|
Kenyon, ‘Kurtçuklar üzerinde sürdürdüğümüz araştırmalarda daf-2 geninin yetişkinlerde yaşlılığı kontrol ettiğini gördük. Eğer bu hormon sistemini, gelişme aşamasında kapatırsanız ve yaşamınızın geri kalan kısmında da açmazsanız, istediğiniz kadar uzun yaşayabilirsiniz’ diyor.
Kenyon, ‘Çok sayıda hastalık için yaşlanma en önemli risk faktörü. Yaşlanmayı geciktirirseniz, bütün bu hastalıklardan da kurtulursunuz. Burada en önemli nokta yaşlılığın kader değil bir değişken olması’ görüşünde.
Eğitimini MIT ve Cambridge Üniversitelerinde tamamlayan Cynthia Kenyon bir yapısal biyolog, yani canlıların temel yapısal biyolojik özellikleri üzerinde bir uzman. 2002 Tıp Nobel Ödülü sahibi Sydney Brenner'ın öğrencisi, onun yanında yetişti. İlk büyük araştırmasını 1993 yılında gerçekleştirdi. Laboratuvarında bir milimetre boyundaki bir nemadodun (iki seksin özelliklerini tek bir gövdede birleştiren kurtçuk) yaşam süresini iki misli uzatarak, tüm dünyayı şaşırttı.
Son zamanlarda birkaç küçük değişiklik ilavesi ile, kurtçukların ömrü 6 misli uzadı.
Normal olarak kurtçuklar 20 gün yaşar. Oysa Kenyon'ın kurtçukları 125 gün yaşıyabiliyor.
Daha da ilginci, kurtçuklar ölünceye kadar zindeliklerini koruyabiliyor.
Şu anda San Francisco'daki kaliforniya Üniversitesi'nde biyokimya ve ve biyofizik profesörü olan Kenyon, aynı zamanda Elixir Pharmaceuticals isimli şirketin de kurucusu. Bu alandaki buluşlarını, söz konusu şirket kanalıyla yaşlanmayı durduran/ geciktiren bir ilaca dönüştürmeye çalışıyor.
Aşağıda Discover dergisinde (Mart 04) Kenyon ile yaşlanma konusunda yapılan ilginç söyleşiyi bulacaksınız.
Georgia Üniversitesi'ne girdiğiniz zaman niyetiniz yazar olmakmış. Sonradan nasıl fikir değiştirip biyolog oldunuz?
Evet, doğru. Ben meraklı bir çocuğum. Önceleri gerçekleri roman tarzı kitaplarda aradım. Gerçeği başka yerlerde aramamın daha doğru olacağını anlamam epey zamanımı aldı. Annem fizik fakültesinde yönetici olarak çalışıyordu. Bir gün bana James Watson'ın ‘‘Genin Moleküler Biyolojisi'' isimli kitabı getirdi. Kitaba bir göz atar atmaz genler üzerindeki çalışmalara büyük ilgi duydum. Bu konuyu derinlemesine öğrenmek için içimde karşı konulamaz bir arzu belirdi. En çok biyolojinin mantıklı bir bilim olmasını sevdim. Sonuç olarak MIT'de bakteriler üzerinde çalışmaya başladım. Çünkü genlerini inceliyebileceğim en uygun organizma bakterilerdi.
ÊBirkaç gene müdahale ederek kurtçuklarda yaşlanmayı nasıl kontrol edebiliyorsunuz?
Değiştirdiğimiz gene ‘‘daf-2'' adını verdik. Bu gen, bir hormon reseptörünün (alıcısının) şifrelerini içerir. Daf-2'deki bir değişiklik yaşam süresini büyük ölçüde değiştirir, çünkü daf-2 proteini çok sayıda genin faaliyetini kontrol eder. Bu genlerin her biri şöyle veya böyle yaşam süresini etkiler. Ben daf-2'yi bir orkestra şefine benzetiyorum. daf-2'nin yönetimi altındaki tüm genler, orkestralardaki çalgı grupları gibi büyük bir uyum içinde üzerlerine düşen görevi yerine getirirler.
Burada söz konusu olan genler kaç tane?
Yaklaşık 100 tane. Tam sayıyı ben de bilmiyorum. Bence bunların sayısı değil, ne yaptıkları önemli. Bazı genler antioksidan olarak işlev görür. Yani serbest radikallerin hücrelerde yarattıkları hasarı engeller.
Bazı genler ise şaperon (refakatçi) denilen proteinleri üretir. Bu proteinler hasarlı proteinlerin doğru bir şekilde yeniden katlanmasını sağlar. Bir diğeri anti-mikrobiyal bir görev üstlenir. Bunların işlevi kurtçukları enfeksiyonlara karşı korumaktır. Bazıları yiyeceklerin nasıl tüketileceğine karar veren metabolizma genleridir.
ÊBu kadar çok sayıda geni nasıl oluyor da tek bir düzenleyici yoluna koyuyor?
Çünkü bu şekilde yaşam süresinde tek bir müdahale ile büyük değişiklikler yapılabilir. Bu özelliğin evrimin ilk dönemlerinde ortaya çıktığına inanıyorum. Büyük bir olasılıkla yaşamı başlatan ilk organizmanın ömrü çok kısaydı. daf-2 sayesinde canlı, sıcaklık ve morötesi ışınlar gibi çevresel stresle baş etme yeteneğini kazanır.
Dolayısıyla daf-2, yaşam sahnesinde varolduğu sürece, evrim boyunca canlının yaşam süresinin uzamasını sağlar. Bu bağlamda daf-2 çok sayıda mutasyon geçirir. Şimdi bu orkestra şefi, orkastranın piyanissimo (yavaş) yerine forte (kuvvetli) olarak çalmasını istiyor. Her şeyi tek bir sistem altında toplarsanız bunu başarırsınız.
ÊBu düzenleyici genlerden yararlanarak insanların yaşam süresi nasıl uzatılabilir?
Bu bir olasılık. Tek bir insan genini değiştirerek ömrümüzü ikiye katlamak mümkün olabilir. Bunun doğru olup olmadığını henüz bilmiyorum. Değişik türlerin yaşam sürelerinin arasındaki farkı inceleyince, hepsinin tek bir düzenleyici genin varlığına işaret ettiğini gördüm. Bu genin çalışması daf-2 reseptörüne benziyor. Bu arada daf-16 adını verdiğimiz bir ana transkripsiyon faktörünün pek çok geni açıp kapattığını keşfettik.
İnsanlarda, uzun yaşamla ilgili, kurtçuklarda olmayan özel genler olduğundan kuşkulanıyorum.
ÊPeki, İnsülin Büyüme Faktörü (Insulin Growth Factor-IGF) denilen genin uzun yaşamla bir ilgisi var mı?
Kurtçukda bulunan daf-2 hormon reseptörü insanlardaki üç farklı reseptöre eşittir veya benzeşir. Bu üç reseptörden biri insülin içindir. Bir diğeri ise insüline benzer büyüme faktörüdür ve IGF-1 olarak bilinir. Üçüncüsü ise insülin ile ilgili reseptördür. Kimse bu üçüncü genin ne yaptığını bilmiyor. İnsülin, bilindiği üzere yiyeceklerin vücutta nasıl kullanıldığını kontrol eder. IGF-1 reseptörü ise büyümeyi kontrol altında tutar. Dolayısıyla nematod kurtçukları üzerinde yürüttüğümüz araştırma aklımıza şu soruyu getirdi:
ÊAynı hormon sistemi, diğer organizmaların yaşlanma sürecinde de benzer şekilde çalışıyor olabilir mi?
Bu sorunun yanıtını bulmak için meyve sineklerinin yaşlanma sürecini inceledik. Sineklerde aynı genleri değiştirdiğimiz zaman daha uzun yaşadıklarını keşfettik. Üstelik bunlar kurtçuklardan çok farklıydı. Hele insana hiç benzemiyordu.
ÊKurtçukların ve meyve sineklerinin yaşamını laboratuvarlarda uzatmak iyi de, insanlar bu organizmalardan çok farklı.
İşte bu nedenle bu deneylerin farelerde ve memelilerde de aynı sonuçları vermesi beni çok heyecanlandırıyor. Son yıllarda yapıyan birbirinden iki bağımsız deneyde daf-2'ye eşdeğer bir gene yapılan müdahale ile farelerin yaşam sürelerinin uzadığı görüldü.
Normal farelerde IGF-1 reseptörü geninden iki kopya bulunur. İnsanlarda da bu böyledir. Kopyalardan biri anneden, diğeri babadan geçmiştir. Deneylerden birinde bu kopyalardan biri işlevsiz hale getirildi.
Deneyin sonucunda farenin daha uzun yaşadığı gözlendi. Diğer deneyde bir dokudaki insülin reseptörü tümüyle çıkartıldı. Burada da sonuç aynıydı. Farelerde bir yan etki görülmedi. Yalnızca daha uzun yaşadılar ve şişmanlamadılar. Bu harika bir sonuçtu ve bizim amacımız da buydu.
ÊBir gün gelip yaşam uzatan bir hapın geliştirilebileceğine inanıyor musunuz?
Bu mümkün. Çok da güzel olur. Ancak bütün bu çalışmalarda bizim asıl amacımız normal yaşlanma ile yaşlılık hastalıkları arasındaki ilişkiyi ortaya çıkartmak. Kanser, osteoporoz, diyabet gibi pek çok hastalık yaşlılıkta ortaya çıkıyor. Söz konusu deneylerde uzun yaşayan hayvanlarda bu hastalıklar ancak çok yaşlandıklarında görülüyor.
ÊBütün bu söyledikleriniz hastalıklar konusunda yepyeni bir yaklaşımı işaret ediyor.
Çok doğru. Çok sayıda hastalık için yaşlanma en önemli risk faktörü. Yaşlanmayı geciktirirseniz, bütün bu hastalıklardan da kurtulmuş oluyorsunuz. Burada en önemli nokta yaşlılığın kader değil bir değişken olması.
ÊSiz, kendiniz de sonsuza dek yaşamak ister miydiniz?
Elbette. Ancak genç ve sağlıklı olarak. Aslında bunu herkes ister. Sorunuzu şöyle yanıtlayabilirim: 15 yaşındaki gençlerin kaç tanesi öleceğini aklına getirir? Bu çocuklar kendilerini ölümsüz sanır. Ölümsüz olduklarını düşünmeleri de ayrıca kendilerini rahatsız etmez.
Ê150 yaşına gelince kendinizi yorgun hissetmeyecek misiniz?
O yaşa geldiğimde belki iş hayatımda köklü bir değişiklik yapabilirim. Yapmak istediğim her şeyi yapabilecek zamanım olurdu.
ÊKurduğunuz şirket fareler üzerinde sürdürdüğü araştırmalardan elde ettiği sonuçları, insanlar için yaşlanmayı geciktirici bir hapın geliştirilmesinde kullanacak mı?
Şirketin elinde şu anda hayvan verileri bulunuyor. Hapın geliştirilmesi konusunda daha emekleme aşamasındayız. Ancak bu konuda umutluyuz. Şu anda elde ettiğimiz ilk bilgiler oldukça umut verici.
ÊBöyle bir ilaç insanları nasıl etkiler?
Böyle bir ilacın etkisi azar azar ortaya çıkar. İlk etapta bazı hastalıkların ertelenmesi konusu bizi daha çok ilgilendiriliyor.
Êİnsanlar böyle bir ilacı hangi yaşta almaya başlamalı?
Kurtçuklar üzerinde sürdürdüğümüz araştırmalarda daf-2 geninin yetişkinlerde yaşlılığı kontrol ettiğini gördük. Eğer bu hormon sistemini gelişme aşamasında kapatırsanız ve yetişkin evrede yine açarsanız yaşlanmayı hiçbir şekilde etkilemez.
Ancak yetişkinliğe geçişin başlangıcında hormonları bastırırsanız ve yaşamınızın geri kalan kısmında da açmazsanız istediğiniz kadar uzun yaşayabilirsiniz. Daf-2'nin yetişkinlik evresinin sonuna doğru kapatılması durumunda neler olacağını henüz bilmiyoruz.
ÊYaşamın bu kadar uzaması nüfus artışında tehlikeli bir gidişata yol açmaz mı?
Eğer herkesin yaşı aynı hızda iki katına çıkarsa genç ve yaşlı nüfusun oranı değişmez. Dolayısıyla dünyayı yaşlılarla doldurmaktan bahsetmiyoruz. Nüfusun aşırı artması önemli bir sorun, ancak bu şu anda da olan bir sorun. Nüfusu kontrol etmenin en iyi yolu doğum hızını azaltmaktır.
Başka bir deyişle, amacımız çocuk sayısını azaltmak ve insanların çocuk sahibi olma yaşlarını yükseltmek olmalıdır. Benim büyük annem çok genç bir yaşta, çok sayıda çocuk sahibi olmuş.
Eğer insanlar daha az sayıda çocuğa, daha ileri yaşlarda sahip olursa, doğum hızı giderek düşer. Bu da zaten şu anda oluyor. Ayrıca Dünya'nın varolabilmesi için doğum kontrolu şart. Yaşam uzatan hapların piyasaya çıkmasıyla doğum hızı biraz daha azalabilir. |