|
DÜZENLEYİCİ kurumlar çok doğru bir yaklaşımla gelirlerini sorumlu oldukları sektörün üyelerinden elde ederler. Bazı sektörlerde, gelirler belli kurallar içinde tespit edilen ‘‘aidat’’ benzeri bir yolla toplanır.
Bazı sektörlerde ise, kurumların gelirleri yürürlükteki kurallara uymayan üyelere yasalar çerçevesinde verilen parasal cezalardan oluşur.
Gelirlerini hangi kalıp içinde alırlarsa alsınlar, düzenleyici kurumlar düzenlemekle yükümlü oldukları sektörlerde en açık ifadesiyle mali bir yük olmaktadırlar. Yaratılan mali yük bu kurumların toplumsal bir işlev görmeleri nedeniyle haklı görülmelidir.
Düzenleyici kurumlar, sorumlu oldukları sektörde yarattıkları mali yükü haklı gösterecek bir çaba içinde olmak zorundadırlar. ‘‘Ben kralım’’ anlayışıyla, sektörle bu çeşit kurumların arasında yapıcı bir işbirliğinin kurulabilmesinin olanağı yoktur.
Her şeyden önce, düzenleyici kurumlar gördükleri işlevi en etkin ve en ucuz şekilde gerçekleştirdiklerine önce gelirlerini elde ettikleri sektörleri, sonra da tüm toplumu ikna etmek durumundadırlar. Kısacası, denetleyici ve düzenleyici kurumlar aldıkları paraları hak ettiklerini ispatlamak zorundadırlar.
ÖNCELİKLER
Aldıkları paraları iyi kullandıkları yolunda çeşitli kesimleri inandırmaları dış denetim yoluyla ancak belli bir yere kadar olabilir. Asıl ikna yolu, yaptıklarıyla aldıkları paraları hak etmeleridir. Yani, bu kurumların aldıkları paralar, mutlaka para şeklinde olmasa da, en azından entelektüel bir formda sektöre geri dönmelidir. Dünkü yazımda söz edilen ‘‘sektörün entelektüel liderliğini yapmak’’ işlevi bu açıdan da önemlidir.
Örneğin, Rekabet Kurumu çeşitli sektörlerdeki firmalara çeşitli cezalar vermektedir. Neden ceza verdiklerini doğal olarak açıklamaktadırlar. Acaba, benzer cezaları bir daha vermek durumunda kalmamak için çeşitli sektörleri ‘‘rekabet’’ konusunda eğitmekte midirler? Rekabet Kurumu'nun amacı, rekabeti bozucu davranışlar içinde bulunan şirketleri cezalandırmak mıdır, yoksa ceza vermek durumunda kalmamak için şirketleri eğitmek midir? Öncelik nerededir? Amaç ne olmalıdır?
Asıl amaç ikincisi olmalıdır. Birincisi son çaredir. Bunu yapabilmesi için Rekabet Kurulu'nun çeşitli konularda ilgili çevrelerce bilinen ve tartışılabilen bir görüşünün olması gerekmektedir. ‘‘Rekabet’’ gibi çok da açık olmayan bir kavrama dayanarak verilen yargıların dayanakları önceden bilinmelidir. Türkiye için doğru olmayabilir, ama bilinmediğinde, konu mali kaynak yaratma işlevine dönüşür.
Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu (RTÜK) sektördeki şirketleri nasıl eğitmektedir? Çeşitli konularda şirketlere uyguladığı yaptırımları dayandırdıkları ilkeler tüm sektörce bilinen gerçekler midir? Bu kurum sektörün ağabeyi midir, yoksa dayakçısı mıdır?
NASIL BAĞIMSIZLIK?
Bunları örnek olarak veriyorum. Aksi takdirde, bu kurumları bu aşamada eleştirmek gibi bir amacım yok. Bu çeşit örnekler Enerji Kurumu için de, BDDK için de, SPK için de, diğer düzenleyici kurumlar için de verilebilir.
Burada söylenmek istenen, düzenleyici kurumların bağımsız görüşlerinin olması ve bu görüşleri sorumlu oldukları sektör şirketleriyle paylaşmaları gereğidir. Aksi takdirde, bu kurumlar da yöneticilerinin değişmesiyle görüş ve davranış değiştiren kurumlara dönüşürler. O takdirde de, kendilerini niteleyen ‘‘bağımsız’’ sıfatını hak etmekten uzaklaşırlar. Sahip olmaları gereken itibarları ya yok olur ya da aşınır. |