|
Ayten SERİN - Ayşen GÜR
İçinde savaş olan, çok figüran kullanılan ve pahalıya mal olan filmlere bol keseden ‘epik’ adını takan Hollywood, nihayet sahiden epik bir senaryo buldu: Homeros’un Truva savaşını 15 bin dizede anlattığı İlyada. Ama bu destan, birçok epik filmin aksine, bütün karakterlerin zaaflarını derinlemesine anlatıyor.
En etkileyici sahneler savaştaki kahramanlıklardan çok, savaşçıların yaşadığı dramlar, ölümün dehşeti ve çılgın bir erkek kalabalığının ortasında kalmış kadınların lanetleri, ağıtları. Aşil (Akhilleus), öfkesi, kıyıcılığı, ikide bir tanrıça annesinden bir şeyler isteyen şımarık oğlan çocuğu kaprisleriyle hiç sempatik değil. Yine de filmdeki baş yıldız Brad Pitt, bu isterik savaşçıyı canlandırıyor. Film cumaya gösterime girdiğinde İlyada’nın perdeye nasıl uyarlandığını göreceğiz. Bugünlük, orijinal hikayeyi anlatmakla yetiniyoruz.
İlyada’nın ilk sayfası açıldığında, on yıllık savaş çoktan başlamıştır. Anadolu’daki Truva (Troya) krallığı, Ege’nin öte yakasından gelen koalisyon güçlerinin tehdidi altındadır. Çünkü, Truva Kralı’nın oğullarından Paris, Lakedaimon (Isparta) Kralı Menelaos’un karısı Helena’yı kaçırmıştır. Menelaos, güçlü kardeşi Mykene Kralı Agamemnon’a başvurmuş ve bütün Akhalar bir koalisyon kurarak Truva’ya haddini bildirmeye karar vermiştir.
İlyada başladığında koalisyon güçleri artık Truva ovasındadır. Yapılan muharebelerde topladıkları ganimetleri paylaşmakta, daha doğrusu paylaşamamaktadırlar. Aralarında tek yarı-tanrı olan büyük savaşçı Phytia Kralı Aşil ile, koalisyon lideri Agamemnon, esir kızlardan Kryseis yüzünden birbirlerine girmiştir. Agamemnon, kızı Aşil’in elinden alır. Aşil deliye döner. İlyada, onun o meşhur isteri krizlerinden biriyle başlar. Sonunda Agamemnon Kryseis’i vermeye razı olur, ama onun yerine Aşil’in tutsağı Briseis’i alır. İkisi yeniden birbirlerine girerler. Aşil, öfkeyle savaştan çekilir, bu yetmiyormuş gibi tanrıça annesi Thetis’i devreye sokar. Talebi, bu genç savaşçının şımarıklığı ve bencilliğini ortaya koymaktadır: Ben savaşmadığım sürece Akha koalisyonu zafer kazanamasın!
Bundan sonra, Akhalarla Truvalılar arasında sayısız muharebe olur. Ama Aşil hiç birinde yoktur. Bu yüzden bir türlü yenişemezler. Paris, sevgilisi Helena’nın kocası Menelaos’a teke tek dövüşmeyi teklif eder, tanrıça Afrodit’in araya girmesiyle bu dövüş yine sonuçsuz kalır. Üstünlük bir Truvalılara, bir Akhalara geçer.
İNTİKAM İÇİN SAVAŞA KATILIR
Akhalar, Aşil savaşa dönmezse hiçbir şey elde edemeyeceklerini anlamışlardır. Onu ikna etmek için çadırında ziyaret ederler, ama şımarık kahraman Nuh der peygamber demez. Oysa Akhalar çok zor durumdadır. Aşil’in en yakın dostu, en büyük aşkı Patroklos bile dayanamaz (Aşil’in cinsel tercihleri geniş bir yelpazeye yayılmaktadır), arkadaşına giderek yalvarır, ama Aşil dinlemez. ‘Korkunç Akhilleus, ne sarsılmaz yüreğin varmış senin, istemem, hiçbir zaman girmesin yüreğime öfkenin böylesi’ diye patlar Patroklos. Sonunda ‘Sen gelmesen bile ben savaşa katılacağım’ diyerek çıkar gider.
Savaşta Patroklos’un karşısına, bir başka büyük kahraman çıkar. Truva Kralı Priamos’un büyük oğlu Hektor’dur bu. Ülkesini savunmaktan başka bir şey düşünmeyen, Truva’daki en güçlü adam odur. Aşil’in dostu Patroklos onun ellerinde ölür.
NEHİRLER KIPKIZIL OLUR
İşte ancak o zaman Aşil kendine gelir, daha doğrusu kendinden geçer: ‘Akhilleus’u kapkara bir yas bulutu kapladı. İki eliyle aldı ocağın küllerini, döktü başının üstüne, kirletti güzelim yüzünü...’ Annesi çığlığını duyup koşarak gelir. Akhilleus ağlar: ‘Can yoldaşım, Patroklos’um öldü, tekmil dostlarımdan üstün sayardım onu. Hektor öldürdü onu, tanrısal silahlarını soydu...’ Sonra yemin eder: ‘Hektor kargımla vurulup can vermezse, Patroklos’u öldürmenin cezasını ödetmezsem ona, insanlar arasında yaşamak benim neyime.’
Aşil, böylece Agamemnon’la barışır, savaşa geri döner, kudurmuş gibidir, önüne gelen Truvalıyı öldürür, cesetleri Skamandros ve Simoeis ırmaklarına atar. Nehirler kan rengi akmaktadır, o kadar ki ırmak-tanrı Skamandros bile kızar, yatağından çıkıp Aşil’i kovalar. Truvalılar kaçıp kentlerine sığınırlar. Bir tek Hektor kalır surların önünde, Aşil’in karşısına çıkar. Ama hiçbir şansı yoktur. Cesur bir adam olmasına rağmen, bir ara korkuya kapılıp kaçar. Aşil, ‘Dağlarda bir köpek nasıl izlerse geyik yavrusunu’, öyle kovalar Hektor’u. Karşılıklı kargı atarlar birbirlerine, sonunda Hektor anlar: ‘Eyvah! Demek tanrılar ölüme çağırıyor beni. Artık uzakta değil kara ölüm, ayağımın dibine geldi, kaçamam ondan.’
İşte böyle öldürür Aşil Hektor’u. Son anda Hektor ona cesedini anne babasına teslim etmesi için yalvarır, tabii Aşil’den merhamet beklemek boşunadır, ‘Döşeğine yatıp ağlayamayacak seni doğuran; köpekler, kuşlar yiyecek bütün bedenini’ diye bağırır. Hektor can verirken şu kahince sözleri söyler: ‘Senin ne olduğun yüzünden belli, demirden bir yürek var göğsünde. Ama uyanık ol, uğramayasın tanrı lanetine.’
Truva şimdi Akha koalisyonunun önünde Hektor’suz, savunmasız kalmıştır. Yaşlı Kral Priamos, oğlu için ağlayarak Aşil’in çadırına gider, yerlere kapanır, cesedini ister. Tanrılar Aşil’e, Hektor’un ölüsünü babasına teslim etmesi için emir verirler, Aşil de nihayet merhamet gösterir, bu emre uyar. İlyada, Hektor’un cenaze töreniyle son bulur: Sonun geldiğini hisseden Truvalılar onun için tek tek ağıt yakar.
SAVAŞI KURNAZLIK KAZANIR
İlyada burada biter ama efsane devam eder: Aşil, Hektor’un öngördüğü gibi ölecektir. Bu yarı-tanrının vücudundaki tek ölümlü nokta olan topuğundan vurularak ömrünü tamamlar. Koalisyon güçleri ise, bir politika ustası olan İthake Kralı Odysseus’un yaptırdığı tahta bir at sayesinde Truva kentinin içine sızmayı başarırlar. Hektor’u kaybetmiş olan ihtiyar Kral Priamos, tahta atın kendilerine uğur getireceğine inanarak şehrin içine alır. Ama atın içinden Akha askerleri çıkar ve Truva’yı ele geçirirler. Koalisyon güçleri, kenti yerle bir eder, hiçbir erkeği sağ bırakmaz, bütün kadınları ganimet alır, on yıllık savaş kan, ter ve gözyaşı içinde sona erer.
bu savaşta hangi tarafı tutmalıyız?
İlyada çevirisi Türkiye’de yayımlandığı sırada Türk entelektüellerinden bir bölümü, Troya’yı başka bir gözle yorumladılar: Troya bir Anadolu kentiydi. Kendisi de bir Anadolulu olan Homeros, bu destanda Troyalıların yanını tutuyor, onlar için ağlıyordu. Homeros İlyada’yı Troya savaşından 500 yıl sonra, savaşı kazanmış olan Akhaların torunlarına hitaben yazmış, onları övmek zorunda kalmıştı. Bir iddiaya göre, İlyada’nın özgün metni Atina’da Petsistratos zamanında sansüre uğramış, Akhaların zalim yönlerini anlatan bölümleri çıkarılmıştı. Ama şunu unutmamak gerek: Homeros bir Anadolulu (İyonyalı) olabilirdi, ancak Ege’nin iki yakasındaki aynı (Hellen) kültürün parçasıydı. Daha önemlisi, Homeros’un destanı insanda taraf tutmaktan çok, savaşı lanetleme isteği uyandırıyor. Nitekim İlyada, birçok savaş karşıtı esere de ilham kaynağı oldu.
TRUVA MI DİYELİM, TROYA MI?
İngilizce aslı ‘Troy’ olan film, Türkiye’de ‘Truva’ adıyla oynayacak. Bu antik kente Türkler uzun süre Fransızca ismini benimseyerek Truva dediler. İlyada destanını Türkçe’ye çeviren Azra Erhat ve A. Kadir, Yunanca ismini esas alarak Troya dedi. Şimdi artık Türkiye’de de Troya adı yaygınlaşıyor.
Film yapımcıları gerçek Truva’yı beğenmedi daha büyüğünü yaptı
Truva Türkiye dahil birçok ülkede 14 Mayıs’ta vizyona giriyor. Wolgfang Petersen’in yönettiği filmde Aşil’i Brad Pitt, Hektor’u Eric Bana, Paris’i Orlando Bloom, Helena’yı Diane Kruger, Kral Priamos’u Peter O’Toole, Odysseus’u Sean Bean oynuyor. Warner Brothers’ın bu dev bütçeli filmi (200 milyon dolardan söz ediliyor) birçok ülkede çekildi. Malta Adası’nda 10 dönümlük bir Truva kenti inşa edildi. Meksika’da bir Truva duvarı yapıldı, duvar çöktü, yeniden inşa edildi. 12 metre yüksekliğinde, 11 tonluk bir Truva atı yapıldı. Filmde 1200 figüran görev aldı. 20 bin yay, 3 bin kılıç ve kargı, 4 bin kalkan yapıldı. Yapım tasarımcısı Nigel Phelps şöyle diyor: ‘İşin aslı şu ki, Truva bizim tasarladığımızdan oldukça küçüktü, iç içe bir yerdi. Bölgedeki evler çoğunlukla tek katlı, düz çatılı, kerpiç evlerdi. Filmi görsel açıdan daha ilginç hale getirebilmek için bunları biraz daha büyütmemiz gerekti...’
Troya kendine yeni bir sponsor buldu
Çanakkale’den 22 km uzakta bulunan Troya, ilk yerleşimin MÖ 3000’de başladığı, Batı Anadolu’daki ilk Tunç Çağı kentlerinden biri. Troya’yı 19. yüzyılda Almanlar buldu. 1988’de kazıyı Tübingen Üniversitesi’nden Prof. Manfred Korfman devraldı ve kendini Troya’ya vakfetti. Kazının giderlerinin yüzde 80’ini Tübingen Üniversitesi, Alman Araştırma Fonu ve Troya Dostları adı altında bir araya gelen özel bağışçılar karşılıyordu. Alman şirketi Daimler Benz ise (şimdi Daimler Chrysler) kazının 15 yıl boyunca ana sponsoruydu ve yüzde 20’lik gideri karşılıyordu. Geçen yıl Daimler’in sponsorluğu son buldu. Bir başka Alman şirketi olan Siemens, ortaya çıkarılan eserlerden Megaron yapısının korunması için tasarlanan çatıyı yaptırdı. Siemens’in, Daimler’ın bayrağını devralıp almayacağı merak ediliyordu. Siemens Türkiye, geçen hafta 5 yıllık sponsorluk anlaşmasının imzalandığını açıkladı. Siemens Türkiye Kurumsal İletişim Direktörü Alp Yörük, sponsorluk kararının filmle ilgisi olmadığını söyledi: ‘Tübingen Üniversitesi’yle bağımız çok daha eskilere dayanıyor, film gündemde yoktu. Ama bizim verdiğimiz miktar yeterli değil, başka sponsorlara da ihtiyaç var.’ |