|
Savaş ÖZBEY
Bugün, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, aralarına dün katılan 10 yeni ülkeyle birlikte uyandılar sabaha. Büyük Avrupa hayaline doğru her geçen gün daha da yaklaşılıyor ancak AB’ye katılımlar sürdükçe bir yandan birlik içindeki dil sorunu da çetrefilleşiyor.
1 Mayıs 2004 itibarıyla 25 üyeli ve 20 resmi dilli kocaman bir aileye dönüşen Avrupa Birliği’nde tarafların birbirleri ile iletişim kurabilmek için yaptıkları çalışmalardan sadece çeviri maliyeti yılda 1 milyar Euro’ya ulaştı.
Avrupa Birliği, her geçen gün yeni üyelerle genişlerken, Eurokratlar adı verilen Brüksel bürokrasisi, 1 Mayıs 2004 tarihi itibarıyla birliğe yeni dahil olan 10 ülkenin ardından Avrupa Birliği’nde işlerin nasıl yürüyeceğine kafa yoruyor. Yapılan hesaplamalara göre Avrupalıların kendi aralarında anlaşabilmeleri için yılda 1 milyar Euro’ya ve binlerce uzman çevirmene ihtiyaç var.
Bugün Avrupa’da 220 ayrı dil konuşuluyor. Avrupa Birliği son genişlemeyle birlikte bu dillerden 20 tanesini resmi dili olarak tescil etti. Yani AB vatandaşları bu 20 dilde, resmi işlerini yürütebilecek, toplantı ve oturumları kendi dilinde takip edebilecek. Bu yüzden bütün bildiri ve resmi belgeler ayrı ayrı bu dillere tercüme edilecek. Bu da tam 430 ayrı yönde uzman çeviri, milyonlarca sayfalık hammaliye ve dev bir kadro anlamına geliyor. Çünkü, 450 milyonluk yeni Avrupa’da, 200-300 milyon kişi yalnızca kendi dilini konuşabiliyor.
Kendi alanında dünyanın en büyüğü diye bilinen AB Çeviri Bürosu, bu iş için 2004’te toplam 1.4 milyon sayfa çeviri yaptı. Bu sayı genişlemeden sonra 2005’te 2.4 milyon sayfaya çıkacak.
Akla gelen ilk çözüm bütün çevirilerin önce İngilizce’ye sonra İngilizce’den diğer dillere çevrilmesi yönündeydi. Ama bu çözüme İngilizce’nin hakimiyetini daha da artıracağı için Fransızlar sıcak yaklaşmıyor. Ayrıca günlük işleyişte de zamanlama sorunları ortaya çıkıyor: Mesela geçen yaz İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin Alman AP milletvekili Martin Schultz’u Nazi subayına benzettiği konuşması buna iyi bir örnek. Berlusconi’nin söyledikleri önce İngilizce’ye sonra Almanca’ya çevrilene kadar Schultz aşağılandığının farkına varmadan yüzünde bir tebessümle Berlusconi’yi izlemiş, ancak aradan zaman geçtikten sonra kulaklığından çeviri yapıldığında, hakarete uğradığını anlayıp kulaklıklarını fırlatarak yerinden kalkmıştı.
AB’nin çokdilli yapısının getirdiği tek problem ortaya çıkardığı masraf değil. Birliğin dil politikasının kendisiyle çeliştiği noktalar da var. Mesela bazı küçük üye ülkelerin dilleri resmi dil iken bu ülkelerdeki büyük azınlıkların kullandığı Romanca ve Katalanca gibi diller AB tarafından muteber kabul edilmiyor. Kimi küçük ülkelerde bu kadar çok sayıda uzman çevirmen bulmak da başka bir zorluk. Buna büyük üyelerin kendi aralarındaki çekişmeler de eklenince AB’deki dil problemini en iyi çeviri komisyonun müdürü Karl-Johan Loennroth’un şu sözleri özetliyor: ‘Eğer Maltaca’dan Fince’ye çeviri yapabilecek birini tanıyorsanız lütfen müdürlüğümüzü haberdar edin.’
Loennroth’un talebi, gerçekten de Kaf Dağı’ndan zümrüdüanka kuşu istemek gibi bir şey, çünkü Maltalılar Arapça ve Latince’nin karışmasından oluşmuş bir dil konuşuyor ve 400 bin nüfuslu Malta’da AB standartlarında çalışabilecek kalitede çevirmen bulmak neredeyse imkansız.
Sadece çevirmen bulmak sorunu çözmüyor bu arada. Bir de ülkelerde konuşulan ama resmi dil kabul edilmeyen durumlarda o ülkelerde yaşayan toplulukları ikna etmek zorundalar. Örneğin İrlandalılar, anadillerinde başvuru ve cevap alma hakkına sahip ama İrlandaca AB’nin resmi dili değil. Buna karşın yeni on üyenin dillerinin resmileşmesi İrlandalıları kızdırmış durumda. Sinn Fein (İrlanda Cumhuriyet Ordusu IRA’nın siyasi kanadı, Keltçe ‘Biz kendimiziz’ demek) kısa süre önce bu durumu protesto etti.
İrlandalıların şikayetinin bir benzerini Katalanlar’dan da duymak mümkün. İspanya’nın belli bölgesinde konuşulan Katalanca, birçok üye ülkenin nüfusundan fazla kişi tarafından konuşulmasına karşın resmi dil değil. Aynı şey Doğu Avrupa’da yaklaşık 8 milyon insanın konuştuğu varsayılan Roman dili Romaneş için de geçerli.
Bu arada işin Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir bölümü var. Eğer Annan Planı, Kıbrıs Rum Kesimi tarafından da kabul edilmiş olsaydı, AB’ye Kıbrıs dolayısıyla Türkçe tercümanlar da gerekecekti. Ancak KKTC’de temsilcilik açmaya hazırlanan birlik için, bu gereklilik hálá ortadan kalkmış değil. En azından Türkiye’nin olası üyeliğine kadar.
AB’NİN RESMİ DİLLERİ
Almanca, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Yunanca, Hollandaca, Portekizce, İsveççe, Danca, Fince,
Macarca, Çekçe, Lehçe, Letonca, Litvanyaca, Estonyaca, Slovakça, Maltaca, Slovence.
THE GUARDIAN KAPAK YAPTI
İngiltere’nin saygın gazetesi The Guardian, hafta içleri yayınlanan G2 ilavesinde, önceki hafta bu konuyu kapak yaptı. Ian Black’ın ‘Yeni Avrupa’nın çokdilli kabusu’ başlığıyla kaleme aldığı makalede, Brüksel bürokrasisinin yeni dil problemi ele alınmıştı.
HER BELGE ÇEVRİLİYOR
Her basit komite toplantısı, genel oturum ya da bilgilendirme belgesi, 20 dile çevrilmek zorunda. İsteyen istediği dilde soru sorma ve yanıt alma hakkına sahip.
MERKEZDE 1600 ÇEVİRMEN
Her gün dil başına 80 çevirmen işbaşı yapacak. Bunların vardiya ve dönüşümlü çalışmalarıyla sayı daha da artabilecek. 20 resmi dil üzerinden hesaplandığında sadece merkez kadronun 1600 kişiyi bulması mümkün.
YILDA 1 MİLYAR EURO
Çeviri masrafı bugüne kadar her AB vatandaşına ortalama bir kahve parasına mal oluyordu ama genişlemeden sonraki tercüme bütçesinin yılda 1 milyar Euro’yu bulması bekleniyor. Bu rakam, toplam bütçenin yüzde biri anlamına geliyor.
430 FARKLI KOMBİNASYON
20 dilden her birinin birbirine çevrilmesi, Bulgarca-Fince, Fince-Çekçe, Çekçe-Danca, gibi 430 farklı kombinasyon demek. Bu da, ortaya çıkacak kombinasyonlarda çapraz çeviri yapabilecek aynı sayıda uzman gerektiriyor.
KALİFİYE ELEMAN ORDUSU
Avrupa’da serbest çalışan bir çevirmenin günlük ücreti 330 Euro civarında (yaklaşık 550 milyon lira). Çevirmenlerin üniversite mezunu olması, her iki dili de çok önemli belgeleri hata yapmadan çevirebilecek kadar bilmesi gerekiyor.
MÜKTESEBAT TERMİNOLOJİSİ
Aranılan çevirmenlerin sadece o dillere hakimiyeti de yeterli değil, aynı zamanda çeşitli kültürlerin etkisi ve farklı dillerden terimlerle her geçen gün karmaşıklaşan Brüksel İngilizcesi’ni de bilmeleri gerekiyor. |