24/04/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Politika
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Gezi
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Anasayfa Son Güncelleme 12:05
24.04.2004
Muhtemel senaryolar

Mensur AKGÜN

Bugün Kıbrıs halkı kullandığı oyla kendi kaderini, bölgenin geleceğini belirliyor. Türk tarafında oyların büyük çoğunluğunun evet olacağından kimsenin şüphesi yok. Kamuoyu yoklamaları Türklerin Annan Planına dayalı çözümü desteklediğini gösteriyor.

Denktaş’ın açıklamaları, Ülkücülerin her zamanki saldırganlığı da evet diyeceklerin sayısını arttırmışa benzer. Devlet Bahçeli’nin askeri siyasete çekme çabasından da ne Kıbrıs halkı, ne de asker etkilendi. Ayrıca Papadopulos’un, AKEL’in plana hayır demesi de pek çok şüpheciyi evet saflarına çekti.

Rumlar ise büyük bir olasılıkla hayır diyecek. Böylece Annan Planı anlamını yitirecek. Planın bir kez daha oya sunulmasını beklemek gerçekçi değil. Zaten sunulsa bile Türk tarafı Planın bu şeklini şimdiden kabul etmiş olduğu için ancak üstünde esasa ilişkin hiçbir değişiklik yapılmadan yeniden oylanması gerekir.

Eğer Türkiye ve Türk tarafı direnebilirse, çok geçmeden adadaki fiili durumun küçük toprak ayarlamaları ile tanınması mümkün olur. Aralık başına kadar Kıbrıs sorunu uykuya yatırılır. AB’den müzakere randevusu çıksa da çıkmasa da, Ocak başından itibaren KKTC’nin varlığının tanıtılması için çalışmalara başlanır.

Türkiye önce KKTC’nin bağımsızlığını gerçekten tanımak yolunda adım atar. Adada bulundurduğu askeri gücünü 1960 Cumhuriyeti’nin bekası Garanti Antlaşması yerine, Amerika ile bizim aramızda yapılan SOTA, SEİA benzeri bir antlaşmaya dayandırır.

Ondan da önemlisi polis gücünün adadaki Türk komutan yerine siyasi otoriteye bağlanması temin edilir. Gerekli anayasal düzenlemeler yapılır. Böylece Ülkücülerin bundan sonraki saldırıları karşısında adadaki askeri varlığımız töhmet altında kalmaz. Kimse de Türkiye’yi işgalci olarak suçlayamaz.

Fakat böylesi bir süreç sancısız olmaz. AB, Rumların oyunbozanlığını çabuk unutur. Üyesi bir devletle, hatta iki devletle başını derde sokmaktansa, Türkiye’ye baskı yapmayı tercih eder. Hollanda ve Avusturya, Rum halkının tatminsizliğini bahane olarak kullanmak üzere seferber olur. Yeni üyeler de buna destek olur.

Rumlar, Amerika’daki lobilerini yine harekete geçirir, Annan Planının kendilerine ne kadar büyük haksızlık yaptığını anlatmaya koyulur. Loizidiou benzeri davalardan kurtulmak için KKTC’nin yarattığı ve yaratacağı iç hukuk yollarının kullanılmaması için ellerinden geleni yaparlar. Zaten bu iç hukuk yolları kullanılsa bile tazminatlarını biz ödemek zorunda kalabiliriz.

Ortaya çıkacak krizler yüzünden Ege sorunlarının çözümü, Yunanistan’la ilişkilerin normalleşmesi askıya alınabilir. Kıbrıs gündemde olduğu sürece Yunanistan kolay kolay çözüm yolunda ilerleyemez. Karamanlis tekrar “tek sorun-tek çözüm” sloganına sarılabilir.

Ama Ankara’nın, KKTC’nin egemenliğini dünyaya kabul ettirmek, tüm bu sorunlarla boğuşmak, AB üyeliğini askıya almak yerine, Kıbrıs sorununun çözümü ile üyeliği arasında zamansal bağlantıyı kurarak ilerlemeyi tercih etmesi, KKTC’nin tanınmasından çok ambargoların kalkması için çaba harcaması, tavrını AB’nin tutumuna endekslemesi çok daha büyük bir olasılık...
 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com