|
|
‘Dikkat! Barajdan su bırakılacaktır. Çocuklarınıza ve hayvanlarınıza dikkat ediniz.’
Fırat Nehri’ne yakın bölgelerde hayvancılık yapan köylüler geçtiğimiz günlerde cami hoparlörlerinden bu şekilde uyarıldı. Karların erken erimesiyle Fırat Nehri üzerindeki barajların su seviyesinde hızlı yükselmeler oldu. Bölgede ortaya çıkan sel tehlikesi nedeniyle verilen 10 günlük alarm, havaların soğumasıyla son buldu.
Görüldüğü gibi ülkemizde kar hem yağarken, hem de erirken birer afete dönüşebiliyor! Her nedense ülkemizde her şey hep ‘aniden’ oluşuyor. Peki Keban Barajı’nın aniden taşmasının nedeni küresel ısınma mıdır? Bu sorunun yanıtını hiç önemsemiyorum. Çok yersiz bir soru!
Bilindiği gibi artık insan iklimi, iklim de insanı etkiliyor. Senaryolar küresel iklim değişikliğinden ülke olarak olumsuz bir şekilde etkileneceğimizi gösteriyor. Bu olumsuzluklar da daha çok kuraklık, ani seller ve deniz suyu seviyesindeki yükselmeyle beraber Türkiye’nin, tarım, enerji ve turizm sektörlerinde hissedilebilecek.
ABD’YE İLKBAHAR ARTIK 3 HAFTA ÖNCE GELİYOR
Bazı gözlemlere göre son yıllarda iklim değişikliğinin işaretleri daha da belirginleşti. Böylece, ‘mevsimler kaydı mı?’ gibi sorular da çok sık gündeme geliyor. Şu ana kadar tespit edilen ‘mevsim kaymaları’na yönelik bulguların bazıları şöyle:
ABD’ye ilkbahar üç hafta daha erken geliyor.
20 kuş türü, daha önceki yıllara göre yuvalarını dokuz gün önce yapmaya başladı.
İngiltere’nin güneyinde Marsham ailesi 1736’dan beri ilkbaharın işaretlerini kayıt etmektedir. Bu kayıtlara göre meşe ağacının yaprak açmasında en erken davrandığı yıllar 1990’larda oldu.
Geçen 30 yılın her 10 yılında sonbaharın iki gün geciktiği görülmüştür. İlkbaharın ilerlemesi ise her on yılda altı gün olmuştur.
Aslında kar yağışını önemli yapan şey onun sadece miktarı değil; ne zaman ve nasıl eridiğidir. Kışın ve ilkbaharın ilk yarısında dağlara yağan kar, aslında suyun doğal olarak doğada depolanmasıdır. Böylece dağlarda biriken karlar, kurak geçen yaz aylarında nehirlere ve göllere su sağlayan doğal bir baraj gölünün suları gibi görev görür. Fakat karların kışın veya ilkbaharın başında hızla erimesinin ne çiftçiye, ne de enerji üretimine yararı vardır.
Beklendiği gibi küresel ısınmadan dolayı, kışın nehirlerdeki akışta önemli bir artış olurken, yazın akış değerlerinde çok önemli düşüşler oluyor. Diğer bir deyişle, karların erken erimesi baraj göllerinin sıcak yaz aylarında gerekli olan suyu barındıramaması anlamına da gelir.
Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli’ne (IPCC) göre 1990 iklim şartlarına göre Türkiye’de bir yılda kişi başına düşen su miktarı 3.070 metreküptür. Fakat bu suyun büyük bir kısmı suya ihtiyaç olan yerlerde bulunmamakta. İklim şartlarının hiç değişmeyeceğini kabul etsek bile, sadece nüfusu artışı nedeniyle 2050 yılında Türkiye’de bir yılda kişi başına düşen su miktarının yarı yarıya azalarak 1.240 metreküp olması bekleniyor.
Barajlardaki su miktarında azalmalarla birlikte, ülkemizde gelişen yaz turizmi ve çoğalan nüfusa bağlı olarak su ve enerji gereksinimi artıyor. Böylece, su kaynaklarımızın üzerinde artan baskılar ve küresel iklim değişimi göz önüne alındığında 2050 yılında Türkiye’de bir yılda kişi başına düşen su miktarı 700 ila 1.910 metreküp arasında olacak. Diğer bir deyişle, değişen iklimi ve artan nüfusu ile Türkiye 2050 yılında iyice su fakiri bir ülke olabilecek.
RİSK YÖNETİMİNE AĞIRLIK VERMELİ
Fırat Nehri üzerindeki barajlardan su tahliyesi Suriye sınırındaki Karkamış Barajı’ndan başlamıştı. 10 günlük sürede Fırat Nehri yatağına saniyede 2300 metreküp su bırakılacaktı. Bilindiği gibi bu miktar, Suriye’ye söz verilen saniyede 500 metreküp suyun yaklaşık olarak beş katıdır. Bu durumda Dışişleri Bakanımız Suriye’yi olası su baskınları için uyarmak zorunda kaldı.
Bu olay, aynı zamanda neden komşu ülkelerle sınırı aşan suların paylaşımında iklim faktörünü de mutlaka göz önünde bulundurmamız gerektiğini gösteriyor. Benzer şekilde, ABD’den doğup Meksika’dan denize dökülen Colorado Nehri’nin sularının paylaşımı üzerine yapılan antlaşmada ABD, Meksika’ya vereceği suyun miktarını iklim şartlarına bağlamıştır. Kuraklığın şiddetine göre Colorado Nehri’yle Meksika’ya verilecek su miktarı azaltılacak; aşırı yağışlarda ise artırılabilecektir.
Peki Keban Barajı’nın tahliye kapaklarının 1985’ten sonra ilk defa açılmasının nedeni küresel ısınma mıdır?.. Mevsimlerin kaymasıyla Fırat Nehri’nin taşması arasındaki ilişkiyi karların erken erimesinde arayabilir miyiz? Bu tür sorularla artık vaktimizi boşa harcamayalım. Bu tür soruların cevabını şimdi tam olarak bilemeyebiliriz. Ama artık olaylara uzun vadeli bakabilmeli, her şeyi siyah (var) ya da beyaz (yok) şeklinde sınıflandırmayıp, ihtimallere önem vererek risk yönetimine ağırlık verip gerekli tedbirleri zamanında almalıyız.
Gelecekte etkisini daha da arttıracak olan küresel iklim değişimi vb. meteorolojik afetlere karşı artık duyarsız kalmamalıyız. Yoksa başımıza gelecekleri yine ‘aniden’ şeklinde açıklamaya kalkarak bütün dünyayı kendimize güldürmeye devam ederiz. |
|