yönelme baskısını hissedip, değişim iddialarını kanıtlayabilecekleri bir payanda olarak mı kullanılmaktadır?
4) Tam üyelik hedefi, AKP’nin Ordu’nun Türkiye’deki karar alma mekanizması üzerindeki ağırlığını ve caydırıcılığını sınırlandırmaya dönük bir araç olabilir mi?
BEŞİNCİ ŞIK SÜRPRİZİ
Herkes, kendi siyasi meşrebine göre yukarıdaki sorulardan farklı bir şıkkı işaretleyebilir.
Belki de doğru yanıt, bu şıkların hepsinin birlikte işaretlenmesidir.
Her sorunun farklı derecelerde olmak üzere geçerlik taşıdığı, tümüyle Türkiye’ye özgü karmakarışık bir siyasi süreç de söz konusu olabilir.
Bu takdirde, AKP’yi farklı merkezkaç kuvvetleri barındıran, farklı aktörlerin zıt yönlere çekmek istediği evrim içindeki bir siyasi oluşum olarak görmek gerekecektir.
Ancak bu evrilme sürecinin hükümetin özellikle eğitim alanındaki politikaları nedeniyle bugünlerde ciddi bir kırılma yaşadığını kabul etmek zorundayız.
Hükümetin İmam-Hatip okulları konusundaki inadı, yalnızca ‘şüpheci’ cephede değil, AKP’ye önyargısız bakmaya çalışan kesimlerde bile bu partinin gerçek niyetlerinin okunması açısından göz açıcı bir etki yapmıştır.
Sonuç, AKP’nin merkeze yönelen parti görüntüsünün ‘çizilmesi’ olmuştur.
Madem bugünkü hükümet, Türkiye’nin geleceğini AB ailesinin çatısı altındaki bir ortak yaşamda görmektedir, bu durumda eğitim politikalarını da AB’nin eğitim alanındaki yönelişlerine uyarlaması gerekmez miydi?
AB’DE TEMEL EĞİTİM 12 YILA GİDİYOR
Uyarlamadığına göre, hükümetin eğitim alanında AB’cilik iddiasından vareste tutulmak istediğine hükmedebiliriz. Şöyle ki:
Yunanistan da dahil olmak üzere bütün AB ülkelerinde temel eğitim 9 yıla çıkmış bulunuyor. Türkiye’de temel eğitim binbir güçlükle 8 yıla henüz çıkartılmıştır.
Daha önemlisi, AB ülkeleri, temel eğitimde hızla 12 yıl uygulamasına doğru yöneliyorlar. AB’nin kuzey kanadındaki Benelüks ve İskandinav ülkelerinde temel eğitim zaten 12 yıla çıkmış durumda.
Muhtemelen 2010 yılına geldiğimizde, AB ülkelerinin hepsi temel eğitimde 12 yıla geçişi tamamlamış olacaklardır.
Oysa hükümet programında temel eğitimin 12 yıla çıkartılmasına ilişkin hiçbir taahhüt yer almıyor. Ama İmam Hatip’ler, hükümetin eğitimdeki temel öncelikleri arasında yer alabiliyor.
Bu kadar AB’ci bir hükümet açısından doğru tutum, önce AB’den tam üyelik müzakereleri için tarih alıp, ardından müzakerelerinin açılmasıyla birlikte eğitim reformunu AB ile diyalog içinde bütüncül bir yaklaşım içinde ele almak olmaz mıydı?
SINAVIN CEVAP ANAHTARI NEREDE?
Son günlerin önemli bir gelişmesi, AB cephesinde Türkiye’nin eğitim reformu ihtiyacına dönük bir ilginin belirmeye başlamasıdır.
Türkiye, muhtemelen önümüzdeki aylardan itibaren AB’yi Türkiye’deki eğitimin sorunları karşısında çok daha duyarlı ve yönlendirici bir çizgide bulacaktır.
Dolayısıyla, hükümetin eğitim alanında atacağı adımların her biri, AB konusundaki samimiyetini ölçmeye yarayacak birer mihenk taşı olacaktır.
Bu adımlar, yukarıdaki şıklardan hangisinin doğru yanıt olduğu konusundaki cevap anahtarını da içerecektir.
Şimdi bu sınavın sonucunu beklemeye hazır mısınız? |