|
PAZAR günkü sonuçlara bakarak statükonun ruhuna ‘‘El Fatiha’’ demiyorum.
Çünkü, bunu 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde zaten söylemiştim.
Kabul, morgda görevli adli tabip, ebedi sandığımız bu ceberrut devletlûnun aslında fani olduğunu ve söz konusu seçim şokuna dayanamayıp ani bir sekte-i kalpten öbür tarafa gittiğini otopsi raporuna yazdığında, inanmakta zorlanmıştım.
İmam efendi musalla taşı önünde ‘‘nasıl bilirdiniz’’ sorusunu sorduğunda ise, yalan yere günaha girmemek için cevabı ağzımızda gevelemekle yetinmiştim.
Fakat yine de edepli insanım canım, ta o tarihte ‘‘amin’’imi esirgememiştim.
Ama işte, hatim duası, irmik helvası falan derken rahmetlinin kırkı yeni doldu.
Mevlid-i şerifini ancak önceki akşam sandıklar açıldığında okutabildik.
Afiyet olsun da, külah içindeki álá akide şekerini yerken statükoya ve ‘‘statüko zaptiyeleri’’ne Allah rahmet eylesin demeyi unutmayın, sevaba girersiniz.
* * *
ŞAKA bir yana, yukarıdaki ironik yaklaşımım aslında gerçeği yansıtıyor.
Evet, Pazar günkü skor, aslında mortoyu Kasım 2002'de çekmiş olan ama bizleri hálá ‘‘acaba hortlar mı’’ dehşetiyle korkutan statükonun ölümünü tescil etti.
Gerisi laf-ı güzaftır ve sonucu başka tür okumanın da ecele faydası yoktur.
Oysa yine de biliyorum, şimdi bazıları seçimin yerel niteliğini vurgulayarak hem AKP zaferini; hem de başta CHP olmak üzere, diğerlerinin hezimetini göreceleştirmek isteyecek.
Böyle ‘‘aritmetik - sosyolojik derinlikler’’ (!) ancak züğürt tesellisi olur.
Doğru, seçimler tabii ki yereldi ama dünyanın bütün demokrasilerinde bu tür oylamalar çok genel bir ‘‘nabız yoklaması’’ olarak algılanır.
Nitekim, yine Pazar günü Fransa'da gerçekleşen bölgesel seçimlerin ikinci turunda ‘‘sol’’ muhalefet iktidardaki ‘‘sağ’’ı perperişan etti ki, dün ben yukarıdaki satırları yazarken Başbakan Jean-Pierre Raffarin'in istifası bekleniyordu.
Dolayısıyla, her ‘‘tali oylama’’ öz itibariyla siyasi bir referandum niteliği taşır.
Hele hele, Türkiye gibi seçmenin yüzde altmışının ‘‘gezgin’’ olduğu bir ülkede.
O halde, her şeyden önce şunları görmemiz gerekiyor.
* * *
SEÇMEN AKP'yi onayladı, zira ana ekseni olumlu giden hükümet uygulaması dışında, söz konusu parti sivil, demokratik ve ‘‘anti rical’’ bir söylemi temsil ediyor.
Demek ki, ne ‘‘irtica geliyor’’ uydurmaları; ne ‘‘iç tehlikeye karşı fişleme’’ korkutmaları; ne de ‘‘Kıbrıs'ı sattırtmayız’’ hamasetleri fayda etmiyor. Etmeyecek!.yeler’’i bizzat kendi mevlit şekerlerini külaha dolduruyorlar.
Üstelik, bu olguyu sırf statükonun değil, onun dümen suyunda aynı nakaratı tekrarlayan Onur Öymen'li veya Ali Topuz'lu bir CHP'nin de görmesi gerekiyor.
Tabii, eğer ‘‘sol’’ ve ‘‘sivil’’ kimlikli bir kitle muhalefet partisi olmak istiyorsa.
* * *
ŞİMDİ, başta Kıbrıs'ta çözüm ve ülkemizin özgürlük ve refah coğrafyasıyla bütünleşmesi hedefleri olmak üzere, hükümetin ufku dünkünden çok daha açıktır.
Fırsatı en azami biçimde kullanmasını diliyorum ve hayırlı olsun.
Tabii, 28 Mart'ta kırkları çıkan statükonun mevlit şekeri de sizlere afiyet olsun.
Canım, laf ola beri gele kabilinden bir rahmet okuyuverin, sevaba girersiniz. |