|
DÜN itibarıyla önümüzde şöyle bir fotoğraf vardı: ‘‘Ver kurtulcu’’ diye suçlanan Başbakan Tayyip Erdoğan yüzde 42 oyla Kıbrıs görüşmeleri için yola çıkıyordu.
MONOLOG
Ona ‘‘ver kurtulcu’’ diye yüklenen, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise kaybettiği 1 milyona yakın oyla koltuğunu savunmaya çalışıyordu.
Hem de 24 saate yakın bir inzivadan sonra, kimseye soru sorma imkánı vermediği bir monologla.
Bu fotoğrafa bakıp nasıl bir sonuç çıkaracağız?
Bir sonuç çıkarmadan önce biraz daha sabırlı olun.
Size ikinci bir fotoğraf daha göstereceğim.
Belki gözünüzden kaçmıştır, o nedenle hatırlatmak istiyorum.
Çankaya'nın CHP'li yeni Belediye Başkanı Prof. Muzaffer Eryılmaz'ın ilk demeci şu oldu:
‘‘Çankaya'yı bundan sonra sadece laiklik duyarlılığı ile değil, hizmetle de kazanacağız.’’
Önceki gece yarısından sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı aradım.
Evine kapanmıştı ve kimsenin telefonuna çıkmıyordu.
Bence kendi açısından doğru olanı yapıyordu.
Çünkü oturduğu koltukta hálá rahmetli İsmet İnönü'nün koyduğu kurallar yürürlüktedir.
Bunların başında, ‘‘Önemli bir karar almadan önce 24 saat düşün’’ kuralı gelir.
Baykal onu yaptı ve dün hiçbir şey olmamış gibi hepimizin karşısına geçti.
Kendimi onun yerine koydum ve o sessiz gecede neler düşünebileceğini hissetmeye çalıştım.
Kendi kendine bir bilanço çıkarmış mıdır?
Mesela şu soruyu kendi kendine sormuş mudur?
‘‘Acaba ben nerede hata yaptım?’’
‘‘Onur Öymen'in Kıbrıs politikasını kayıtsız şartsız desteklemekle acaba doğru mu yaptım?’’
SORMAMIŞ
Dünkü basın toplantısındaki haline ve tavrına bakınca, bu soruları asla sormadığını, dolayısıyla cevaplarını da aramadığını düşündüm.
Bir başka şey daha düşündüm.
Baykal, bu seçimin bir yerel seçim olduğunu, dolayısıyla başka bir şeyle karıştırılmaması gerektiğini söylüyordu.
Acaba bu sözleri söylerken kendi hafızasını, partisinin muhalefet mazisini hiç aklına getirmiş miydi?
GÜNAH KEÇİSİ
Yerel seçimde yüzde 21 oy alan Turgut Özal'ı nasıl yerden yere vurduklarını, Çankaya boykotları yaptıklarını bir nebze olsun hatırlamış mıydı?
Yüz ifadesine, ses tonuna, gövde diline bakınca bu sorunun da cevabını buldum:
‘‘Hayır, aklının ucundan bile geçirmemiş.’’
Belli ki son 10 yılın bütün seçim mağlupları gibi o da suçu kendinde ve politikalarında değil, bir başkasında bulmuş.
Yani bütün siyasi hezimetlerin arkasından çıkan o günah keçisinde:
‘‘Medyada...’’
‘‘Medya bize yer vermedi, medya bize karşıydı.’’
Acaba bir an insafa gelip içindeki sansürü kırarak şu soruyu kendine sormuş mudur?
‘‘Medyanın üç santimetre bile yer vermediği MHP ve DYP oyunu artırırken ben nasıl olup da geriledim?’’
Sonra şu Ahmet Piriştina ve Mustafa Sarıgül olayı var.
Onlar nasıl olup da CHP'nin iki katı, üç katı oy alıp seçilebildiler?
Bu mantıklı soruları sorup sonra şu mantıklı sonuca ulaşmış mıdır:
‘‘Demek ki mesele CHP değilmiş.’’
Evet değilmiş.
Demek ki, halka iyi hizmet götüren, şehrinin, beldesinin bütün insanlarını kucaklayan, sadece laiklik zırhının arkasına sığınıp yan gelip yatmayanlar başarılı olabiliyormuş.
Demek ki başarılı CHP'lilerin önü sonuna kadar açıkmış.
CHP kulvarının mümbit bir derinliği varmış.
Akıllı bir siyasetçi, bu yolun sonuna kadar yürüyebilirmiş.
Ve tabii bütün bunlardan sonra derin bir nefes alıp, kendi kendine şu son soruyu sormuş mudur?
SORUN KİMDE
‘‘Sorun CHP'de ve onun siyasi kulvarında değilse, kimde?’’
Evet sorun kimde...
Kendimi Baykal'ın yerine koydum ve o sessiz gecede bu soruyu kendi kendime sordum.
Tabii cevabını da buldum... |